iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 05:06 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Siyaset ve gündem » Siyaset bilimci, yazar Nuray Mert : 'Darbe olmaz diyemem'

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 17.03.08, 14:17
Standart Siyaset bilimci, yazar Nuray Mert : 'Darbe olmaz diyemem'

17.03.08, 14:17



(rptj) nuray mert | Ortadoğu'da Din ve Toplum - Nuray Mert in kaleminden | Eski Dilde Siyaset: Siyaset-i Mülk, Siyaset-i Nefsiye, Erbab-ı Siyaset | Yazar kasa-tarihçesi- mekanik yazar kasalar- elektronik yazar kasalar | Silahla Oyun Olmaz,Silahtan Oyuncak Olmaz |

'Darbe olmaz diyemem'

Siyaset bilimci, yazar Nuray Mert, Mine Şenocaklı'ya konuştu

MİNE ŞENOCAKLI

Çok vahim bir siyasi kriz, sonunun nereye varacağını kimse bilemez!

Kutuplaşmanın zirve yaptığı bir ülkede her iki kutbun da görüşlerine değer verdiği bir isim, siyaset bilimci ve yazar Doç. Dr. Nuray Mert... İki hafta öncesine kadar AKP’ye kapatma davası açılmasının mümkün olamayacağını düşünüyordu. Cuma gününden bu yana ise, “Artık bu ülkede darbe olmaz” diyemeyecek noktaya gelmiş. Nedenini soruyorum; cevabı çok net, bir o kadar da karamsar oluyor: “Bu son derece vahim bir siyasi kriz, kimse sonunun nereye varacağını bilemez!”

Türkiye, hiç olmadığı kadar kamplaşmanın etkisi altında diye başlamıştım, Nuray Mert’le yaptığım söyleşiye... İki hafta önceydi, derken söyleşi yayımlanmadan Amerika’ya gitmem gerekti. Döndüm, çarşamba günü bir kez daha bir araya gelip söyleşiyi güncelledik... Cuma akşamı ise Mert’in yaptığı uyarılar gerçek oldu! Yargıtay Başsavcısı AKP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı. Ben kutuplaşma nereye gider diye sorup durmuştum Nuray Mert’e daha öncesinde, o da “Sistem direnecektir. Ama yargıyla yürütmenin karşı karşıya gelmesi çok vahim bir durum” diye yanıtlamıştı. Söyleşi boyunca bir noktaya daha vurgu yapmıştı: “28 Şubat’ın üzerinden sadece 11 yıl geçti. Erdoğan hırçınlaşırken bunu unutmamalı!” AKP’nin daha dikkatli davranması gerektiğini belirtiyor, bugünkü gerilimde onların sorumluluğunun biraz daha fazla olduğunu söylüyordu. AKP’ye uyarısını yapıyor, bir de çözüm öneriyordu: “Çoğunlukta olmak yetmez, size oy vermeyen 7 milyon insanı da ikna etmelisiniz. ’Kimseyi ikna etmek zorunda değiliz’ derseniz, demokratik atmosfer bozulur.”

Tarihin en majör siyasi krizlerinden birini yaşıyoruz

Mert’e göre, vazo cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kırılmıştı zaten. AKP; Abdullah Gül üzerinde diretmemeli, yumuşak bir geçiş yapmalıydı. Gerçi Mert hiç de rahatsız değil Çankaya’da bir başörtülü hanımın oturmasına... AKP’nin gizli bir ajandası olduğu fikrine de katılmıyor ama... Onun da pek çok aması var... En önemli ’ama’sı ise hükümetin kaygıları algılamamak ve anlamamakta ısrar etmesi, hatta küçümsemesi... İşte bu yüzden kamplaşma, kutuplaşma derken, şimdi ülke yönetilemez bir hale geldi. Herkes kapatma davasına ilişkin gelişmelere kitlenmişken, Nuray Mert’le üçüncü kez söyleşimizi güncelledik. Güncellerken son bir soru geldi aklıma, cevabından korkarak; “AKP kapatılır mı? Ya da daha kötüsü bir darbe olabilir mi?” Korktuğum cevabı aldım Mert’ten: “Bana birkaç ay önce ’AKP’ye parti kapatma davası açılır mı?’ diye sorsaydınız, gülerdim. Nitekim soranlara hep, ’Yok daha neler!’ dedim. Şimdiyse ’Darbe olmaz’ diyecek halde bile değilim! Zira bu çok vahim, majör bir siyasi kriz ve sonunun nereye varacağını kimse bilemez.”

İki hafta önceki konuşmamızda, ’Sistem direnecektir’ demiştiniz. Haklı çıktınız...

Maalesef... Açıkçası bu kadar şok edici, bu kadar büyük bir türbülans beklemiyordum. Zaten çoğunluk iktidarına rağmen çok büyük gerilim vardı. Ortada hiçbir şey yokken Malezya tartışması çıkmıştı. Yani Türkiye’de bir yönetilme krizi vardı. Şimdi bu yönetilebilirlik krizi çok daha derinleşti. Sonucu ne olursa olsun, kim hangi saikle bu kararı vermiş olursa olsun, asıl önemlisi kurumların bu kadar kamplaşmış olması. Yani yürütmeyle yargının karşı karşıya gelmiş olması.

Peki sizce AKP kapatılır mı?

AKP kapatılır ya da kapatılmaz... Ondan önce, yargıyla yürütmenin kamplaşmış olması majör bir krizdir. Kurumlar bu şekilde karşı karşıya geliyorsa kapatma olmasa da, bu çok büyük bir siyasi kriz anlamına gelir. Bu siyasi kriz, hukuksal süreç işliyor diye hafifsenemez. Bu Türkiye’nin yönetilemez hale gelmesi demektir.

TÜRKİYE YÖNETİLEMEZ HALE GELDİ

Önümüzdeki günler ne getirir sizce?

Temennilerimiz, ilkelerimiz, durduğumuz yer ayrı olabilir. Ben, ‘AKP, kesinlikle Refah Partisi değildir. Milli Görüş çizgisinde değildir’ diyebilirim. Ama bu son derece vahim bir siyasi kriz. Sonunun nereye varacağını kesinlikle bilmiyorum. Kimsenin de bildiğini zannetmiyorum. Sistem direniyor. Sonuçta öyle ya da böyle, yani AKP kapatılsa da kapatılmasa da hiç iyi olmayacak. Ben bundan önce ’AKP’ye parti kapatma davası açılır mı?’ diye sorulduğunda bütün kötümser öngörülerime rağmen, ’O kadar da değil!’ diyordum. Üstelik cumhurbaşkanlığı seçiminden beri de bir kriz içine girildiğini, kolay kolay normalleşmenin olamayacağını da görüyordum. Maalesef bu fevkalede bir durum. Kaygıyla izliyorum, çok umutlu değilim.

Peki darbe olur mu?

Hayır. Ama dediğim gibi bundan bir süre önce de parti kapatma davasını öngörmemiştim. Şimdi de darbeyi öngörmüyorum. Yani olur ya da olmaz diyemiyorum. Önümüzdeki günlerin ucu çok karanlık, gözükmüyor.

AKP kapatılırsa ne olur sizce?

Öncekilerden çok farklı olur. Çünkü bir alternatif yok. Çoğunluğun oyunu almış bir iktidar var. Ne kadar tartışılır olursa olsun Erdoğan oldukça karizmatik bir lider. Siyasi arenanın bu kadar boş olduğu bir zamanda bu kadroyu yasaklayacaksınız, peki yerine ne koyacaksınız? Çok belirsiz bir dönem...

İktidar iki uç arasında salınıyor... Bir gün muktedir hissediyor öteki gün mağdur!

Mert, iktidarın başörtüsü tartışmasındaki psikolojisini Erdoğan’ın okuduğu Necip Fazıl’ın bir şiirine gönderme yaparak özetliyor: “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya”... İşte bu nedenle iktidarda muktedir hissedemiyor kendini Erdoğan ve başörtüsü gibi semboller söz konusu oldu mu hırçınlaşıyor. Mert, şöyle diyor: ‘Her şey değişiyor. Hatta zenginleşiyoruz bile. Başbakan oluyoruz, bakan oluyoruz ama hâlâ bize ikinci sınıf insan muamelesi yapıyorlar’ diye düşünüyorlar. Ee öyle! O kesim kendini cumhuriyet devrimlerinin ardından, o projenin öngördüğü hayatın fazlasıyla dışında hissediyor... Bir tek sembol her şeyi altüst etmeye yetebiliyor. ’Karısı başörtülü!’ Kimse inkar etmesin, ikiyüzlülüğün gereği yok, bu semboller, önemli semboller. Bu semboller üzerinden insanlar, dolaylı yollardan gardlarını alıyorlar...

28 Şubat’ın üzerinden sadece 11 yıl geçti Erdoğan hırçınlaşırken bunu unutmamalı

Bu gerginlik nasıl sona erer?

Ben bu noktada AKP’nin politikalarını yanlış buluyorum. Şu bakımdan; gökten bir parti, bir siyasetçi indirseniz bile, bu kadar derin ayrımları olan ve ancak zaman içinde hallolabilecek sorunları bir çırpıda çözmesi mümkün değil. Ama, bir çözüm yoluna doğru gidişatın önünü açmak var, bir de açmamak ya da açamamak... AKP’nin bu bakımdan başarısız olduğunu ve bu başarısızlığın dönüm noktasının da cumhurbaşkanlığı seçimleri olduğunu düşünüyorum.

Neden?

Çünkü cumhurbaşkanlığı meselesinin çok çetrefilli olacağı başından belliydi. Demokrasi dediğimiz şey kağıt üstündeki kurallarla işlemiyor sadece. Evet o kurallar gerekli, şart. Ama yeterli değil. Demokratik atmosferin de korunması lazım. Eğer AKP cumhurbaşkanlığı seçiminde ısrar ederse bu ortamın bozulacağını düşünüyordum. Bu fikre katılmayanlar vardı, o ayrı. Fakat demek ki böyle bir intiba oluşmuş ki, Erdoğan da aday olmaktan vazgeçti. Bu dikkate alınmışken aynı sorunların söz konusu olacağı bir başka ismin cumhurbaşkanı adayı seçilmesi büyük bir hataydı.

VAZO CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNDE KIRILDI

Yani AKP bu süreci yumuşatabilirdi?

Evet. Bu itirazların odaklanmadığı bir isimde uzlaşılabilirdi. ‘Her şeyi cumhurbaşkanlığı seçimine bağlıyorsunuz’ diyorlar ama gerçekten vazonun kırıldığı yer orası, eski tabirle. Bir gerilim, kriz ortamı oluştu. Biz hâlâ o gerilimi yaşıyoruz. Türbanla ortam daha da gerilimli hale geldi. İkinci büyük hata da YÖK’te yapıldı. YÖK Başkanı benim çok sevdiğim bir arkadaşımın eşi. Çok da efendi bir insan. Fakat Maliye Bakanı kalkar da, ’Tabii istediğimizi söyleyecek’ derse, artık YÖK Başkanı’nın algılanışı o olur. Tabii toplumun AKP’ye bakışının da...

’Gül’ün Çankaya’ya çıkması toplumda aşırı paranoyaya yol açtı’ demiştiniz...

Evet. Sakin, serinkanlı bir tartışma değil bu. İki taraf da tırmandırıyor. Çünkü Türkiye’de şöyle bir dağılım oldu. Bir kesim, ki onlara CHP’nin odağında olduğu çevre diyebilirsiniz, azınlıkta kalmış olduğunu düşünüyor. Azınlık derken de şunu hatırlayalım; birincisi her şey sayı meselesi değildir, ikincisi Türkiye’nin nüfusu 70 milyon. O azınlık dediğimiz, yani ‘AKP, dini semboller ve türban konusunda en alerjik, en ikna olmaya uzak kesim’, 7 milyon oy vermiş. Onlara benzer, yakın düşüncedekileri de saymıyorum. Evet, bir tarafta yüzde 47 var ama bir tarafta da tam 7 milyon insan var. Öyle ya da böyle bu insanlarla beraber yaşanılacak. İktidar partisindeki arkadaşlarla konuştuğumuzda diyorlar ki, ’Herkesi ikna etmek mümkün değil!’ Doğru, mutlaka ikna olmayan insanlar olacaktır ama bütün mesele bu hiçbir şekilde ikna olmayan insanları marjinalleştirmektir.

Nasıl?

Yani o ana gövdede insanlar bir şekilde anlaşacak, iyi ya da kötü. Yine iktidarı desteklemeyecek, yine ona oy vermeyecek ama iş de böyle çığırından çıkmayacak. Yani, böyle bir kutuplaşma ortamında o hiçbir şekilde ikna olmayacakların yanına doğru kaymayacak. Çünkü hiçbir şekilde ikna olmayacak insanların çevresinde çoğalma olması, demokratik atmosferi bozuyor. Onların sayısını birtakım tedbirlerle azaltmanız lazım. İşte AKP onların sayısını çoğalttı. Bütün siyasi başarısızlığı ben burada görüyorum... Yani, ’Efendim neden Abdullah Gül cumhurbaşkanı olmasın? Bu iktidar olup muktedir olamamak demektir’ diye düşündüler. Oysa neden AKP’li biri cumhurbaşkanı olamasın? AKP’li birinin cumhurbaşkanı olmasından ziyade burada sorun AKP’yi kuran lider kadronun İslamcı geçmişi. Hem de gerçekten itiraf edelim, eşlerinin başörtülü oluşu. Bir sembolik değeri var çünkü. Öyleyse sıradan bir şey gibi geçemeyiz.

Üstelik siz şekle takılmayı çok mantıksız buluyorsunuz...

Benim mantıklı bulmamla ya da bulmamamla alakası yok bunun. Toplumda nasıl algılandığı çok önemli. Madem ki bir sembolik değeri var ve o şekilde algılanıyor, önem arz edecek demektir. Bir diğeri de, AKP’li kadronun İslamcı geçmişi. Her ne kadar, ikidebir ’Geçmişte şunu yaptınız, bunu yaptınız’ diyerek bir meşruiyet zaafı yaratmak doğru değilse de, şunu da itiraf etmek zorundayız; 28 Şubat 11 yıl önce yaşandı. Niye oldu, nasıl oldu, iyi mi oldu, kötü mü oldu tartışması değil bu. Değil mi ki, dolaylı da olsa bir müdahale yaşandı, bu ciddi bir gerilim demektir toplum için... Dolayısıyla da 28 Şubat insanların kafasında bu kadar canlı iken hiç yokmuş gibi davranmak doğru değil.

‘Bizim en büyük ikilemimiz AKP’yi 28 Şubat’a borçlu olmamız’ demiştiniz bir de...

Evet. Ben 28 Şubat’a en çok karşı çıkanlardan biriydim. Ama tespitleri namusluca yapmak lazım. ’AKP’den korkacak ne var? Bu zaten sosyolojik bir süreç’ diyoruz ama şunu gözden kaçırıyoruz: AKP, bugün ılımlı, merkez sağda liberalleşmiş bir partiyse, bu 28 Şubat yüzünden oldu. Yani Refah Partisi, askeri darbe yüzünden daha liberal bir sağ partiye dönüştü. Bu kendiliğinden olmadı, o parti kendi içinde o yenilenmeyi yapamadı, asker yüzünden yaptı. Bunu da kafamızın bir yanında tutalım. AKP’ye dönüşme süreci ise çok kısa. Geçmişlerinde sistemle kavgalı siyasi gelenekten gelen bir siyasi kadronun bu şekilde, çok hızlı bir biçimde dönüşmesi ve ondan sonra da bütün iktidar mevkilerinde bulunmaları, seçimle gelerek de olsa, hangi toplum olursa olsun bir sorun, bir sarsıntı yaratır. Bunu da anlayışla karşılamak, dikkate almak lazım. ’Ne oluyor da, bu insanlar heyheyleniyor?’ filan demek olanı biteni fazla görmezden gelmek oluyor. Cumhurbaşkanlığı çok sembolik bir makam. Abdullah Gül de 11 yıl öncesinin sistemle kavgalı siyasi hareketinin önde gelen isimlerinden biri... Sayın Gül’ün AKP ilk kurulduğunda Milliyet’e verdiği röportajda şu var: “Geçmişte söylediklerimize bakıyorum da şaşırıyorum!” Şimdi bu laf söylendiğinde, geçmiş denilen zaman en fazla 6-7 sene. Yetişkin bir insanın 6-7 sene önce söylediklerine bu kadar şaşırıyor olması şaşırtıcı değil mi? Kendi bile şaşırıyor! Ben bu AKP liderlik kadrosunun katiyen gizli bir ajandası filan olduğuna inanan biri değilim ama bunları dikkate almak gerekirdi. Hükümetin tek eleştirilecek tarafı, bu kaygılara, sanki çok lüzumsuz kaygılar gibi kulağını kapatması oldu. Bu da kaygıları artırdı. Ama sonuç itibariyle kaygı duyan kesimin de şunu algılaması lazım. Evet bu kaygılar haklı olabilir ama bu kaygıları bertaraf etmek için muhafazakâr vatandaşların üzerine fazlasıyla gidilmesi de doğru değil. Şunu unutmayalım ki, hâlâ bu ülkede başörtüsüyle üniversiteye girme sorunu çözülebilmiş değil.



YARIN:

Muhafazakârlaşma kaygısı çok da haksız bir kaygı değil. Neden?

'Darbe olmaz diyemem'
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 17.03.08, 14:31
oguzgolcik - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Araştırma Görevlisi
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: istanbul
İletiler: 3.238
Ettiği Teşekkür: 3.427
2.270 tane iletisine 5.246 kere teşekkür edilmiş
oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: Siyaset bilimci, yazar Nuray Mert : 'Darbe olmaz diyemem'

merhaba.
evet türkiye yönetilemez bir hale geldi katılıyorum.

daima aynı şeyler yaşanıyor koalisyonların sonu çıkmaz.
tek parti idaresinin sonuda çıkmaz.
çoğunluklarla kurulan hükümetler marjinal zihniyetler taşıyorlar buda çıkmaz.
darbeler zaten çıkmaz.
denene denene ne kaldı?
hiç bir girişim bu ülkede sonuç vermiyor demokrasi adına yandaş olabilmek için.
aslında var bir yol.
ülke ve insan sevmek adına demokrasiye sarılmak.
ne zamanmı olur?
birilerine sarılırken tecavüz etmeyi düşünmediğimiz zaman...


oğuz gölçik yazar...
__________________
Oğuz Gölcik Yazıları
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
oguzgolcik kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
lolipop (17.03.08)
  #3  
Alt 18.03.08, 17:54
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Siyaset bilimci, yazar Nuray Mert : 'Darbe olmaz diyemem'

''Türkiye’nin kıyaslanacağı tek ülke Mısır''

'Türkiye Malezya olur mu?' tartışmasında yeni boyut

Mine Şenoçaklı
Foto: Burak KARA
Çünkü modernleşme süreci bölgedeki diğer ülkelere göre çok daha önceden başladı. Tıpkı Türkiye gibi... Ama yine de iki ülkeyi karşılaştırırken ihtiyatı elden bırakmamak gerek...

Tartışıp duruyoruz, Türkiye Malezya olur mu? Ya da İran diye...

En yakın diyebileceğimiz örnekler bile Türkiye ile kıyaslanamaz. Sadece kadınların özgürlüğü açısından değil, demokrasi açısından da... Türkiye’deki bütün kuşkular şu anda Müslüman dünyadaki diğer modeller üzerine kurulu. Bu kıyaslamaları yapmak lazım. Ama doğru dürüst yapmak lazım ki, yerimizi tayin edelim. Neredeyiz, nereye gideriz, neyin olmasını istemiyoruz açısından. Bu da ikidebir, ’İran oluruz’ gibi benzetmelerle olmaz. Arada muazzam farklar var. Aslında en kıyaslanacak, ama ihtiyatla kıyaslanacak ülke Mısır. Çünkü modernleşme süreci bölgedeki diğer Müslüman ülkelere göre çok daha önceden başladı.

Ama şu anda çok da parlak durumda değiller...

Evet. Demokrasinin olmadığı bir Hüsnü Mübarek rejimi var. En modern örnek olarak orada bile modernleşme alanı çok daralmış durumda. Geçen hafta Mısır’daydım... Bunları Radikal’de de yazdım. Orada bizdeki gibi bir başörtüsü yasağı ve dolayısıyla siyasal tartışma yok ama ciddi bir tedirginlik var. Başörtülülerin kamuda daha yaygın yer almasının, başörtü takma alışkanlığının yayılmasına neden olduğundan, bunun da Müslüman kadın tanımının başörtüsüyle özdeşleştirilmesine yol açtığından yakınıyorlar. Bu noktaya nasıl gelindiği uzun bir hikâye. Bu hikâyenin bir ucunda, modernleşme sürecinde, toplumun dinsel kimliğini, değerlerini ve sembollerini hiçe sayan, o değilse bile küçümseyen, dikkate almayan, alabildiğine dışlayan siyasi ve düşünsel hareketler var.

“Erbakan, noel baba GİBİ BİR ADAM!”

Neden Mısır kıyaslamasını da ihtiyatlı yapmak gerekiyor?

1990’larda İngiltere’de, Mısırlı bir arkadaşımla BBC’de bir belgesel izlemiştik. Konu İslami köktendincilikti. Üç ülkeyi örnek olarak incelemişlerdi. Mısır, Ürdün ve Türkiye. Her ülkeden örnekler veriyorlardı... Mısır’da, gözü kararmış radikal bir karakterle konuşmuşlardı... Bağırıyor, çağırıyor, sloganlar atıyordu... Sonra arkadan bizim Necmettin Erbakan çıktı. Miy miy, ince bir ses... Kravatlı, beyaz saçlı bir adam. Mısırlı arkadaşım dedi ki, ’Ne yani bu mu sizin fundamentalist? Bu noel baba gibi bir adam!’ Şimdi bizimkilere bakar mısınız? Batılılaşmış politikacılar gibi...

Ama o noel baba gibi politikacı ’Kanlı mı olacak, kansız mı?’ demişti...

O klasik lafları edebiliyordu. Ama inanın Milli Selamet Partisi dönemindeki en radikal hareketler bile, Mısır’daki radikalizmle birbirini tutmaz. Burada İslamcı dediğimiz insan, çoğu zaman orada normal, kendi halinde bir vatandaştır. Buna ılımlı İslam ülkeleri de dahil. Ne derseniz deyin Arap toplumları daha muhafazakâr. Oradaki kendi halindeki adama biz burada ’dindar, muhafazakâr, İslamcı’, onun mensubu olduğu partiye de ’dinci parti’ diyoruz. Onun için terimleri çok dikkatli kullanmak lazım... Bir sefer de Hayrettin Karaman anlatmıştı. Orta Asya ülkelerinin birinde bir toplantıya gitmişler. Karaman, bir ilahiyatçı hocamız malum ve bir Yaşar Nuri Öztürk de değil eninde sonunda. Ulemadan yaşlıca bir İslam alimiyle konuşmuşlar, çok hoşlarına gitmiş, bir hatıra fotoğrafı çektirelim demişler. ’Adam öyle bir baktı ki bana, sanki yoldan çıkmışım, imanı terk etmişim gibi’ diye anlatmıştı Karaman... Sonuçta ikisi de ilahiyatçı. Yani algılarımız bu kadar farklı.

Laiklikte ısrar edelim ama fazlasıyla da uğraşmayalım

Demokrasi ve muhafazakârlaşma arasındaki çizgi açılıyor deniyor. Katılıyor musunuz?

Eğer muhafazakârlaşma kaygısı duyuluyorsa Türkiye’de, bu çok haksız bir kaygı değil. Ama ucu açık bir kaygı. Bunu nasıl telaffuz edeceksiniz? Ölçülebilir bir şey değil ki! O yüzden belki her şey birbirine karıştı ve uç örnekler gündeme geliyor. ’İran mı oluruz? Malezya mı oluruz?’ diye... Aslında insanların telaffuz etmeye çalıştıkları şey şu; Türk toplumu muhafazakârlaşıyor. Niye muhafazakârlaşmasın? Sosyal süreç olarak böyle bir şey olabilir. Tabii bunun tescillenmesine karşı insanlar tedbir almak istiyor. Nitekim bunda da haklılar. Çünkü Türkiye, diğer Müslüman ülkelere oranla modernleşmenin çok ileriye gitmiş olduğu bir toplum. Dolayısıyla bizim kıstaslarımız farklı. Ama bu kaygıyı dile getiren insanların da meseleyi doğru olarak ortaya koymaları gerekir. Türkiye İran olmayacak ama bugünkünden daha muhafazakâr bir toplum olacak belli ki! Eğer ‘Biz bundan da rahatsızlık duyuyoruz’ derseniz daha doğru bir şey söylemiş olursunuz. Ne yapacaksınız? Muhafazakâr insanları evlerine mi kapatacaksınız?

‘Toplum niye muhafazakârlaşmasın?’ diyorsunuz...

Toplum muhafazakârlaşıyorsa bunu birtakım tedbirlerle engelleyemezsiniz, bu kendiliğinden olur. Bu manada söylüyorum. Buna başörtüsü yasağında olduğu gibi kanunla tedbir koymanın bir manası yok. Yani ’Başörtüsünü yasaklayalım toplum muhafazakârlaşmasın’ gibi tedbirleri çok hakkaniyetli bulmuyorum. Ama şu kaygı doğru; muhafazakârlaşma, muhafazakâr olmayan insanların hayat alanını daraltıyorsa bu ciddi bir sorundur.

O zaman Türkiye’nin en büyük güvencesi laiklik?

Evet tam da öyle. İlkesel olarak Türkiye’nin kesinkes laikliği benimsemiş olması, hukuken bunun alt yapısının olması güvencedir. Bunda ısrar edelim, bu önemli bir şey ama bundan fazlasıyla da uğraşmayalım. Mesela modernleşme süreci gibi etkenler bir yana, Mısır siyasi anlamda ’laik’ değil. Türkiye ile diğer tüm Müslüman ülkeleri ayıran en önemli farklılık bu. Mısır, Suriye, Tunus gibi ülkelerde de laikliği andıran düzenlemeler var ama bu ülkeler de resmi olarak laik değil.

Laiklikten fazlasıyla uğraşmayalım diyorsunuz ama bu sefer de mahalle baskısı gibi şeyler giriyor araya...

Doğru... Şerif Mardin’in ortaya attığı mahalle baskısı boş bir kavram değil. Ama ona karşı tedbirinizi, yani sosyal, kültürel bir şeyin tedbirini hukuki yönden alamazsınız. Alabildiğiniz kısmı yine varolan yapıda ısrar etmektir. Yani bu mahalle baskısının size bilfiil baskı olarak gelmesini engellemenizdir. Başka da yapacak hiçbir şey yok.

Peki bu güvencenin hukuki alt yapısını sağlayacak olan da bu hükümet. Onlara güvenebilir miyiz?

Halihazırdaki hukuki alt yapı böyle bir şeyin işlemesine müsait. Ama ne oluyor? Türkiye laik bir ülke ama muhafazakâr bir kente gittiğinizde oruç tutmuyorsanız hırpalanıyorsunuz. Bu durumda da ancak hukuka sığınabilirsiniz. Evet, mümkünse bunun kültürünü de geliştirelim. Yani muhafazakâr insanların böyle davranmadıkları, bu serbestliği hissetmedikleri bir kültürde ısrarcı olalım. Ama nihai olarak zaten koruyucu bir tedbir var. Birisi sizi oruç tutmuyor diye dövüyorsa gidip onu şikayet edersiniz ve o ceza alır.

Peki o şikayet eden kişi gittikçe muhafazakârlaşan toplumda dışlanmaz mı?

Bu da ancak kültürel olarak halledilebilir. Yani anlaşarak, konuşarak... Nitekim hükümet de, ’Oh ne güzel yapıyorlar. Tabii ki oruç tutmazsanız sizi döverler!’ demiyor. Bizim hukuki yapımız bunun söylenmesine müsait de değil. Ben doğrusu muhafazakâr çevrenin de yavaş yavaş bu baskıcı tavrından kurtulduğunu düşünüyorum. ’Bunlar aslında baskıcıdır. İlk fırsatta başkaları üzerinde baskı uygulamaya çalışırlar’ gibi bir intiba bende yok. Açık söyleyeyim, bunu söylemek hakkaniyetli olmaz.

Mahallenin namusu havası oluşabilir ama örtünmeyene de kötü gözle bakılmaz

Suudi Arabistan karşılaştırması çok mu uç bir örnek?

Kesinlikle. Suudi Arabistan’la Türkiye’yi hiç karşılaştırmamız lazım. Ama onlar bile Selefilik gibi çok katı bir ideoloji üzerine Suudi devletini kurmuş olmalarına rağmen zorlanıyor. Çünkü dünyadaki süreçlerden etkileniyorlar. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde televizyonda gördüm, yasak olmasına rağmen bir kadın araba kullanarak eylem yapmış. Yani onlar da direniyor. Üstelik bizim toplumumuzda kadınlar bir sürü özgürlük tatmışlar, değişmişler, dönüşmüşler, fazlasıyla modernleşmişler. Hatta ne diyoruz, başörtülü kadınların talepleri bu çok modernleşmeden kaynaklanıyor. Evlerinde oturmayı seçmiş olsalar zaten bu sorunlar ortaya çıkmayacak. Aksine modern hayata katılmak istedikleri için bunlar yaşanıyor... Şimdi hal böyleyken bu yokmuş gibi, sanki laf olsun diye bu mücadeleleri veriyorlar, ilk fırsatta evlerine geri dönecekler, sırf laikleri rahatsız etmek için başörtüsüyle üniversiteye girmek istiyorlar gibi davranamayız...

Peki Mısır’daki gibi bir baskı olur mu bizde?

AKP ile İhvan’ı karşılaştırmayalım. Oradaki İhvan, yani Müslüman Kardeşler Hareketi hiçbir zaman Türkiye’deki İslamcılık kadar ılımlı bir hareket değil. Hatta bizde İslamcılığın eski versiyonu bile İhvan’dan daha ılımlı. O yüzden Erbakan örneğini verdim. İkisi hiçbir zaman karşılaştırılabilir değil. Toplumun muhafazakârlaşması ister istemez özgürlükleri kısıtlayabilir, yani bir mahalle baskısıyla, mahallenin namusu havası oluşturabilir. Ama dediğim gibi, bu sorunu biz ancak konuşarak ve o kesimde olan değişimleri de dikkate alarak çözebiliriz.

Mısır’da başörtüsü takmayanların Hıristiyan olarak görüldüğünü söylüyorsunuz ama...

Vallahi, Mısır’daki kadar olur mu ondan şüphem var. Bir dinsel hareket üzerinden iktidar olmanın baskısı oluyor, onu dikkate almamız gerekiyor... Ama bu sorun eğer AKP iktidarına kadar ertelenmemiş olsaydı bugün iktidar baskısı veya rol modeli olarak bize yansımayacaktı. Sıradan bir özgürlüğün yaşanması şeklinde olacaktı. Türkiye’de de başörtülü insanların kamuda, mahkemede olmaz ama mesela hastanede çalışıyor olması sanmıyorum sorun olsun. Ben Türkiye’de, başörtülü doktorların örtünmeyene yan gözle bakabileceği bir ortam gözlemiyorum henüz. Mısır’da böyle bir kaygı var. Çünkü oradaki İslami hareket çok daha güçlü. Siyasetin dinamikleri de çok daha farklı. Orada bir Kıpti olma meselesi var. Biliyorsunuz, nüfusun yüzde 10’u Hıristiyan... Bizde ‘Hıristiyanlar örtünmez, Müslümanlar örtünür’ gibi bir şey olmaz. Çünkü öteden beri örtünmeyen kadın imajı çok yaygın Türkiye’de. Yani laiklik zannedildiğinden fazla kökleşmiş ve gelişmiş. O yüzden de ben daha az kaygılanabileceğimizi düşünüyorum açıkçası. Gerçekten de örtünmeyene kötü gözle bakılabilecek bir toplum resmi almıyorum. O resmi alacağımız yerler çok kısıtlıdır...

YARIN: Erdoğan, ‘Üç çocuk yapın’ derken ne demek istiyor? Ordu partner mi değiştirdi?



''Türkiye’nin kıyaslanacağı tek ülke <font color=red>Mısır</font>''
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 18.03.08, 18:08
oguzgolcik - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Araştırma Görevlisi
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: istanbul
İletiler: 3.238
Ettiği Teşekkür: 3.427
2.270 tane iletisine 5.246 kere teşekkür edilmiş
oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: Siyaset bilimci, yazar Nuray Mert : 'Darbe olmaz diyemem'

merhaba.

kesinlikle doğru tespitler var katılıyorum.
mısır her ne kadar benzetmeye dilimiz varmasada yakın bir örnek.
türban mısırda son yıllarda fevkalade artmış durumda ve durulmasıda yakın dönemde beklenmiyor.
biz ise bir çizgi yakalamıştık bu konuda sulandırınca etki tepki meselesine dönüştü.
entel kesimin küçümseyici tavırları, liberallerin şartlı desteği, yargının biz ve biz kavramı, muhalefetin kısır döngüsünü açmak için kullandığı siyasi yemleme.
genç neslin zaten depolitize olmuş görüleri heyecanı kaldıramadı.
sonuç ülke demokrasisi türbana feda edildi.
mısır bunu aşar ve bizde arkalarından bakarız.
görürsünüz...

oğuz gölçik yazar...
__________________
Oğuz Gölcik Yazıları
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 18.03.08, 18:11
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Siyaset bilimci, yazar Nuray Mert : 'Darbe olmaz diyemem'

Alıntı:
oguzgolcik´isimli üyeden alıntı Mesajı göster
merhaba.

kesinlikle doğru tespitler var katılıyorum.
mısır her ne kadar benzetmeye dilimiz varmasada yakın bir örnek.
türban mısırda son yıllarda fevkalade artmış durumda ve durulmasıda yakın dönemde beklenmiyor.
biz ise bir çizgi yakalamıştık bu konuda sulandırınca etki tepki meselesine dönüştü.
entel kesimin küçümseyici tavırları, liberallerin şartlı desteği, yargının biz ve biz kavramı, muhalefetin kısır döngüsünü açmak için kullandığı siyasi yemleme.
genç neslin zaten depolitize olmuş görüleri heyecanı kaldıramadı.
sonuç ülke demokrasisi türbana feda edildi.
mısır bunu aşar ve bizde arkalarından bakarız.
görürsünüz...

oğuz gölçik yazar...


olan biteni demokrasinin yerleşme sancıları olarak değerlendiriyorum.Ben çok umutluyum
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 18.03.08, 18:18
oguzgolcik - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Araştırma Görevlisi
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: istanbul
İletiler: 3.238
Ettiği Teşekkür: 3.427
2.270 tane iletisine 5.246 kere teşekkür edilmiş
oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: Siyaset bilimci, yazar Nuray Mert : 'Darbe olmaz diyemem'

olan biteni demokrasinin yerleşme sancıları olarak değerlendiriyorum.Ben çok umutluyum.
--------------------------------merhaba.
umarım umudunuzda şenlik yaşarız.
lakin ben geçmiş yıllara bakarak kesintiye uğramış demokrasileri iyi tanırım.
her kesinti 20 yıl götürdü bu ülkeden.
elektriği kesilen et dolabı gibi.
etler bozuldu yeni kuzular yetiştirmek kolay değil.
olsa bile onları büyütemeden kurtlar yine kapar.
mehteran iş başında dostum.
yinede sağlığım için size katılıyorum teşekkür ederim.

oğuz gölçik yazar..
__________________
Oğuz Gölcik Yazıları
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 18.03.08, 18:54
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Siyaset bilimci, yazar Nuray Mert : 'Darbe olmaz diyemem'

Sendikalardan ilginç tepkiler ...

işçi sınıfının görüşleri statükocu soldan ayrılıp tanımladığımız "sol" a kayıyorsa bence bu çok önemli bir veri ve bu ülkede internetle beraber hızlı değişimin göstergesi
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 18.03.08, 19:09
oguzgolcik - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Araştırma Görevlisi
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: istanbul
İletiler: 3.238
Ettiği Teşekkür: 3.427
2.270 tane iletisine 5.246 kere teşekkür edilmiş
oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!oguzgolcik öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: Siyaset bilimci, yazar Nuray Mert : 'Darbe olmaz diyemem'

Alıntı:
hayati´isimli üyeden alıntı Mesajı göster
Sendikalardan ilginç tepkiler ...

işçi sınıfının görüşleri statükocu soldan ayrılıp tanımladığımız "sol" a kayıyorsa bence bu çok önemli bir veri ve bu ülkede internetle beraber hızlı değişimin göstergesi
--------------------------------merhaba.

işçi sınıfının geçmişi marks'sist bir sistemden gelmektedir.
ağır milliyetçi kavramlar taşıyan dernekler ise faşizm'in etkisinde kaldılar 80 lere kadar.
proleterya'nın saf değiştirmesi söz konusu olamadı.
son dönemlerde ise idolojisi olmayan bir işçi sınıfı geliyor.
sendikal faaliyetlerin eğitim harcamaları bu sınıfa sıfır.
düzen partileri görüşlerini işçi sınıfına benimsetip yandaş topluyorlar.
sendikalar ve liderleri bu partilerin sözcüleri gibi.
işçilerin mutlaka gelişmiş işçi sınıflarının olduğu ülkelerden politize olmaları gerekiyor başkada çıkışları yok.
buda bu ülkenin demokrasi anlayışının gelişmişliğinin ölçülerini bu ülkeler seviyesine çekmesiyle oluşur...

internet bugün tanımladığımız sola çekermi onları bilemem.
henüz varlığı kesinleşmiş avrupa sosyalizm'ine CHP gibi bir parti bile ayak uyduramamışken zor derim ben...

oğuz gölçik yazar...
__________________
Oğuz Gölcik Yazıları
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
nuray mert

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz