Nüve Forum


Eğitim hakkinda Bilgi üzerine ile ilgili bilgiler


Bilgi üzerine. Bu yazıda, kendi hayatımdan yola çıkarak; bilginin algılanışına, bilginin edinme yollarına. Doğru bilgi var ise, doğru bilgiye ulaşma peşinde koşan insanların yapması gerekenlere değineçeğim. Doğru bilgi için nelerden

Like Tree2Likes
  • 2 Post By durankestel

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 02.08.13, 08:44
Acemi
 
Üyelik tarihi: Jun 2011
İletiler: 17
durankestel doğru yolda ilerliyor.
Standart Bilgi üzerine

Bilgi üzerine.

Bu yazıda, kendi hayatımdan yola çıkarak; bilginin algılanışına, bilginin edinme yollarına. Doğru bilgi var ise, doğru bilgiye ulaşma peşinde koşan insanların yapması gerekenlere değineçeğim. Doğru bilgi için nelerden vaz geçilmeli, niçin doğru bilgi.Yanlı bilginin nedenlerine değineçeğim. Bilginin tanımına, bilginin kullanımına değinmeye çalışaçağım.

Aileden, okuldan ve çevremden edindiğim bilgiler ile belli bir yaşa kadar düşüncelerimi ve davranışlarımı oluşturdum.

İlk başta aileden edindim bilgiler ile hayata bakışımı oluşturdum. Bir çok davranışımı oluştururken annemde ve babamda ki davranışları bire bir kendime kopyalamışım, bunu yaparken bilinçli bir şekilde yapmadım, annem kendinde görmekten hoşlanmadığı davranışları bile bana bilinçsiz şekilde öğretmiş.
İlk okula Bulgaristan da başladım, dördüncü sınıfa kadar Bulgaristan da okudum, Bulgaristan da okurken edindiğim bilgiler tam olarak nelerdi bilmiyorum şuan, Bulgaristan da sınıfı zorla geçen bir öğrenciydim, Türkiye ye geldiğimde dördüncü sınıftan başladım, burada da sınıfı zorla geçen bir öğrenci oldum -Bulgaristan da ve Türk iyede sınıfı geçmemde annemin öğretmenler üzerindeki etkisi oldu- (Anneme şimdi soruyorum neden beni sınıfta bırakmalarına izin vermedin, sınıfta kalmalıydım diyorum, annem sınıfta kalan çocukları hepten düşük görüyorlar dedi, bence benim sınıfta kalmamam için uğraş vermesinin nedeni, anne ve babamın saygınlık kaybetme kaygısı idi) Lise birde bile sınıfı geçmemde anne ve babamın etkisi oldu.
Okulda edindiğim bilgiler bana çok boş geliyordu herhalde, veya edindiğim bilgilerin hiç değerini anlamadım, bir çok bilgiyi ezberleyerek aldım. Meslek lisesinde öğrenim görürken, şunu söylerdim, öğrenmeye çalıştığım mesleği yapmayacağım diye diye liseyi bitirdim -şuan o mesleği icra etmiyorum-
Genelde aile çevresinde büyüdüm, dışarı çok açık bir aile yapımız olmadı, enişte, dayı, teyze, hala, ve onları çocuklarının olduğu bir aile çevresi oldu, bu aile çevresi de bana hayata bakışları konusunda bir şeyler anlattılar, herkes kendi yaşadığı hayatı anlatıyordu, ve kendi yaşadığı hayat doğru imiş izlenimi veriyordu.
Ailemin hep şöyle bir isteği vardı; benim iyi bir eğitim almam, bu istek şüphesiz çok güzeldi -şuan edindiğim bilgiler onları rahatsız etse de-. Okuma ve yazma öğreten öğretmenlerimin davranışları çok güzeldi, çevremin bana hayat görüşlerini paylaşmaları güzeldi. Ama burada hep eksik olan bir şeyler vardı.

İnsanlar fiziksel, sosyal, psikolojik ve bilgi/anlama ihtiyacı içinde olan varlıklardır, bunlar bir birine bağlı olan şeylerdir, birinde yaşanan sıkıntılar diğerinde de kendini değişik şekillerde gösterir. İhtiyaçlarımızı tam karşıladığımızda sağlıklı kişiler olabiliyoruz. Bilgi ihtiyacını karşılamak için çoğu zaman kulaktan dolma kalıplaşmış tutumlar ve hurafelerle karşılamaya çalışırız. Diğer ihtiyaçlarda olduğu gibi -fiziksel ihtiyaçlarımızdan yemek ihtiyacını karşılamak için, ya çalışırız ya da çalarız.- Bilgi ihtiyacını da iyi bir şekilde karşılamak gerek, çalmak nasıl bizi kötü sonuçlara götürüyorsa, kulaktan dolma kalıplaşmış tutumlar ve hurafelerde bizi kötü sonuçlara götürür.

Sağlıklı bilginin yollarını düşünmeye çalışalım şimdi.

Ilk başta bilgiyi felsefi açıdan biraz kurçalayalım.

Kendimizi, insanları ve hayatı gördüklerimiz kadarıyla mı bilebiliyoruz, tecrübe ettiğimiz deneyimlerimiz kadarıylamı, hayatı ve insanları algılıyoruz. Yoksa bazı kişilerin dedikleri gibi sezgilerimizlemi olayları anlayabiliyoruz, ben kendimde böyle birşey görmüyorum, sezgiler daha önce tecrübelerimiz sonucu yaptığımız keskin çıkarımlar gibi. Bazıları ise kalb, gönül gibi şeylerle olayları algılayabiliriz diyorlar. Bilginin sınırını çizmekte nasıl bir kriter alaçağız. Doğru bilginin kaynağı varmıdır yokmuduru bilmiyorum, doğru bilginin kaynağını bir çok kişi farklı kriterlere göre değerlendirme yaparak açıklıyor; bazıları tutarlılık diyor, bazıları yararlı olmayı diyor... bu sorulara herkezin bir cevabı var elbette, ve bu verdikleri cevaplara göre de hayata bakışları oluşuyor. Ben bu sorulara net cevaplarım yok.

Okullar kişilerin benliklerini oluşturmaları için rahat, baskından uzak, en iyi karar alabilmeleri için ortamlar yaratmalı, düşünmeyi öğretmeleri gerek. Bunlar yaratıldığında bilgi alımı sağlıklı olabiliyor, kişilikler iyi gelişebiliyor. Mesela okulda şu durum bana öğretilmedi; hatalar yaptığımda bu hataların farkına varmak ve hatamı kabul etmek, bu hatayı düzeltmek için uğraş vermeyi öğretmeliydi, çünkü her geçen zaman hataları ve yanlışları kabullenmeyi zorlaştırır. - Kendi kişiliğini sorgulama, gençlikte veya orta yaşlarda daha rahat olabiliyor, orta yaştan sonra kendi kişiliği üzerine sorgulama yapmak ve bu sorgulama sonucunda, gerekirse değişimde bulunmak çok zordur, çünkü; orta yaşa kadar edindiğimiz bilgiler sonucunda oluşturduğumuz hayatın yanlış olduğunu kabul etmek kişiye acı verir, edindiği hayat görüşü çerçevesinde oluşturduğu çevreninde değiştirilmesi gerekebilir, ve önünde yeni bir hayata bakış oluşturacak kadar süre kalmadığını düşünen kişi, kendini değişime kapatır, ve olduğu durumu kabul eder.- Hatalarımı kabul etmeye başladığımda, ve bunları düzeltmeye başladığımda benim kendime güvenimi getirmeye başladı. Hataların olması doğaldı - ailemde benim hatasız olmam gerektiği öğretilmişti- okullarda hata yaptığımda ve yanlış yaptığımda, hatamı kabullenecek ve yanlışımı anlayacak cesaret verilmemişti. İki ortamda da hemen olumsuz eleştiriler, kınamalar geliyordu. Birde değerlendirmeleri neye göre yaptıklarını söylemeden yargılamalar oluyordu, bu ortamda hatalarımı ve yanlışlarımı örtmek için çeşitli oyunlar -savunma mekanizmaları/korunma mekanizmaları geliştiriyordum. Okullar ve aile bu şekilde davranmamalı.
Çevre ise kendi değerini benim üzerinden yükseltmek için, beni hiç düşünmeden, beni küçük düşürerek kendilerini yükseltmeye çalışıyordu.


Ailede edindiğim bilgiler; Çevrenin genel doğrularıydı, bu genel doğrular/ortak duyu/sağduyu genelde çok sorgulanmadan oluşturulmuş, iyi bir doğrulamadan geçemeden oluşmuş, çok tutarlı olmayan, genelde duygulara hitap eden bilgilerdir. Bunun böyle olduğunu fark etmem 24 yaş civarlarında oldu herhalde, bunu fark etmemde çeşitli bilim adamlarının bilimsel bilgiyle edindi bilgileri okumamla oldu, ama bu bilimsel bilgileri alma aşamasına nasıl geldim, nasıl değişime karar verdim, nasıl yeni bir bilgi alma ihtiyacı hissettim, edindiğim eski bilgiler neden bana yeterli gelmedi. Yeni bilgiler almama hayatımda yaşadığım tutarsızlıklar, kaygılar ve belirsizlikler neden olmuştu.
Ben kendi inandığım doğruları sorgulamaya, ailemin inandığı doğruları, çevremin inandığı doğruları sorgulamaya başladığımda, bu sorgulamadan ailem ve çevrem rahatsız olmaya başladı, ben kendim de edindiğim yeni bilgiler ile eski edindiğim bilgiler arasında kalmaya başladım, yeni edindiğim bilgileri hayata geçirmeye başladığımda yeni sıkıntılar ortaya çıkmaya başladı, bu yeni düşüncelerimi söylemeye başladığımda yalnız kalmaya başladım, tepkiler almaya başladım, ama bu bilgi alışını ya durduracaktım ya da yeni bilgi aldığımda yaşadığım kaygıya katlanacak ve yeni sorgulamalara devam edecektim, iyide ne içindi bunca sorgulama, ve her kendi inandığım doğruların aslında doğru olmadığını anladığımda, beni var eden bu eski bilgiler, benim hayatımı oluşturmuştu; arkadaşlarımı, çevremi bu bilgiler sonucunda oluşturduğum hayat anlayışına göre oluşturmuştum, bu bilgiler beni var eden şeylerdi, bu beni var eden bilgileri sorgulamaya başladığımda, edindiğim bilgilerin çok ta gerçekçi olmadığını gördüğümde kendimi çok kötü hissediyordum ve bu durum bende bir gerilim yaratıyordu, sinirli oluyordum... Niye kendimi bu kadar kaygıya ve yalnızlığa itiyordum -eskiden çevremden ve ailemden daha çok saygı görüyordum, kendimi yalnız hissetmiyordum- bunun nedeni, beni tutarsızlıkların rahatsız etmiş olması idi, çelişkilerle yaşamak beni rahatsız ediyordu, katılaşmış tutumlar insanlara sıkıntılar yaratıyordu. kendi içimde çeşitli kaygılar yaşıyordum ve bu yaşadığım kaygılar sonucunda kendi benliğimi korumak için çeşitli sahte benlikler yaratmıştım. Bu sahte benlikler uzun sürede kişiyi daha da sıkıntılara sokmakta olduğunu gördüğümde bunlardan vaz geçmeliyim dedim.

Her telden bilgiler almaya başladığımda, bazı sıkıntılar yaşadım, çeşitli kitaplar okumaya başladığımda, her okuduğum kitabı doğru olarak anlıyor ve hiç bir eleştirel ve sistematik bilgi alışına tabi tutmuyordum, okuduğum bilgileri okulda öğrendiğim gibi öğreniyordum – hiç bir bilgiyi işleme tabi tutmuyordum, ezberliyordum sadece, veya yazarların düşünceleri sanki benim düşüncelerim imiş gibi konuşuyordum, bu durum davranışlarımda bir değişme getirmiyordu. Bilgi alımını -okulda edindiğim bilgileri öğrenmiyordum, sadece belli bir süre için alıyordum, bir bilgiyi almak öğrenmek değil ya, öğrenme aşamalarından hiç geçirmiyordum bilgileri- dağınık bir şekilde alıyordum, bir bilgi alımına nerden başlanmalı onu da bilmiyordum.

Belli düşünce faaliyeti gelişmeden, zihinsel faaliyet aktif olmadan bazı eğitim sistemlerinde kişilere bilgiler aktarılmakta. Düşünceler hiç sorgulanmadan aktarılmakta, soru sorma belli bir ahlak çerçevesinde olmakta, sorgulama sadece edinilmesi gereken bilgi yönünde olmakta, yanıtlar bu yönde olmakta, zaten her sorunun yanıtı önceden hazırdır, hiç zihinsel faaliyete bulunmaya gerek duyulmaz. Bazı ailelerde de belli kavramları anlama yaşına gelmeyen çocuklara bu kavaramlar öğretilmeye çalışılıyor bu yanlış bir şeydir.
Bir eğitim sistemi özgürlüğün tadını vermeli kişilere, insanlık onuru öğretilmeli, soruların tüm yanıtlara açık olduğunu ve tartışmanın alabildiğine gidebilmesini, ve yanıtların ne sonuç verirse versin sürdürülmesi sağlanmalı.

Ailemde bana bazı inançları benimsemem gerektiği öğretildi, hiç bir sorgulama yapmadan bilgileri ediniyordum, bu bilgiler çeşitli hayat görüşleri ile ilgiliydi, okulda da bana bilgilerin doğruluğu yanlışlığı konusunda nasıl bir eleştirel bakış açısı getirileceği öğretilmemişti. Okulda bana sorgulama cesareti de verilmemişti, koşulsuz bilgiye itat etmem öğretilmişti-.

Bilgi alımında nelere dikkat edilmeliydi, çok okumak gerçekçi bir bilgi alımını sağlamıyordu şüphesiz.

Bilgiyi hiç bir işleme tutmayan kişiler (birinci ve ikinci el kaynakları ayırt etmeden, varsayımları, fikirleri , yorum ile gerçek bilgiyi, ve iddiaları ayır etmeden, okuduğu konunun o bilim dalının neresinde yer aldığına bakmadan, çok kitap okuyan insanları gözlemledim), okuyarak, sorgulamadan edindikleri bilgileri destekleyici yeni bilgiler alıyorlardı, sadece kendi inançlarını destekliyeçek bilgileri alıyorlardı.

Bunlar bu bilgi alımını yaparken bunu bilinçli mi yapıyordu yoksa bilimsel bir bilgi alış aşamalarını bilmediğinden dolayımı yapıyordu.

Bilinçli yapanlar;
Gerçekliğe saygısı olmayan kişilerdir. -gerçek gerçektir, bu gerçek beni sıkıntılara düşürse bile bunu kabul etmesini bilmeli insan, şöyle bir durum var ki bunu açıklamalıyım, kişilik zayıflaması olan bir kişi, hayır demesini bilmez, kişilik zayıflamasının nedenleri kaygılar sonucunda oluşan sıkıntılara karşı bireyin geliştirmiş olduğu bir savunma düzeneğidir, kişi sevilmek için karşısındaki insanların isteklerine ve görüşlerine göre davranır, gerçekler bazen söylendiğinde kişinin sevilmemesine neden olur, bu kişilik zayıflaması olan kişiler gerçekliğe saygı ile sevilmek arasında kalır-.
Bir yere bağımlı olup, çıkar peşinde koşan, yaranma peşinde koşan insanlar -bir keresinde 47 yaşlarında tanıdığım biri bana şöyle bir şey demişti: paran oldun mu insanlar senin söylediklerini dinlerler, yalan yanlış konuşsan bile, bu çevrede para güçtür, bir başka çevrede bir başka şey güçtür, seyyidler, şeyhler de bu parası olan kişi gibi dinlenir, burada dinleyenlerin ortak noktası, bu kişilerin yanında olduklarında kendilerininde değerli olacakları, saygınlık görecekleri, güçlü görünmek istemeleri, bir fayda görecekleri beklentisi içinde olmalarıdır-.
Ün ve makam peşinde olan insanlardır.

Bilinçli yapmayanların, yanlışa düştükleri noktalar ise şunlar olabilir;
Katılaşmış bir şekilde bir fikre inanmaları.
Bir mezhebe bağımlı olmaları.
Bilgi kaynaklarını birinci elden edinmemeleri -rivayetlere ve nakil şeklinde sözlü anlatımlara inanmaları-.
Arzularına göre hareket etmeleri.

Doğru bilginin peşinde olanlar da şunu bilir,

Bilimsel bilgi alımının her şeyden önce bir kafa disiplini gerektirdiğinin bilinçindedir.Kaygı ve korkuları ağır basan kişilerden bu disiplini göstermelerini beklemek zordur (kaygı ve korku, karar verme ... ile ilgili yazıma bakabilirsiniz).
Gerçeğe saygılıdır -edindiğin yeni bilgiler eski bilgilerine ters düşse de, yeni edindiği bilgi doğru ise bunu kabul etmesini bilir-.
Değer ve saygı kaybetmekten kaygılanmaz, değer ve saygı kaybederim düşüncesiyle fikirlerini oluşturmaz. Yalnız kalmaktan kaygılansada ve çevresine aykırı düşeçeğini bilse bile edindiği bilgiyi tarafsız bir şekilde değerlendirmeye tutar.
Yargılarında tutarlı ve ihtiyatlı davranmasını bilir -düşüncelerini bir güç altında kalarak oluşturmaz ve değiştirmezde. kolay çıkarımlarda bulunmaktan, ve genellemelerden kaçınır- düşüncelerine sorumluluk anlayışını getirmesini bilir –.
Bilgi edindiği konu hakkında bilinç oluşturur -Bir konu hakkında bilinç oluşturmaya çalışan kişi, o konuya farklı noktalardan yaklaşır, o konu hakkında yazılmış metinleri okur, o konu hakkında kendi konumunu belirler, o konuyu detaylıca inceler ve o konu hakkında fikirler yürütmeye başlar-
Düşüncelerine karşı sorumlu olan kişi yanlış bir bilgiden söz ettiğinde ve sonucunda hatalı durumlar ortaya çıktığında bu durumu düzeltmek için çalışan kişidir, kendi benliğini ön planda tutmaz, düşüncelerinden ötürü bir başkasını sorumlu tutmaz.


Duran Aydoğmuş
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 02.08.13, 15:08
Selim Hoytur - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 5.878
Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Bilgi üzerine

Son derece verimli bir paylaşım olmuş. Elinize sağlık.
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 02.08.13, 15:11
loli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Editör
 
Üyelik tarihi: Apr 2006
Nereden: Ankara
İletiler: 8.182
Blog Başlıkları: 6
loli isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart Cevap: Bilgi üzerine

Kişisel birikimlerinizi akıcı uslupla kaleme dökmüşsünüz. Çok teşekkür ederiz değerli paylaşımınız için.
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 03.08.13, 13:34
Acemi
 
Üyelik tarihi: Jun 2011
İletiler: 17
durankestel doğru yolda ilerliyor.
Standart Cevap: Bilgi üzerine

Selim Hoytur ve lolipop teşekkür ederim,

Söylediklerim etrafımda çok dinlenmeyince, e bende insanım bende düşüncelerimi söylemek istiyorum. Düşüncelerimi çevremde sözle söyleyemeyince, bende düşüncelerimi yazıya döktüm ve çeşitli forumlarda paylaşıyorum -ben uzun süre okuma yazma güçlüğü çeken biriyim, azalarak devam eden bir süreç, ama asla ç ve c nin ayırdına varamayacağım galiba . insan uzun süre bir konu üzerine eğildiğinde -genetik sorunlar yok ise- o konuda istediği sonuca ulaşıyor, sadece kendini bilmeli insan, sınıftaki çocuklar mersedes model araba iken ben ise murat 123 model marka araba idim, hiç mersedes ile murat yarıştırılır mı -eğitim işte...-. Durumunu bilince kendini yapamadığından ötürü suçlamıyorsun veya hayal kırıklığına uğramıyorsun,sadece normal insanlardan daha fazla çalışman gerektiğini biliyorsun o kadar.

Yazışmak istiyorum, ama yazdıklarım hakkında da pek yazan, yorum yapan yok

Yazıya değer vermenize sizin adınıza sevindim.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 03.08.13, 13:52
Selim Hoytur - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 5.878
Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Selim Hoytur öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Bilgi üzerine

Efendim yazılarınıza yorum beklemeden yazmaya devam edin derim. Genel karakter olarak okumayı yazmaya tercih eden bir toplumuz. Yazılarınızın okunması dahi düşüncelerinizin farklı beyinlerde yorumlanması demektir. Kaleminize sağlık
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 03.08.13, 14:07
loli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Editör
 
Üyelik tarihi: Apr 2006
Nereden: Ankara
İletiler: 8.182
Blog Başlıkları: 6
loli isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart Cevap: Bilgi üzerine

Amaç fikirlerimizi paylaşmak.. Paylaşılan düşünceler ne kadar eleştirel bakış oluşturursa o kadar hedefine ulaşır.
Elinize sağlık
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 03.08.13, 14:51
Acemi
 
Üyelik tarihi: Jun 2011
İletiler: 17
durankestel doğru yolda ilerliyor.
Standart Cevap: Bilgi üzerine

Selam, Selim Hoytur ve lolipop,

Yazışmak istiyorum, ama yazdıklarım hakkında da pek yazan, yorum yapan yok , derken bir içerleme yoktu. sözlerimin dinlenmemesine çok alıştım ve bunu normal karşılıyorum artık.

Herkes fikirlerini açıkça söylemeli bence, fikirler açıkça toplum arasında söylendiğinde, gerçekten doğruluğu ortaya çıkabiliyor, hiç fikirlerini söylemeyen birinin yanlışa düşme ihtimali daha fazladır, çünkü insan birçok zaman akla uydurmaları yapabiliyor -hele sistematik olmayan bilgiler aldığında, eleştirel bir bakış açısıyla olaylara yaklaşmadığın da, kaygılı olduğunda-. Fikirler, toplumun her grubundan olan kişilerin yanlarında söylendiğinde daha iyi sonuçlar verebiliyor, fikrini söyleyen kişi için, söylediği fikri tekrar düşünmeye itebiliyor kişiyi, akla uydurmalardan sıyrılabiliyor. Yazılarıma yorum ve sistematik eleştiri getirilmesi benim düşüncelerim üzerinde tekrar düşünmeme sebep olabilir ve yapmış olduğum akla uydurmalar var ise meydana çıkar.

İnsanlar bana bazen bazı dönemlerinde şöyle der senin yanında kendimizi iyi hissediyoruz, birde hayat ile ilgili sıkıntıları çok arttığında beni ararlar, onları dinleyecek birilerine ihtiyacı vardır. insanlar benim yanımda iken savunma mekanizmalarını/düzenlerini ortaya çıkarmazlar pek, oldukları gibi görünmeye yakın olurlar. Çünkü ben hiç kimseyi kınamam, yargılamam, beğenip beğenmeme gibi birşey demem, küçük görmem, ona insan olduğu için bir değer veririm. Kişi kendini bu ortamda güvenli hisseder kendini kendini güvende hisseden insan savunma düzenlerine başvurmaz, güvenli ortamda kişi en iyi bilgi alışına yatkın olur. Bende kendim savunma düzenlerine başvurmadığım dan insanlar beni kolayca bilinçsizce eleştirebiliyor - buna bilerek izin veriyorum- bu bana insanları daha kolay tanımamı sağlıyor, fikirlerimi düzeltmem mi daha kolay sağlıyor.

Şimdilerde şu hayat görüşünü benimsemeye çalışıyorum -bir yıllık bir düşünce, çok yeni-. Beklentiye girmemek, değer görmesem bile ve yazdıklarım hiç birşeyi değiştirmese bile yaptıklarım konusunda yapmaya devam etmeye çalışmak gerektiğini düşünüyorum. Bir ortamı değiştiremediğinde ve böyle beklentiye girdiğinde kırılıyorsun ve kırıldığında bu yaptığın uraşlardan vazgecebiliyorsun.

Bireyin ve toplumun Tepkileri üzerine bir yazı yazmıştım. Bu yazıda son yazdığım paragrafı daha iyi açtım.

TEPKİLERİMİZ...

Çevremdeki olan olaylara karşı nasıl tepkiler veriyorum, çevremdeki olayları ne kadar anlıyorumda ne kadar tepki veriyorum, olaylara tepki şekillerim nasıl, insanların olaylara tepki verme şekilleri nasıllar diye merak ettim.

Tepki vermek olağan/var olan durumdan çeşitli nedenlerden dolayı farklı bir duruma geçme isteğidir, tepki vermemekte olağan durumdan hoşnut olmamasına karşı farklı bir durumda karşılaçağı belirsizlikten dolayı tepki vermemeyi seçer (karar vermemeyi tercih eden kişilerde de bu vardır) tepki veren kişi bir şeylerden hoşnutsuzdur demek, genelde insanların şu durumlarda tepki verdiklerini gözlemledim; kaygı/ters giden işler/belirsizliklerin artması/boyun eğmeye katlanamamak/tutarsızlıklar/adaletsiz bir yaşam/hayatın anlamsız hale gelmesi durumunda insanlar tepki verme eyleminde bulunuyor, kendimde ve çevremde gözlemlediğim/okuduğum kadarıyla bu tepkiler çeşitli şekillerde oluyor.

Şimdi benim burada aramaya çalıştığım/çalışaçağım bu hayatta hangi olumlu tepki şeklini vermek gerektiği. Bu soru ile birlikte şunlarıda düşünmek gerekti, nasıl bir hayat anlayışım olmalı bu hayatta, hayatı nasıl anlamalı ve kendimi nasıl tanımlamalıyım. Hayatı algılayışımız/bakış açımız ve geçmiş deneyimlerimiz, hayattan beklentilerimiz, kendimizden beklentilerimiz tepki şekillerini belirliyor, bu sorular çok zor sorular cevaplar aranması uraş gerektiriyor, verilen yanıtlarda tatmin edici olup olmadığını anlamak zor oluyor.

Hayatı nasıl anlamalıyımdan başlayayım, veya ne kadarını anlayabiliyorum, yaşadığım tecrüberlerden çıkarımlar yapmaya çalışayım, bu çıkarımlar sonucunda da bazı genellemelere varmaya çalışayım.

Kendimizi, insanları ve hayatı gördüklerimiz kadarıyla mı bilebiliyoruz, tecrübe ettiğimiz deneyimlerimiz kadarıylamı hayatı, insanları algılıyoruz. Yoksa bazı kişilerin dedikleri gibi sezgilerimizlemi olayları anlayabiliyoruz, ben kendimde böyle birşey görmüyorum, sezgiler daha önce tecrübelerimiz sonucu yaptığımız keskin çıkarımlar gibi, bazıları ise kalb, gönül gibi şeylerle olayları algılayabiliriz diyorlar. Bilginin sınırını çizmekte nasıl bir kriter alaçağız. Doğru bilginin kaynağı varmıdır yokmuduru bilmiyorum, doğru bilginin kaynağını bir çok kişi farklı kriterlere göre değerlendirme yaparak açıklıyor da, bazıları tutarlılık diyor, bazıları yararlı olmayı diyor, bu sorular cevapsız dururken. Hayatı nasıl anlamalıyım ve ne kadar anlamalıyımmın cevapı yok bende.

Bilgiyi algılamak ile ilgili bir örnek vereyim.
Birlikte yaşadığım bir nenem var 76 yaşında, nenem in mesleği tarla işleri, tarla işlerinde iyidir, takdir ederim. Televizyon nenem orta yaşta iken yeni çıkmış, 1 senden biraz fazla okula gitmiş, okuma yazması yok, heceleyerek biraz okuyor gibi ama bazen bazı harfleri bilemiyor. 3 çocuğunu neredeyse tek başına büyütmüş evlendirmiş. Nenenem televizyonda dizilere çok bakıyor, haberlerede bakıyor, şuan akıl sağlığı ve fiziki sağlığı çok yerinde. Nenem televizyon dizilerinde olanları gerçek sanıyor, haber spikerinin söylediği sözün sadece kendisinde daha önce olan bilgi kısmını alıyor, haberin bütününü anlamıyor, Türkiye dışında olan ülkelerdeki olaylarıda Türkiyede veya Bulgaristanda olmuş gibi algılıyor (Bulgaristanda ve Türkiyede yaşadı sadece, Dünya da başka yerleri bilmiyor, çoğrafya gibi dersleri hiç görmedi, Odasının duvarında iki metreye yakın Dünya haritası astım ama baktığında nasıl birşey algılıyor kestiremiyorum). Burada sormak istediğim soru şu bir bilgiyi nasıl algılıyorum/algılıyoruz, nenemde olduğu gibi benimde böyle algıladığım olaylar neler açaba (ilk doğduğumda bir maarada yaşasaydım ve uzun süre bana o marada sadece hayvanlar gösterilseydi , ve beni dışarı çıkarsalardı sonradan açaba ben insanları gördüğümde nasıl algılardım).
Vicdan kişilere toplum tarafından öğretilen bir duygumu yoksa kişide doğduğunda var olan sabit bir şeymi, diyelimki bir toplumda sakatları istismar etmek normal karşılansın ve yeni doğan bir çocuğa da bu böyle öğretilsin ve bu toplumda büyütülmüş olsun bu çocuk, bu çocuk ta büyüdüğünde herkezin önünde sakat birisini istismar etsin, istismar edenin vicdanı sızlarmı açaba, veya bu toplum bu kişiye vicdansız dermi açaba.

Benim burada anlatmaya çalıştığım neye tepki vereçeğimiz bize öğretilen değerlermi yoksa, insanın doğasında var olan birşeylere gelememesimi, ve nasıl yaşamalı insan sorularına cevap aramalı insan, insanın doğası nedir, veya doğası varmı dır, ondan sonra bir tepki koyma işine girişmeli, girişebilir.
Şöyle bir örnek vererek, neye, nasıl yaşamalı insan, insanın doğası varmı yokmu üzerinde düşünelim.
Bir köle köle olarak ne kadar kalabilir veya bu köleliği nasıl kabul edebiliyor, neden bu köleliğe başkaldırmıyor.Benim köleden anladığım şu; birisinin yanında bağımlı çalışan değil, insan onuruna yaraşmayaçak şekilde yaşamaktır kölelik, kölelik birisine bağımlı olarak yaşamamak durumu var iken dugulardan dolayı bağımlı olarak yaşamak demektir, boyun eğen kişi köledir, haksızlıklık karşısında sesini çıkarmayan kişi köledir. -Bu tanımdaki kölenin durumu insanın durumuna ters mi ki- Köle bu dururumlar kaşısında neden sesini çıkarmıyor, bu duruma nasıl katlanıyor açaba, bazı nedenlerden dolayı katlandığını düşünüyorum; köleliği meşru gösteren bazı örf ve adetlerin var olması, küçük çıkarlar uğruna bu durumunu korumaya çalışıyor olabilir, kölelikten faklı bir durum da bilmeyebilir, köle başkaldırdığında efendileri tarafından sürgüne gönderilebilir korkusu vardır, yalnız kalmaktan korkar, veya köle de kölelerin içinde kendi durumunu üstün göstereçek şeylerin peşinde koşar, veya köle olduğunun farkında değildir, ama benim burada asıl açıklamak istediğim bir insan gerçekten bunlara ne zaman katlanamaz hale gelir, ne zaman canına tak eder, her şeyi göze almaya karar verir, ne zaman bu duruma başkaldırır -her başkaldırı olumlu tepki şeklinde başkaldırı olmaz- Başlarda insan bulunduğu durumdan hoşnut olmamaya başlar, hoşnut olmamak kilit nokta, ne zaman hoşnut olmam.

Evreni tanımlamaya çalışan o kadar çok teori ortaya atılmış ki bazı teorilerin gerçekliği o kadar çok kişi tarafından kabul görmüş ki, ama bu çok kabul gören teoriler bile şuan günümüzde bir anlam ifade etmiyor, bir kesinlik yok, hayatta neye inanacağını şaşırıyor insan, - tabi herşeyi kesinlikle açıklamış ve yanlışlama ihtimali bile olmayan hayat görüşleri var günümüzde bunlarda birçok toplum tarafından kabul görüyor-

insanı da tanımalamaya çalışan o kadar çok teori varki. Hiç birinde bir kesinlik yok.
Tüm bu anlam arayışlarına karşılık şöyle bir durumda var. İnsan yerdeki bir taş gibi değildir, yerdeki taşın hareketleri kesindir, doğası ve özellikleri kesindir, taş tutarlıdır, diğer bütün nesnelerde olduğu gibi, ama insan öyle değil, ben kendimi bir dönem bir taş gibi sınırlandırmaya kalktım her hareketimi kontrol etmek istedim, karar verme süreçlerimi çok inceledim, nasıl karar veririmi, ama ben birçok olayda 180 derece döndüm, -bu değişim işini çevremden etkilenerek deyil daha çok düşünceyle birlikte gelen eylemlerimin sonucu yaptım- Ben çok tanım arıyorum her şeye, ama hayatta tüm saçmalıyla kendini hissettiriyor bana, neden mi bi bakıyorum benim değer verdiğim şey bir anda benim dışımda gelişen olaylar sonucu yok olmuş gitmiş, ve bir anda ölebilirim de, ne bileyim bir anda istemediğim bir olayla karşılaşabiliyorum ve hayatım çok farklı şekil alabiliyor, hiç beklenmedik bir hastalık başımıza gelebiliyor veya hiç beklenmedik bir şekilde kendimizi hapiste veya bir salgının içinde bulabiliyoruz. Bir tarafta benim hayatı anlama, kendimi anlama gibi bir çabamın yanında bir de hayatın bu gerçekleri var, bunlar arasında bazen bunalıp kalıyorum.

Tüm bu durumlara rağmen, anlamsızlığa rağmen, bunca anlam arayışındaki zorluklara rağmen insanların tepki verme şekillerini yazmaya ve açmaya çalışayım. Niçin tepki veriyoruz, -Nitzsche topluma başkaldırmıştı- Bireysel tepkiler ve toplumsal tepkiler diye ikiye ayırayım. Ve yine tüm zorluklara rağmen olumlu tepki şeklini yazmaya çalışayım.
Mesela,
İntihar etmek olaylara karşı verilen bir tepkidir, intihar bir tepki şeklidir. İntihar teşebüsünde bulunan bir kişi, hayatı anlamsız bulur, hayatta onu var eden değerleri yitirdiğini düşünür, değersizlik duygusunu çok kötü yaşar, kendine hayatta tutunacak bir şeyin olmadığını söyler, isteği ve amaçı kalmadığını söyler. İntihar eden bazı kişiler de birilerine birşey göstermek, anlatmak ister. Baskı ve eziyet yüzünden intihar edeni görmedim -belki vardır- Kişi intihar ederek, onun için anlamsız olan hayata bir son verir, bu anlamsızlıklar artık ona bir etki edememektedir. Belki intihar ederek birilerine birşey anlatmak istiyordu, birilerine birşey anlatma, gösterme işinde olan kişide birilerine birşey anlatmış olabilir. Niçin intihar etmemeli, intihar etmemeyi haklı gösterecek nedenler nelerdir, dini bir inança sahip olan bir kişi -dinler intiharı kötü görür- intiharı inançı yüzünden seçmeyebilir, ama bir dini inanca sahip olmayan kişi bu durumlar karşısında neden intiharı seçmemeli, yaşam hakkı kişiye ait ise, ister yaşar, ister yaşamaz, hayat tüm anlamsızlığına ramen yaşanmalı demek çok sığı bir söz olur, her şeye ramen bu tepki şeklini seçmemek niye, ben intiharı seçmem çünkü ben hayatı anlamsız bulduğumda bile bu anlamsızlığı sorgulayan biriyim, hayatın her durumunu merak ediyorum, kendimi değersiz gördüğümde bu değersiz görme durumlarını sorguluyorum, isteklerim ve amaçlarım hiç bitmiyor belki genç biri olduğumdan böyleyim, ama bir uraş edinmek insana iyi geliyor, mesela örgü örmek ve birilerine hediye etmek, mesela bağ bahçede dikim yapmak.

Hayatın belirsizliğine, zorluğuna, adaletsizliğine karşı insanlar katı bir şekilde bir dini mezhebe bağlanarak hayat karşısındaki tutumunu belli ederler, kötü bir olay olduğunda ve bu olan olayın neden olduğunu anlayamadığında hemen kadere bağlar. Adaletsiz bir durum gördüğünde bu durum karşısında birşey yapamadığında hemen söyle bir şey der öbür dünyada hesaplaşaçağız. İnsalar çok zorlandıklarında, sıkıntıları çok arttığında bir çok insan bunda da bir hayır vardır diyerek kendisini rahatlatır, bazıları hacı hocaya giderek mıska yaptırır, türbelere gider dileklerde bulunur, fala baktırır.

Hayatın zorluklarına karşı aldırış etmemek, başı boş vurdum duymaz şeklinde, her olaya hemen atlayarak sadece içindeki sıkıntıyı atmak için verilen isyan şekli de bir tepkidir. Hayata tamamen duyarsız, görmez, duymaz ilgisiz, bana ne lazımcılıkta hayata bir tepkidir.

Bir de içimizde kendi kendimize karşı verdiğimiz tepkiler vardır, kişiler hayatta karşılaştıkları olumsuzluklar sonucunda bazı tepki verme şekilleri geliştiriler; bir olaya karşı başarısız olduğumuzda içimize kapanırız, kendimizi haklı göstereçek bahaneler üretiriz içimizde, insanlardan uzaklaşırız. Bazı kişilerde kendilerini güçlü göstereçek şeklde davranmaya zorlar kendini, herkeze sert görünmeye çalışır, atar tutar sözlerinde, kimseyi yaklaştırmaz nerdeyse yanına bu da bir tepki şeklidir, daha bunun gibi bir çok tepki şekli geliştiririz içimizde.

Yazının bundan sonrasında insanların toplumsal olaylara tepki verme şekillerini ortaya koymaya çalışaçağım, yakınımdan bir örnek ile başlayayım.
Benim anne ve babam bulgaristandan göç ettiler ilk yıllarda Türkiyeye geldiklerde yemek bulmak bile bir sorun olmuş. babam 3 sene 16 saat işte çalışmış annem ise sağlığına cok aykırı bir yerde 15 yil çalışmış, annem ve babamin bulgaristanda evleri ve duzgun isleri vardi, arkadaslari vardi, bsbam Türkiye geleyimde sabah aksam calisirim demiş, Bulgaristanda son yıllarda bazì kisiler tarafindan insani degerlere kisitlamalar getirilmisti babam bu duruma katlanamayarak Türkiyede her kosulda yasamayi secti, annemin ilk zamanlarda ilac alamayacak parasi oldu, Bulgaristanda tatile giden anne ve babam Türkiyede kahfeye çay içmeye gidemediler. Bazı kişiler tarafından Türkiyedeki bu durumumuz kötü algılandı, zor bir hayat olarak algılandı, ama hiçte öyle değildu babam hiç bir zaman Bulgatistana dönmeyi düşünmedi ve halinden çok memnun, çünkü babam Bulgarista adaletsizliğe, başıeğik gezmeye gelemedi buna olumlu bir tepki koyarak Vatanını değiştirdi. -Ben hiç bir nedenle bir insanın öldürülmemesi gerektiğini düşünüyorum, silahlı savaşlara karşıyım, insana her şartta yaşama şansı verilmeli, insan hata yapan bir varlıktır, acizdir biraz insan-
Babam şunun farkina varamadı ve bir çok kişinin olaylar karsisindaki tutumu gibi davrandi. Bir tehlike belirmeye başladığında halkın çoğunun birseyden haberi olmaz, olmamasının nedenleri ise ya cok cahil olmalarından, yada kendisiyle urasmaktan başka birseyi görmez olmasından (devamlı canı sıkılır, her gun kendi kafasını dinlememek icin kendine topluluk arasinda gürültülü, başi boş seyler bulur).
Bazilari ise tehlikenin farkina bir nepze varır ama bazende varmaz, onu daha çok günlük uraşlar ilgilendirir veya tam tehlikenin farkında değildir. bazi kişiler ise tehlikenin farkındadır ama nereden başlanir tehlikeye tepki koymaya onu belirleyemez veya bu kisiler bazen tehlikeyi gecici gibi görmeyi tercih ederler -bu verilecek tepkide kacmak icindir- (ben bir ara bunu yaptım ve bu davranışım hic hoşuma gitmedi, bu davranisimdan sonra ve başka nedenlerden dolayida bu konuya kafa yormaya karar verdim).
Bazi kişiler ise tehlikenin farkındadır ve nasıl davranacağınıda bilir, herşeyi değiştirebileçekmis gibi davranır (ben bir zamanlar bunuda yaptım, ben her tepki seklini hayatimin belli aşamalarında yaptım) böyle düşünen insanlar hiç birseyin değismedigini görduklerinde, bu tepki koyma işinden vaz geçerler -bu insanlardan birsey olmaz gibi seyler soylerler- tepki güçleri zayiflar ve kendine bir pay çıkarmayı da düşünebilir.
Birde benim olumlu tepki dediğim ve benim böyle olmaktan hoşlanacağım bir tepki şekli ise tehlikenin varlğı hic gecmeyeceğini bildiğin halde ve hiç kimseye birsey anlatamadış halde bile tehlikenin varligini yok etmeye calismak gerek, tabi bu tepki seklini koyan insan tehlikenin farkindadir, sonuclarini en iyi bilendir. kendisi icin vermektedir mucadeleyi aslinda, hayatıni boyle anlamli hale getirmektedir, bu kisi kendini tanir, kendisi boyuneğmez, adaletsizlige gelemez, hakkini savunur.

Duran Aydoğmuş.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 03.08.13, 23:31
loli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Editör
 
Üyelik tarihi: Apr 2006
Nereden: Ankara
İletiler: 8.182
Blog Başlıkları: 6
loli isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart Bilgi üzerine

İnsanın yaşam içerisindeki çoğu davranışın temelinde duygusal etkenler yer alır. İnsan davranışlarının temelinde ya geçmişte yaşanan olayların duygusal etkileri ya da geleceğe yönelik hayaller belirleyici ve etkileyici olur. Yaşanılan an içerisinde mevcut olmayan, insanı bulunduğu an diliminden uzaklaştıran tetikleyicileri fark edebilmekte duygu yönetiminin etkili olmasıyla ilişkilidir diye düşünüyorum. Duygularını yönetebilmeyi beceremeyenler farkındalıkları gelişmemiş bireylerdir. İnsan duygularının en tehlikeli boyutu aşağılık kompleksi de diyebileceğimiz yetersizlik hissidir ki, bu bağlamda bu tür insanlar çevrelerini, değerlerini ve ellerindeki her şeyi hızla harcamakta olduklarının bilincinde olmadıklarından yalnızlaşarak mutsuz, bir yaşam sürdürürler.
Duyguları yönetebilmek, duyguların fakında olmak, duyguları tanımak ve yönlendirebilmek, duygulara uyum sağlayabilme kapasitesinde olmak, bireyin duygusal olgunluğu ile alakalıdır.
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
bilgi, üzerine

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 17:10 .