iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 02:28 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Siyaset ve gündem » Modernitenin önşartı demokrasidir

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 16.03.08, 21:26
Standart Modernitenin önşartı demokrasidir

nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
Send PM

16.03.08, 21:26



|

Modernitenin önşartı demokrasidir

Ekonomik güçleri artan Çin ve Rusya, modernleşmenin demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarıyla bire bir bağlantılı olduğuna dair Batılı anlayışa meydan okuyor gibi görünüyor. Ancak, modernleşmeyle gelen sorunlar, özgür basın ve bağımsız yargının yokluğunda aşılamaz

Joschka Fischer
İki asır önce Amerikan ve Fransız Devrimleri'yle, yadsınamaz insan haklarına ilişkin doğal hukuk anlayışı hasıl oldu. Fakat bu hakkın en azından teoride küresel kabul görmesi için savaşlarla, siyasi ve toplumsal
felaketlerle, sömürgeleştirmeyle dolu iki yüzyılın geçmesi gerekti.
Başlangıçta insan hakları fikri iç politikayla sınırlı bir kavramdı. Uluslararası ilişkilerde hak değil, güç tek geçer akçe olmayı sürdürdü. Geleneksel devlet egemenliği anlayışı yalnızca gücü, başka bir deyişle devletin halkı ve toprakları üzerindeki denetimini esas alıyordu ve sergilediği yönetimin medeni ya da zalimane, demokratik ya da otoriter olmasına bakmaksızın devletin otoritesine kalkan oluşturuyordu.


Hukuk ortaya tesadüfen çıkmadı
2. Dünya Savaşı'nın ardından Alman savaş suçlularının yargılandığı Nürnberg Mahkemeleri dünyada geçerli egemenlik anlayışına dair ilk önemli değişime işaret eder. Bir devletin tüm lider kadrosu ilk defa suçları yüzünden yargı önüne çıktı, temsilcileri ve yardakçıları adalete hesap verdi. Nürnberg Mahkemeleri, buna paralel olarak BM'nin kurulması ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin ilan edilmesi, uluslararası ilişkilerde hukukun artan önemini gösteriyordu. Egemenlik bundan böyle sadece güce dayanmayacak, giderek daha fazla hukuku ve vatandaşların hakkına saygıyı içerecekti.
Söz konusu süreç 50 yıllık Soğuk Savaş boyunca büyük ölçüde buzdolabında kaldı. Ancak insan hakları ve hukukun üstünlüğü Batı siyasetinin kalemlerinden biri olarak sonraları yeniden belirlemeye başladı; özellikle de Helsinki Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı'nın ertesinde ve Amerikan Başkanı Jimmy Carter'la Sovyet muhaliflere yönelik muameleyi protesto eden birçok gayriresmi insan hakları savunucusunun bunu kullanmasıyla.
Bir sonraki önemli adım, Ruanda'daki soykırım ve 1990'larda Balkanlar'daki savaşların ardından insani müdahale anlayışının belirmesidir. Bunun neticesinde, nasıl uygulanacağı epey belirsiz olsa bile, uluslararası hukuk hükümetlerin kendi halklarına karşı keyfi tutumlarına ve işledikleri devlet suçlarına karşı 'korunma hakkını' benimsedi.
En nihayet, siyaset ve uluslararası hukuktaki benzeri gelişmeler Uluslararası Adalet Divanı'nın kurulmasına yol açtı. Uzun ve dehşet dolu bir deneyimin ardından bunun kurulmasıyla, modernitenin temel ilkesi, yani 'devletlerin ve yöneticilerinin gücü daha üstün bir hukuk egemenliğine tabi olmalı ve böylelikle bireysel haklar devletin egemenliğinden daha yukarıda yer almalı' fikri, önemli bir gelişme kaydetti.
Bu gelişme kesinlikle tesadüfi değildi. 20. yüzyılda faşizm ve komünizmin totaliter meydan okumaları karşısında Avrupa ve ABD, hukukun üstünlüğünün, güçler ayrılığının ve demokrasinin dış politikayı kati biçimde belirlediğinin ve uluslararası güvenlik söz konusu olduğunda çok önemli olduğunun ayırdına vardı. Demokrasilerin, otoriter rejimlerden ve diktatörlüklerden çok daha barışçıl olduğu anlaşıldı.
Fakat bu ana kadar kaydedilen ilerleme yine tehdit altında. Çin'in yükselişi ve Rusya'nın yeniden güç kazanması, iktisadi kalkınmayla siyasi ve kültürel modernleşme arasında zorunlu bir bağ bulunmadığı fikrini aşılamakta. Özellikle Çin'in nefes kesici ekonomik başarısı, Batı'nın 'özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve pazar ekonomisi birbirine bağlı' fikrine karşı tutarlı bir otoriter alternatifin varlığına işaret eder gibi. Aslında Çin, devletlerin modernitenin sadece istedikleri unsurlarını -teknoloji, ekonomi, altyapı, siyasi kurumlar ve değerler- seçebilecekleri, seçici bir modernleşmenin (sözüm ona bir tür alakart modernleşmenin) mümkün olduğunu telkin etmekte.
Ancak alakart modernleşme yanılgıdan ibaret. Yandaşları, 20. yüzyılın ilk yarısındaki deneyimi, yani otoriter modernleşme Almanya ve Rusya'da denendiği zaman ortaya çıkan feci sonuçları unutuyor. Orta vadede modernleşme bölünemez; ya toptan kabul edersiniz ya da hiç kabul etmezsiniz. Modernite güçlerinin ortaya çıkardığı derin teknolojik ve toplumsal değişimler son kertede uygun normatif ve kurumsal yanıtlar olmadan çözülemeyecek gerilimler yaratmakta.

Yolsuzluğu kim denetleyecek?
Günümüzün Çin ve Rusya'sı da bundan muaf değil. Seçici modernleşme illetinin semptomları her iki ülkede de sık rastlanan yolsuzluklar şeklinde açıkça görülebilir. Mesela Çin ürünlerinin güvenliğinin yetersiz kontrolü yüzünden giderek daha fazla ihracat sorunuyla karşılaşıyor ki, bu yetersizlik büyük ölçüde yolsuzluktan kaynaklanıyor. Özgür basın ve bağımsız yargıya dair bir taahhüt olmadan söz konusu zorluklar sadece daha fazla artacaktır.
Çok geç olmadan, Rusya'daki 'kontrollü' (otoriter) modernleşme de hukukun üstünlüğüne ve işleyen bir güçler ayrılığına izin vermeli, yoksa
ülke petrol ve gaz fiyatlarına bağımlı kalacak ve şiddetli bir iktidar, etkinlik ve para mücadelesine gömülecek.
Üstelik ne petrol ve gaz gelirleri ne de emperyalist politikalar Rusya'nın çöküşünü durduracaktır. İşler demokratik kurumlar olmadan Rusya'nın ikinci seçici modernleşme girişimi de başarısız olacaktır, tıpkı birincisinde Sovyetlerin olduğu gibi.
6,5 milyar insan birbirine bağlı
Dünyanın bir yöresindeki krizlerin saman alevi gibi diğer bölgelere
yayıldığı 21. asrın küresel dünyasında, modernleşmenin ortaya çıkardığı çatışma ve gerilimlerin bastırılmasına dayanan seçici modernleşmenin çok daha tehlikeli bir hal alması muhtemel. Zira bir zamanlar barışa yönelik en büyük tehdit iktidar çekişmelerinden ve ekonomik rekabetten kaynaklanırken, şimdilerde giderek daha fazla biçimde istikrarlı
bir ülkedeki siyasi ve toplumsal parçalanmanın, buradaki normatif ve kurumsal sistemin çökmesinin bölgesel ve küresel etkilerinden, yeni totaliter ideolojilerden kaynaklanmakta.
İşte bu nedenledir ki, dış politikada 'realist'le 'idealist' denilen taraflar ve 'sert'le 'yumuşak' güç yanlıları arasındaki karşıtlık, geçmişe ait görünüyor. Devletlerin hâlâ geleneksel çıkar merkezli politikalar izlediği kesin. Ancak böylesi politikalar gelecekte barış ve istikrarı güvence altına almakta gitgide daha az yeterli olacak. 21. asırda insan hakları ve güvenlik ayrılmaz biçimde birbirine bağlı olacak. Küreselleşmenin sonucu şudur; tek bir küresel ekonomi ve devletler sistemi içindeki 6,5 milyar insanın karşılıklı bağımlılığı.
(Lübnan'da İngilizce yayımlanan gazete, eski Almanya dışişleri bakanı, 5 Mart 2008)

Radikal-çevrimiçi / Yorum / Modernitenin önşartı demokrasidir
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
modernitenin onsarti demokrasidir

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz