iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 10:46 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Siyaset ve gündem » Kerkük-Musul Sorunu

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 12.06.06, 21:50
Standart Kerkük-Musul Sorunu

12.06.06, 21:50



Türkiye Musul u ele geçirmeli | Musul bölünürse bize hak doğar | Kerkük Elden Gidiyor ! | Kerkük ısrarı kürtlere pahalıya patlar | Kerkük anlaşmazlığı - yerel seçimleri erteletebilir |

Konu Başlıkları:

* Hanedan da Musul'u istiyor

* Erdoğan: Irak AB'den daha önemli
* Kerkük barut fıçısı gibi patlayacak
* Kerkük'te şiddet tırmanıyor
* Balayının sonu mu?
* Irak’tan çekilirsek Türk ordusu girer!
* Barzani: Kerkük Kürtlere ait
* Asker Irak'a girmek için emir bekliyor
* eski mitçi ne dedi: Kürt devletini kabul etmeliyiz
* Irak'la ilgili görüşme önergesi verilecek
* Tek bir ortak mesaj çıktı: Kerkük Irak şehridir
* Erdoğan: Irak'ı tribünden izleyemeyiz
* Tatilya da Erbil'e taşınıyor
* K. Irak'tan Kürt birliği Bağdat yolunda
* ABD ile savaşalım mı?
* Asker Irak'a girmek için emir bekliyor
* Kerkük'e dönecek Kürt ve Türkmen ailelere 7 bin 500'er dolar
* Kerkük 2007'ye katılan Kerküklü meclis üyelerine soruşturma istemi
* Kürtler’in petrol payı yüzde 21’e kadar çıkabilir
* Wilson: Kerkük için halk karar vermeli
* Türkmenler silah istiyor
* Ortadoğu'daki elçiler Ankara'da toplandı
* Türkiye-ABD arasında ipler geriliyor
* Edip Paşa: Kerkük ikinci Bağdat olur
* Türkmen karakoluna bombalı araç: 30 ölü
* Mahmur Kampı'na operasyon
* Irak petrolleri için yeni kanun çıkartılıyor
* ABD: Kerkük referandumu zamanında yapılmalı 16 Ocak 2007
* Efsane komutan: Kerkük'e girmek çılgınlık
__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
lolipop kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
yagmurlubirgun (11.10.07)
Sponsorlar
  #2  
Alt 09.01.07, 14:38
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Kerkük-musul bilgilerimizi-linkleri buraya toplayalım

Hanedan da Musul'u istiyor
Atılgan Bayar’dan sonra Osmanlı Hanedanı’nın da Musul’da hak talep ettiği ortaya çıktı



Musul’u uzun süre yöneten Abdülcelilzade ailesinden gazeteci Atılgan Bayar’ın Türkiye Cumhuriyeti namı hesabına Musul’da hak talep etmesinden sonra Osmanlı Hanedanı’nın da Musul’da hak iddia ettiği ortaya çıktı.

Musul ve Kerkük’teki Osmanoğulları’na ait miras hakkının 1930 yılında İsviçre Federal Mahkemesi tarafından varislere bırakıldığının öğrenilmesinin ardından, Osmanlı Hanedanı üyelerinin Amerika’nın oluşturduğu ofislere başvurduğu öğrenildi.

Uluslar arası büyük bir hukuk savaşının başladığı bu günlerde, bir Kürt devletinin kurulması koşulunda Dışişleri’nin de Türkiye Cumhuriyeti adına Musul üzerinde hak iddia edip davacı olacağı konuşuluyor.


Hanedan Musul’u istiyor

Güçlü olan grupların, coğrafyanın siyasi geleceğinde bir adım önde olma gayretleri, işleri daha da karmaşıklaştırıyor. Şiiler bir bölgeyi, Kürtler Irak"ın kuzeyini istiyor, Araplar da "Burada ben de varım" diyerek sesini yükseltiyor. Türkmenler ise sadece siyasi yapıda yer almayı ve insanî haklarını talep ederek dünya kamuoyuna mesaj vermeye çalışıyor. Türkmenler en makul tavrı ortaya koyarken, Kürtler kuzeyin patronluğunun kendilerine verilmesini istiyor ve "Kürdistan kurulmalı" diyor. Zaten Kuzey Irak"ın istikrarı önündeki en önemli problem olarak da Kürtlerin "özerk" devlet talebi gösteriliyor. Bu yüzden Arap saçına dönen ortamda Kürtlerin Musul ve Kerkük üzerine oyunları ise kanun ve kuralları etkisiz hale getiriyor.

Irak"ta hâlâ bombalar patlıyor, savaş şekil değiştirerek devam ediyor. Ancak 35 yıllık Baas istibdadı altında ezilen insanların gelecekleri için kıpırdandıkları da bir gerçek. Bunun için daha önce bölgeyi terk etmiş Şiiler, Araplar, Kürtler ve Türkmenler vatanlarına dönüyor. Irak"ta çeşitli gruplardan oluşan konseyler kuruldu; yağmalardan kurtarılmış devlet arşivleri ve evraklar kontrolden geçirilip bir düzene kondu. Kürtler ellerindeki tapuları oluşturdukları bir komisyonda topluyor. Aynı şekilde Musul ve Kerkük"te Türkmenlerin gayrimenkul haklarını takip etmek için "Türkmen Konseyi" oluşturuldu. Şu ana kadar 15 bin Türkmen gayrimenkullerini almak için Irak"taki geçici hükümete dilekçe ile başvurdu. Bölgede "insani bunalım" tehdidi sürerken ABD"nin başını çektiği koalisyon hükümeti gayrimenkul sorununu çözmek için geçtiğimiz hafta bir "Yürütme Kurulu" oluşturdu. Bölgede yaşayan halklar birer dilekçeyle bu kuruluşa başvuruyor. Şu ana kadar 15 bin Türkmen gayrimenkullerine kavuşmak için dilekçesini ilgili mercilere verdi. Irak"ın genelinde ise 5 milyon insan hak talebi için kurulun ilgili ofislerine resmi olarak isteklerini iletti.

Ayrıca Osmanoğulları, Osmanlı"dan kalan miraslarına kavuşmak için özellikle Musul ve Kerkük"te evrak-ı metrukelere dayanarak ilgili mercilere başvurdu. Sadece aileler ve şahıslar değil devletlerin de bölgede kaybolan hakları için hak talebinde bulunma istekleri gündemde. Devletin başında bulunmuş, gizli arşiv kayıtlarını incelemiş olan eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel savaş öncesinde belge ve bilgilere dayanarak "Tarihle fazla oynamamak lazım" diyerek Türkiye"nin petrol hakkı için "Arabayı değil ama sileceğini alabiliriz" benzetmesi yaparak bir şeylerin alınabileceğini ima etmişti. "Türkiye"nin böyle bir talebi olacak mı?" sorusu karşısında Dışişleri sessizliğini koruyor ve konunun netleşmesini bekliyor. Dışişlerinin Kuzey Irak"ta özerk bir Kürt devletinin kurulması durumunda bu talebi kesin olarak yürürlüğe koyacağı belirtiliyor.

Osmanoğulları konseye başvurdu

Musul ve Kerkük"te yaşayan halkların haklarını alma çabası ile birlikte ünlü aileler de yıllardır "üzeri örtülü" hakların peşine düştü. Osmanlı hanedanı soyundan gelen Osmanoğlu ailesi bölgedeki gayrimenkulleri için gerekli bilgi ve kayıtları topladı. Musul ve Kerkük"teki petrol ve toprak hakları için bölgeye gönderdiği avukatlar Amerika"nın oluşturduğu ofislereresmen başvurdu. Aile mensupları konu ile ilgili konuşmak istemiyor. Hatta yanlış anlaşılır endişesiyle meselenin tamamen gizli kalmasını tercih ediyor. Ancak süreci takip eden uzmanlar, ailenin yıllardır gayrimenkulleri için çalışma yaptığını belirtiyor. Aslında ailenin Musul ve Kerkük"ten pay alma girişimi ilk kez olmuyor. Hanedan mensupları geçmiş dönemlerde de girişimde bulunmuş ve bazı olumlu kararlar çıkartmayı başarmışlardı. Fakat konunun net olarak anlaşılması için geçmişten günümüze bir yolculuk yapmak gerekiyor.

Bölgede petrol olduğunu anlayan Sultan 2. Abdülhamid, burayı İngilizlere kaptırmamak için Musul ve Kerkük"ün önemli bir kısmını kendi şahsi mülküne geçirir. Sultanın tapusunu delil gösteren Osmanoğlu ailesi Lozan"da konuyu gündeme getirir. Ancak İngilizler planlı bir manipülasyonla konuyu araştırıp ortaya bir ferman çıkarırlar. Fermana göre, 2. Abdülhamid tahtı bırakırken, şahsi tapusunu "fakir kalmasın diye" devlete hibe etmiştir. İngilizler fermanı Lozan"da delil olarak sunarlar. Savaş hukukuna göre devlete intikal eden mallar artık devletindir. Dolayısıyla Musul-Kerkük Irak"ın elinde olduğu için burası artık Irak"ın malıdır. Böylece Osmanoğlu ailesinin hakkı da ortadan kalkmış olur. 1. Körfez Savaşı sırasında rahmetli Turgut Özal tarafından bu konuyu araştırmak için görevlendirilen ve hem İngiliz hem de Osmanlı kaynaklarını inceleyen Prof. Dr. Mim Kemal Öke bu fermanın İngilizler tarafından düzenlenmiş sahte bir belge olduğunu belirtiyor. Öke, İngilizlerin petrollere sahip olmak için böyle bir fermanı düzenlediklerini söylüyor; "Bu konuda her şey yapmaya hazırdılar. Sözü edilen fermanı da o dönemde İstanbul elçiliğinde tercüman olarak görev yapan İngiliz MI5"ten Sir Andrew Raine hazırladı." Öke"ye göre haklarını talep için konseye başvuran Osmanoğulları, dedeleri 2. Abdülhamid"den kalan miraslarına iyi hukukçular sayesinde kavuşabilirler.

Osmanoğulları Musul"u kazandı...

Lozan"da siyasi entrikalar karşısında geri adım atan Osmanoğulları daha sonraki yıllarda işin peşini bırakmadı. Kerkük ve Musul"un Misak-ı Milli sınırları içinde olduğu ve bölgenin masadaki oyunlarla kaybedildiği tarihçiler tarafından kabul ediliyor. Musul ve Kerkük"ün petrolleri ve yeni sahalardaki sondaj hakları 2. Abdülhamid adına kayıtlı. Sadece petrol değil aynı şekilde alanı kapsayan gayrimenkuller de Sultana aitti. Bu konuyu arşiv belgelerine dayanarak açıklayan Prof. Dr. Mim Kemal Öke"ye konu üzerinde araştırma yapmış tarihçi Orhan Koloğlu ile "Devletler ve Hanedanlar" isimli kitabın yazarı Tarihçi Yılmaz Öztuna da katılıyor. Ancak bu mülkler 3 Mart 1924 tarih ve 431 sayılı kanun ile elden çıktı. Kanuna göre hilafet kaldırıldı, hanedan üyeleri dışarı çıkarıldı. Vatandaşlık haklarını kaybeden aile Musul ve Kerkük"teki miraslarını da doğal olarak kaybettiler. Buna rağmen hukuk mücadelelerine devam eden hanedan üyelerinin ülke dışındaki emlak ile ilgili davaları 1940"ların ortalarına kadar sürdü. Hatta hanedan mensupları Musul ve Kerkük"teki haklarını mahkeme kararı ile kazandı. Ancak işin içine siyaset girince istenilen sonuca ulaşılamadı. İsviçre Federal Mahkemesi 2. Abdülhamid"in Türkiye dışındaki emlakının vârislerine ait olduğuna hükmetti. Davayı yürüten varisler 1930 yılında 2. Abdülhamid adına 50 bin kadar tapu senedini ellerinde bulunduruyorlardı. Bunların toplam değeri o dönemde 300 milyon altın tutarındaydı. Ancak 1930"da Fransız-Türk, İtalyan-Türk ve İngiliz-Türk Karma Hakem Mahkemeleri üç ayrı görevsizlik kararı verdi. Bu karar üzerine aileyi yakından tanıyan Kanadalı bir zengin davayı üzerine aldı. İngiltere"de bakanlık yapmış Sir Stafford Crips, Haydarabad Nizamı"nın hukuk müşaviri Sir Valter Moncton, La Hey Adalet Divanı Başkanı Achille Mentre gibi ünlü hukukçular Kanadalı zengin adına davayı takip ettiler. Hukukçular Osmanlı sultanları ile aynı kaderi paylaşan ancak emlakını elde etmeyi başaran Alman İmparatoru II. Wilhelm"i emsal gösterdiler. II. Wilhelm savaş sonrasında Almanya"dan çıkarılıp emlakına el konulmuştu. Ancak Hollanda"da sürgün yaşayan İmparator II. Wilhelm hukuk yoluyla Almanya"daki gayrimenkullerini geri almayı başarmıştı.

Alman imparatoru emsal gösteriliyor

Irak, Sultan Abdülhamid"in emlakı üzerinde kendi ülkesinde dava açılmasını yasakladı. Irak"ta daha önce çıkarılan özellikle Saddam döneminde genişletilerek uygulanan kanuna göre dava açmaya kalkışanlar vatan haini sayılıyordu. Ama şimdi ne Saddam ne de kanunlar var. Osmanoğulları uzun yıllardır mücadele verdikleri miraslarını almak için Irak"taki bu rahat ortamı kaçırmak istemiyor. Üyeler 1930"daki İsviçre Federal Mahkemesi"nin kararını delil ve II. Wilhelm"i ise emsal olarak göstererek işi bitirmek istiyor. Hanedan üyeleri yarım kalan hesaplarını kapatmak için tekrar başvuruda bulunurken Musul ve Kerkük"te talep edilen hakların limiti ile ilgili çelişkili bilgiler var. Söz konusu yerin Musul ve Kerkük"teki petrol alanının tamamı olduğunu söyleyenler olduğu gibi vârislerin özellikle Musul"un yarısını alabileceğini belirtenler de var.

Musul ve Kerkük"te Osmanoğullarından sonra söz sahibi olan bir başka aile de Neftçizadeler. Ailenin çok sayıdaki mensubu halen Kerkük"te yaşıyor. Neftçi ailesinin Kerkük civarındaki Babagürgür"de 400 yıllık petrol arama fermanı bulunuyor. İmtiyaz belgesinde hem II. Abdülhamid"in hem de Atatürk"ün imzası bulunuyor. Neftçizadeler"in petrol arama imtiyazları son olarak 1927 tarihinde İsmet İnönü başkanlığındaki Bakanlar Kurulu tarafından yenileniyor. Ancak Musul-Kerkük`ün kontrolü önce İngilizlere, sonra Iraklılara geçtikten sonra imtiyaz kullanılmadı.

Nizamettin Neftçi buradaki hakkını elde etmek için yıllarca mücadele etti. Ancak Baas rejiminden dolayı sonuç almadı. Irak savaşının sona ermesinden sonra Neftçi ailesi konu ile ilgili belgeleri toplayıp hukuki mücadele başlattı. Bir dönem Kültür Bakanlığı yapan ve kısa bir süre önce vefat eden Nermin Neftçi haklarını almak için mücadele edeceklerini söylemiş ve hukuki delil anlamında sona yaklaştıklarını belirtmişti.

Sonuç ne olacak?

Uluslararası hukuk kurallarına göre kişisel haklar hiçbir şekilde kaybolmaz. Zaten uzmanlar, Kuzey Irak"ta eski tapu ve belgelerle açılacak davaların kolayca kazanılacağı görüşünde birleşiyor. Ellerindeki belgeleri delil olarak gösterip konseye başvuran Osmanoğulları ve 15 bin Türkmen"in talepleri sonuçlanmazsa ortaya başka bir seçenek daha çıkıyor. Yani bölge mahkemelerinin çözemediği davalar uluslararası mahkemelere gönderilecek. Bu arada şahsi mülkler üzerinde zaman aşımı söz konusu değil. Doğu Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi Doç.Dr. Ercan Çitlioğlu sağlam delilli davaların, siyasi engel olmazsa sonuca gidebileceğini söylüyor; "Bu konuda mağduriyet yaşanmaz. Kazanılmış hak süreklidir. Türkmenlerin ve Osmanoğullarının şansları çok yüksek."

Davalar için çalışmalar sürüyor. Ancak Musul ve Kerkük"te Saddam döneminde bölgeye yerleştirilen Araplar ve son zamanlarda adeta tarihi kentlere akın eden Kürtler, yerleştikleri mekanı ve kullandıkları arazileri bırakmak istemiyor. Amerikalı yetkililer bu sorunu gidereceklerini açıklıyor ve gerekirse işleri uluslararası bir heyetin çözümüne bırakacaklarını belirtiyorlar. Ancak Türkmenler bu konuda pek iyimser değil. Mimar Sinan Üniversitesi öğretim üyesi Suphi Saatçi, Kürtlerin telkini ile çalışan Amerikalıların bu sorunu çözemeyeceğini düşünüyor. Saatçi"ye göre acilen uluslararası bir hakem heyetinin kurulması gerekiyor; "Şehir konseyi kuruldu. Dilekçelerimizi veriyoruz. Tarım arazileri, evler hep başkalarının elinde. 10 yıl önce gelip yerleşenler orayı kendi malı olarak görüyor. Fiili işgal durumu var. Geri dönen Türkmenler kendi evlerini alamadıkları için çadırlarda yaşıyorlar."

Emlak anlaşması

Hukukçular ve uluslararası ilişkiler uzmanları, Musul ve Kerkük"te bireysel anlamda hak elde edilebilmesi için iki devlet arasındaki resmi anlaşmaları da ölçü olarak kabul ediyor. 1926 Ankara Anlaşması sadece sınırları belirleyen bir anlaşma olduğundan şahsi olarak hakların yitirilmesini getirmiyor. Bunun için bireysel haklar bu tarihe kadar korunuyordu. Ancak Türkiye, Osmanlı mirasının bulunduğu Mısır, Suriye, Ürdün gibi ülkeler başta olmak üzere Irak"la da bir emlak anlaşması imzalar. Emlak anlaşması her iki ülkede bulunan kişilerin gayrimenkul haklarının korunmasını içeriyor. Musul-Kerkük"te hakkımız vardır diyenlerin gözünde kaçan bu anlaşma ile aslında fiiliyatta olmasa da hukuken haklar korunmuş oluyor. Hukukçular, 1985"te imzalanan anlaşmanın geçerliliğini koruduğunu düşünüyor. O dönemlerde görüşmelere katılan Av. Habip Hürmüzlü; "Yapılan anlaşmada Irak"ta gayrimenkulleri bulunanlar için isterse satabilir, isterse bulundurabilir hükmü yer alıyordu. Bu anlaşma yürürlüğe konmadı ama hâlâ geçerliliğini koruyor. Yani hakları güvence altına alındı. Şimdiki konsey buna dikkat etmeli.

Aksiyon

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

HÜSNÜ MAHALLİ

Irak, petrol, Somali ve...




Dünkü gazetelerde Irak petrolleri ile ilgili bir haber vardı. Habere göre Amerikan ve İngiliz şirketleri Irak petrollerinin % 75’ine 30 yıl süreyle el koyuyor.

Bence bu haberde anormal bir durum yok.

Yani Irak’ı işgal eden ve bu amaçla milyarlarca dolar harcayarak binlerce ölü ve yaralı veren bu iki ülkenin Irak petrollerini başkalarına vereceğini herhalde kimse düşünmüyordur.

Irak’ın dünya petrol rezervinin neredeyse % 15’ine sahip olduğunu bilenler de bu gerçeği daha iyi anlarlar.

Üstelik Irak, benzer rezerve sahip İran’a komşu ve dünya petrol rezervinin %70’ine sahip bölgenin en önemli ve stratejik ülkesidir.

Bu bölgenin petrolü ise ağırlıklı olarak Amerikan ve İngiliz şirketleri tarafından önce Hürmüz Boğazı’ndan sonra Aden Körfezi ve Süveyş Kanalı’ndan geçerek bu ülkelere taşınmaktadır.

Hürmüz Körfezi’nin bir tarafında Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman öbür tarafında ise İran var.

Batı’nın İran ile sürtüşmesinde zaman zaman çekingen davranmasının bir diğer nedeni (Diğer neden Şiiliği kullanma) de işte İran’ın bu stratejik konumudur. Yani nükleer programından dolayı İran’ı tehdit eden ABD ve müttefikleri Hürmüz’ün yani petrolün geçiş güvenliğini düşünürek tereddütlü davranıyor.

Oysa aynı ülkeler hiç çekinmeden Etiyopya’nın komşusu Somali’yi işgal etmesine ses çıkartmadı.

Çünkü Somali, Aden Körfezi’ni ve dolayısıyla buradan geçerek Süveyş Kanalı’na doğru ilerleyecek petrol tankerlerini tehdit edebilecekti. Üstelik Somali’de İslamcı bir hükümet Eylül’de işbaşına gelmiş ve bu hükümet Somali’deki çok zengin doğalgaz ve petrol yataklarının işletilmesi için Çin ile anlaşmalar imzalamaya başlamıştı.

Tıpkı Sudan hükümeti gibi.

30 yıldır güneydeki Hıristiyanların ayaklanması ile uğraşan Sudan geçen yıl kabul ettiği yeni anayasa ile güneydekilere federal haklar tanıdı. Bu adımı yeterli bulmayan ABD ve müttefikleri bu kez Sudan’ın İslamcı hükümetine Darfur sorununu yararttı.

Çünkü Sudan’da Somali gibi çok zengin pertol yatakları bulunmuş ve bu yatakların işletilmesi için Çin ile anlaşmalar imzalanmıştı. Çin ise kendi petrol gereksinimin %60’nı Sudan’dan karşılıyordu. Sudan da Somali gibi Kızıldeniz’e uzun kıyısı olan bir ülke ve yine Somali gibi dünyanın en zengin petrol ülkesi olan Suudi Arabistan’ın karşı kıyısında bulunuyor.

Görülüdüğü gibi ABD, İngiltere ve yandaşlarının öncelikle hedefi petrol.

Çünkü bu coğrafyada yaklaşık olarak 800 milyar varil petrol ve 2.2 trilyon metreküp doğalgaz var.

Batı’nın bu iki enerji kaynağına olan gereksinimi bir yana bıraksak bile petrol şirketlerinin bu alandan sağladığı ve sağlayacağı trilyonlarca dolarlık kârdan vazgeçeceğini hiç kimse beklememeli. Bu şirketler böyle bir kâr için bırakın 650 bin Iraklı’yı, gerekirse on binlerce Amerikalı ve İngiliz askerinin ölümünü bile görmezlikten gelir.

PKK, Kerkük, Şii-Sünni çatışması, Kürt-Arap ya da Kürt -Türkmen düşmanlığı onlar için amaca giden yolda kullanılması gereken birer malzemeden başka bir şey değildir.

Bu nedenle hiç kimse yukarıda saydığım konularda yakın gelecekte çözüm beklemesin.

Daha önce da ısrarla söylediğim gibi General Ralston Türkiye’nin PKK konusundaki taleplerinin hiçbirine karşılık vermeyecektir.

Sonuçta o da silah ve petrol şirket ile lobilerinin yönetiminde. Öncelikle çalıştığı kurumların çıkarlarını gözetecektir.

Üstelik Kerkük’te onca petrol var ve Kürtler burayı ele geçirmek için aralarında bu kurumların da bulunduğu birçok taraf ve ülke ile işbirliği yapıyor. Unutmamak gerekir ki Kürtler Kerkük’ün değil aynı zamanda Irak’ın genel petrol gelirinden de pay almayı ve Kürdistan bölgesinde bulunan petrolün tümünde söz sahibi olmayı amaçlıyor.

Bu petrolün bir bölümünü de Türk olan General Energy şirketi çıkarıyor ve giderek o bölgede güçleniyor.

Yukarda özetlemeye çalıştığım bazı verilerle bile Irak ve dolaysiyle bölgenin nasıl karmaşık ve zor bir süreçten geçirildiği görülmektedir.

Yani PKK ve Kerkük dahil hiçbir konu var olan onlarca konulardan ayrı olarak düşünülemez ve değerlendirilemez.

Varın siz düşünün gerisini
Akşam Gazetesi - Hüsnü Mahalli - Irak, petrol, Somali ve...

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 09.01.07, 15:32
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Kerkük-musul bilgilerimizi-linkleri buraya toplayalım

Erdoğan: Irak AB'den daha önemli
AKP grubunda konuşan Başbakan, Ortadoğu'daki olayları değerlendirdi, "Irak'taki gelişmeler çok tehlikeli" dedi.

09.01.2007 14:27

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Irak konusunda başta ABD olmak üzere bütün küresel liderleri ortak çalışmaya davet ederek, “Irak artık bizim için AB’den daha önemli hale gelmiştir” dedi.
AKP'nin grup toplantısında konuşmasını dış politikadaki gelişmelere ayıran Erdoğan, geçmişte büyük acılar çeken ve hala çekmeye devam eden Lübnan’ı kötü günlerinde Türkiye olarak yalnız bırakmayacaklarını belirtti. Bu ülkenin kaderiyle ilgilenmenin zorunlu bir hal aldığını söyleyen Erdoğan, “Lübnan bu dönemde de kritik bir süreç geçiriyor. Sadece kendi bölgesi için değil bizim bölgemiz için de önemli değerler taşıyor. Bu ülkenin kaderiyle ilgilenmek bizi zorunlu hale getiriyor. Çünkü bizim ortak hatırlarımız var. Ecdat ve şehitlerimizin mezarları var. Bunları görmezlikten gelemeyiz” dedi.

SESSİZ KALMAYACAĞIZ

Lübnan’ın bir siyasi banalım yaşadığına dikkat çeken Erdoğan, Türkiye olarak buna sessiz kalamayacaklarını ifade etti. Türk Askerinin bölgede büyük başarılara imza attığını belirten Başbakan Erdoğan Lübnan’a yaptığı ziyaret hakkında da bilgi verdi. Erdoğan, “Mehmetçik bölgedeki farklılığını göstererek, yaptığı çalışmalarla örnek bölük seçilmiştir. Mehmetçiğin başarılarıyla dün olduğu gibi, bugünde iftihar ediyoruz. “ diye konuştu.


IRAK'TA KADER YILI

Erdoğan Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir başka ülkenin ise Irak olduğunu ve bu ülkede yaşanan olaylara dikkat çekti. Erdoğan, 2007 yılının Irak için bir kader yılı olacağını söyleyerek, “ Irak’ta etnik ve mezhepler arası çatışmalarda ölüm sayısı 650 bin civarında. İşin maddi tarafı konusunda ise kimse bir açıklama yapmıyor. Oradaki belirsizlik çok ciddi bir vakadır” dedi.

Irak’ın petrol kaynakları için tasarrufun hangi istikamette geliştiğinin izlendiğini ifade eden Erdoğan, “Irak geçmişte kötü yöneltildiği için bugünlere geldi. Şimdi de iyi yöneltildiği söylenemez. Yarın nasıl bir ırak görmek istiyoruz. İçerde ve dışarıda ki bütün aktörler buna doğu cevap vermezken, korkarım ki yarın bugünleri de arayacağız. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ Biz böyle tespiti yanlış bir sözle, kendimize görev biçemeyiz. Yanı başımızda bir komşumuz var. Her türlü bağımız var. Kültür, tarih kardeşlik, akrabalık bağımız var. Öyle bir yangın var ki bizi rahatsız ediyor” diye konuştu.


GELİŞMELER ÇOK TEHLİKELİ

Saddam Hüseyin’in idam görüntülerine yönelik tepkileri değerlendiren Erdoğan konuşmasına şöyle devam etti:

“Saddam Hüseyin’in idam görüntülerine yönelik tepkiler bizim kaygılarımızı doğrulamıştır. Irak’ta ve Arap dünyasında farklı kutuplaşmalar yaşanıyor. Etnik ve mezhep grupları arasında bir kan davası yaşanmasına izin verilmemeli. Küresel aktörleri birlikte çalışmaya davet ediyorum. Bu travmatik görüntüleri silmek için çok çaba harcanmalı. Irak’taki mezhep grupları bütün uyarılarımızı dikkate almalılar. Irak’ın bölünmesi Kerkük’te oldu bittinin peşinde olanlara bu uyarıyı bugünden sormalıyım. Irak meselesi Bizim için AB’den daha öncelikli bir hal aldı. Gelişmeler bize bunu söyleyemeye zorlamıştır. Irak’ta ki gelişmeler çok tehlikeli bir şekilde ivme kazanıyor. Hamilton raporu Türkiye’nin yıllarca sürdüğü kaygılardır. Irak bağlamında bütün bölgesel ve küresel aktörler için önemli bir sınav olacaktır.”
ANKA

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 09.01.07, 21:41
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Kerkük-musul bilgilerimizi-linkleri buraya toplayalım

Kerkük barut fıçısı gibi patlayacak”
Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Dr. Sadettin Ergeç, tüm ülkelere Kerkük’teki tehlikeyi görmeleri çağrısında bulundu


09.01.2007



Ergeç, “Kerkük’te peşmergeler silahlandırıldı. Kerkük barut fıçısıdır. Fitillerinin kimin elinde olduğu belli.. 100 bin silahlı peşmerge Türkmenler’i katletmek için bekliyor” dedi. Ergeç, Kürtler’in kentin kontrolünü ele geçirmek için büyük bir göç kampanyası başlattığını ve Türkmenler’in arazilerini istimlak ettiklerini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü: “Sadece seçmen kütüklerine resmi kayıtlara göre 227 bin Kürt eklenmiştir. Bunların aileleriyle birlikte nüfusu 600 bine yakın olmaktadır. Bu nedenle Kerkük’ün düzeni bozulmuştur. Referandumun ve seçimin de neticesi bellidir. Kerkük’te istimlak edilen arazilerin yüzde 90’ını Türkmenler’e aittir. Fakat, bu işe bakan komisyonun başındaki kişiler belli. İnsanlığa karşı çağrımız var Kerkük’te ve Türkmenlerin yaşadıkları yerleri görsünler.

Gül, ABD yolcusu
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül’ün önümüzdeki ay ABD’ye gitmek için ABD Dışişleri Bakanlığı’yla temasa geçtiği öğrenildi. Gül’ün ziyaretinde PKK ve Kerkük konusunun ağırlıklı olarak gündeme alınacağı ifade edildi. Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Çelikkol, PKK sorununun Türkiye’nin Bağdat yönetimi ve Irak’ın kuzeyindeki gruplarla işbirliğini olumsuz yönde etkilediğini söyledi. Çelikkol, Dışişleri Bakanı Gül’ün ABD’ye Irak konusunu masaya yatırmak için gideceğini doğruladı.

Kerkük neden bu kadar önemli?
* Irak’ın 115 milyar varillik petrol rezervlerinin yüzde 40’ı Kerkük’teki yataklarda bulunuyor. Kentin 700 binlik nüfusunun yüzde 30’unu Türkmenler oluşturuyor.

* Kerkük, Özerk Kürt Yönetimi’nin sınırları içersinde yer almıyor. Ancak Kuzey Irak Yönetimi, “Kerkük’ün tarihi bir Kürt kenti olduğunu” savunarak bölgeyi sınırlarına dahil etmeye çalışıyor.

* Bu kapsamda Irak Anayasası’na eklenen 140’ıncı madde, Kerkük’te bir referandum yapılmasını öngörülüyor. 2007 içinde yapılması planlanan referandumda kentin Kürt bölgesine bağlanıp bağlanmaması oylanacak.

* Kürt yönetimi, “Saddam 300 bin Kürt’ü kentten çıkardı” diyerek yüzbinlerce Kürt’ü tekrar bölgeye getirdi. Böylece referandumdan “Evet” oyu çıkması ihtimali arttı.

Kaynak: The Economist


Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 14.01.07, 14:43
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart şiddet tırmanıyor

Kerkük'te şiddet tırmanıyor


Kuzey Irak'ın petrol merkezi Kerkük'te bir Iraklı polis, dün havaya uçurulan Şiilere ait inşa halindeki caminin çevresinde güvenliği sağlıyor. Kerkük'ün doğu kesimindeki Nida Mahallesi'nde bulunan ve inşaatı yüzde 75 oranında tamamlanan cami, içine patlayıcı yerleştirilerek tamamen çökertildi. Kentin merkezinde ise silahlı saldırganlar Bağdat-Kerkük otobanına bağlantı yolları inşa eden 2 müteahhidi vurarak öldürdü, 2 işçiyi de yaraladı. Nasir semtinde bir havan topu mermisinin isabet ettiği bir bina hasar gördü, 3 kişi yaralandı.

http://www.milliyet.com.tr/2007/01/1...a/axdun02.html
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 14.01.07, 14:43
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Kerkük-musul bilgilerimizi-linkleri buraya toplayalım

Balayının sonu mu?

Erbil'deki İran Konsolosluğu'nun basılması, Bağdat'a Kürt tugay gönderilmesi ve Kürtlerin General Petraeus'a kırgınlığı, ABD ile Irak Kürtleri arasındaki güven ilişkisini zorluyor

Yasemin Çongar


ABD Başkanı George W. Bush, yeni Irak planında, Kerkük referandumunun ertelenmesi talebine yer vermeyerek, Irak Kürtlerinin hassasiyetini gözetti. Buna karşın, sahadaki bir dizi gelişme, ABD ile Kürtler arasındaki güven ilişkisini zorlamaya aday. Bağdat'a gönderilecek Kürt tugaylarını bekleyen sıkıntılar, Erbil'deki İran Konsolosluğu'nun basılması sonrasında yaşanan gerilim ve Kürtlerin, Irak Savaşı'nın komutanlığını üstlenmesi beklenen Korgeneral David Petraeus'a kırgınlığı, ABD ile Kürtler arasındaki balayı havasını değiştirebilir.

İran gerginliği
Bush'un İran ve Suriye'ye sert uyarılarının ardından, ABD askerlerinin, Erbil'deki İran Konsolosluğu'nu basıp Erbil Havaalanı'na inen bir İran uçağını kuşatması, İran'ın Kuzey Irak'la sınırını kapamasına yol açtı.
Aynı gün, Şam'a tarihi bir ziyaret yapan Irak Devlet Başkanı Celal Talabani dahil, Iraklı Kürt yetkililer, gelişmelerden duydukları memnuniyetsizliği birkaç kanaldan Washington'a ilettiler.


Tugay tartışması
ABD'li yetkililer, Bağdat'a gönderilecek iki Kürt tugayının, terörizme ve mezhep çatışmasına karşı aktif rol oynamasını bekliyor. Iraklı Kürt kaynakları ise Bağdat'a gidecek eski peşmergelerin büyük çoğunluğunun Arapça bilmediğini, görev tanımlarının net olmadığını belirterek kuşkularını dile getiriyorlar.
Kürt tugaylarına Bağdat görevi, ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde de tartışıldı. Demokrat Senatör Jack Reed, bu tugayların etkin görev yapmayacağını savununca, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Peter Pace, aksini öne sürdü ve Kürtlerin bu görevi üstlenmesinin, ülkenin birliğine bağlılıklarını gösterdiğini savundu.

Musul kırgınlığı
4 Temmuz 2003'te Süleymaniye'de Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesi olayı sırasında bölgeden sorumlu olduğu için Türkiye'de daha ziyade "çuvalcı general" diye anılan Petraeus'un, Irak Kürtleriyle ilişkisi de "netameli". Petreaus'un, Kuzey Irak'ta görev yaparken, Musul'un yönetiminin Kürtlere devredilmesi başta olmak üzere, Kürt nüfuzunu pekiştirecek bir dizi adımı önlemesinin, Iraklı Kürtleri rahatsız ettiği belirtiliyor.

Gates, çekilme işareti verdi

WASHINGTON Milliyet

Başkan Bush'un Irak'a 21 bin 500 ek asker gönderilmesini kapsayan yeni planı, ilk kez ABD Savunma Bakanı Robert Gates tarafından bir takvime oturtuldu.
Senato Silahlı Kuvvetler Komitesi'nde soruları yanıtlayan Gates, Bağdat ve El Anbar'da (Ramadi) güvenliği sağlama amaçlı kuvvet artırımının, ABD'li ve Iraklı güçlerin bu bölgelere sevkiyatıyla, şubatın ilk haftasında başlayacağını açıkladı.
Gates, kuvvet artırımının başarılı olup olmadığının "birkaç ay içinde" ölçülebileceğini belirterek, "Plan işlerse, bu yıl sonundan itibaren kuvvet indirimine başlayabiliriz" dedi.
Iraklıların plan kapsamında kendi üstlerine düşeni yapmaması olasılığını da değerlendiren Gates, bu durumda ABD'nin, söz konusu 21.500 askerden birçoğunu cepheye göndermekten vazgeçebileceğini bildirdi.

Türk-Kürt gerginliği
Gates, daha önce Temsilciler Meclisi'nin ilgili komitesinde ifade verirken gündeme getirdiği, "başarısızlık halinde diğer komşular gibi Türkiye'nin de Irak'a müdahale edeceği" uyarısını Senato'da da yineledi. Gates, sorular üzerine böyle bir kaos ortamında doğabilecek tehlikelerden birinin "Kürt-Türk gerginliği" olabileceğini söyledi.


Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 14.01.07, 14:52
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Kerkük-musul bilgilerimizi-linkleri buraya toplayalım

Irak’tan çekilirsek Türk ordusu girer!
Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın, “Irak’ta başarısız olursak Türkiye ile Iraklı Kürtler arasında sorunlar çıkar” şeklindeki açıklamasından bir gün sonra bu kez de yeni Savunma Bakanı Robert Gates benzer bir kaygısını dile getirdi


14.01.2007



Gates, Amerikan ordusunun kısa sürede Irak’tan çekilmesi durumunda kaos çıkacağını ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkelerin, Irak’a müdahale konusuna ilgisinin artacağını söyledi. ABD Senato’sunda konuşan Gates’e, ABD ordusunun 6 ay içinde Irak’tan çekilmesi durumunda neler olabileceği soruldu. Böyle bir durumda Irak’ta kaos çıkacağını ifade eden Gates,

* Mezhepler arası çatışmalarda artış olacağını

* Irak hükümetinin ve ordusunun dağılmaya başlayacağını

* Irak dışındaki ülkelerin çıkarları korumak için Irak’a müdahale konusuna ilgilerinin artacağını söyledi.

KORKMUYOR MUSUNUZ?
Oturumda yer alan senatör John McCain’in, “Buna Türkiye ile Iraklı Kürtler arasındaki büyük gerginlik dahil mi” sorusuna Gates, “Evet” diye yanıt verdi. 2008 başkanlık seçimlerinin iddialı adayları arasında olan McCain bu yanıt üzerine Demokrat Senatörlere dönerek, “Bu arkadaşlar, İranlılar’ın, Türkler’in, Suudiler’in Irak’a müdahil olmasından, bölgesel savaş çıkmasından, insani bir felaketten korkmuyorlar mı?” diye sordu.


http://www.vatanim.com.tr/root.vatan...&Categoryid=30
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 15.01.07, 13:18
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: Kerkük-musul bilgilerimizi-linkleri buraya toplayalım

Barzani: Kerkük Kürtlere ait

Kuzey Irak’taki Kürt Özerk Bölgesi Başbakanı Neçirvan Barzani, Kerkük’ün “Kürdistan”a ait olduğunu ve Kürt kimliğinin bulunduğunu savundu. Barzani, Kürtlerin devlet kurma hakkının olduğunu da söyledi.

Kuzey Irak’taki Kürt Özerk Bölgesi Başbakanı Neçirvan Barzani, Kerkük’ün “Kürdistan”a ait olduğunu savundu. Barzani, Kürtlerin devlet kurma hakkının olduğunu da öne sürdü.

Neçirvan Barzani, Londra’da yayınlanan Dar-ul Hayat gazetesi ile yaptığı söyleşide “Kerkük ve Kürdistan Bölgesinden koparılan” diğer bölgelerin “Kürdistan”a ait olduğunu ve Kürt kimliklerinin bulunduğunu savundu. Barzani, bu bölgelerin “Kürt olarak kalacakları”nı da vurguladı.

Peyamner Haber Ajansına göre, Kerkük sorunu ile ilgili olarak Irak anayasasının 140. maddesi hakkındaki bir soruyu yanıtlayan Neçirvan Barzani, Kerkük ile petrol değil, kentin demografik yapısının değiştirilmesi ve milli yapısına müdahale edilmiş olması nedeniyle ilgilendiklerini söyledi.

Neçirvan Barzani, bağımsız bir devlet kurulması ve Irak’tan ayrılması ile ilgili olarak da şunları söyledi: “Kürtlerin de yeryüzünde yaşayan diğer halklar gibi kendi kaderini tayin etme hakkı vardır. Fakat biz çok açık bir şekilde Federal ve birlik içinde olan bir Irak’ta yaşamayı ilan ettik. Bu açıdan birlik olunması gerektiği iddiası içinde olan herkesten daha fazla bu ülkenin tek parça olmasını istiyoruz.”

Barzani, Irak hükümetinin, Kürtlerin isteklerini yerine getirdiği sürece ve anayasal sınırları ihlal etmediği sürece bu görüşü koruyacaklarını da belirtti.
alıntı
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 15.01.07, 18:41
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart son saniye . net





Asker Irak'a girmek için emir bekliyor
Geçen mart ayında İran ve Irak sınırında konuşlandırılan 240 bin askerin hareket emri bekliyor

15.01.2007 16:40
Kuzey Irak'taki PKK"lı teröristlerle etkin bir mücadele etme ve Türkmenler'i koruma kararlığında olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sınırdaki hareketliliği devam ediyor. Geçen mart ayında İran ve Irak sınırında konuşlandırılan 240 bin askerin hareket emri beklediği bildirildi.

ABD yeşil ışık yaktı

Askeri hareketliliğin sınırdaki Van-Hakkari-Şırnak hattında yoğunlaştığına dikkat çeken kaynaklar, şu bilgiyi verdi: "TSK yaklaşık 1 yıldır bölgede teyakkuz halinde. Yığılma geçtiğimiz temmuz ayında doruğa ulaştı. Temmuzda sınır hattına Kayseri ve Bolu'daki komando birlikleri ile tank, top, zırhlı araç sevkıyatı yapıldı. Eldeki bilgiler 240 bin askerimizin 'gir' emir beklediğini gösteriyor."

Sevkıyatın, terör örgütü PKK'nın eylemlerini arttırdığı bir dönemde yapıldığını belirten uzmanlar, gerek yurt içindeki kırsal bölgeler, gerekse büyük kentlerdeki terörist faaliyetlerine hız veren PKK'ya yönelik kapsamlı bir operasyonun başlamasının an meselesi olduğunu bildirdi.

Olası bir operasyondan korkan PKK'lıların Irak'tan İran'a geçiş yaptığını hatırlatan uzmanlar, "Önümüzdeki tek engel Irak'tı. Ancak, Amerika Irak'ta çıkmaza girdi. Saddam'ı ortadan kaldıran ABD, istediği sonucu elde edemedi. Bölgedeki dengeler alt üst oldu, İran, Irak'ın hakim gücü haline geldi. İran, Irak'taki Şii nüfus ile Suriye ve Filistin'deki radikal dinci güçleri kontrol altında tutuyor. Amerika bundan çok rahatsız. ABD Büyükelçisi Ross Wilson'un 'Türkiye vatandaşlarını korumak için sınır ötesi hareket yapabilir' açıklaması bunu doğruluyor. Bu askeri bir operasyonun sinyalidir" dediler.

sonsaniye.net

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 15.01.07, 18:44
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart eski mitçi ne dedi





Kürt devletini kabul etmeliyiz



Eski MİT Müsteşarı, Paris ve Bağdat Büyükelçisi Sönmez Köksal: 'Kürt devletini kabul etmeliyiz' dedi.

15.01.2007 11:43
Ortadoğu tarihinin yeniden yazıldığı günlerdeyiz... ABD’nin Irak işgaliyle başlayan bu süreçte son eşik taşı Saddam Hüseyin’in idamıydı. İdamın Irak’ı geri dönülmez bir iç savaşa sürükleyebileceği tartışılırken, kuruluşunun 80. yıldönümü münasebetiyle MİT Müsteşarı Emre Taner’den tarihi bir açıklama geldi. Taner, ‘Bekle, gör, tavır al politikasıyla yola devam edemeyiz’ diyordu. Bu açıklamanın ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da ‘Kerkük’teki gelişmelere seyirci kalınmayacağını’ vurguladı. Eski MİT Müsteşarı, Bağdat ve Paris Büyükelçisi Sönmez Köksal’la MİT’in ketumluğunu neden bozduğunu, Irak’taki gelişmeler karşısında Türk dış politikasının nasıl bir çizgi izleyebileceğini konuştuk.

Başbakan ‘Irak öncelikli meselemiz’ dedi. Peki bu öncelikli politikada muhatabımız kim olacak?

Sorun o zaten. Irak’taki bütün bu olaylar, Saddam’ın infazı da gösterdi ki devlet yok. Devlet adına ya da daha çok kendi dini ve etnik anlayışlarıyla hareket eden kimseler var. Bağdat’ı muhatap alacak olsanız Bağdat’ın bütün Irak üzerindeki kontrolü çok sınırlı. O zaman tabii muhatap Kuzey Irak yönetimi, ilgilendiği kadarıyla Bağdat ve her ne kadar uzak gibi görünse de Güney. Yani kim otoriteyse, hangi unsur o bölgeyi yönetiyorsa muhatap onlar.

Kuzey Irak’la ilgili bir politika değişikliği konusunda görüşeceğimiz kişi Barzani mi yani?

Tabii gerektiğinde Barzani, Talabani. Talabani her ne kadar Irak’ın cumhurbaşkanlığı görevini sürdürse de Barzani de Kuzey Irak’taki yönetimin başı. O itibarla bir defa bunlarla konuşmaktan kaçınmamak lazım. Her şey güç gösterisiyle hallolmuyor bu dünyada. Türkiye’nin ortaya koyduğu politikaları uygulayacak alan değişiyor. Karşı taraftaki coğrafya ve devlet yapısında bir parçalanma var. Kuzey Irak, ‘Bağdat’ gibi birtakım yeni yapılar ortaya çıkmaya başladı.

Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti oluşuyor...

Doğru, oluşuyor tabii.

Bu gerçek karşısında Türkiye’nin yapması gereken ne?

Bir defa politikada gerçekçi olmak lazım. Karşınızda bir oluşum var. Bu oluşumu yok farz etmek Türkiye’yi hiçbir yere götürmez. Tam aksine yeni oluşumların dışında bırakır. Şimdiye kadar ‘Böyle bir oluşum engellensin’ dendi. Artık bu oluşum ortadadır. Yani iş engelleme aşamasını geçti, hayatın bir gerçeği oldu. O nedenle politikanın buna göre oluşturulması gerek. Kanaatime göre MİT Müsteşarı’nın da ortaya koyduğu görüşün bir ucu oraya varıyor. Önümüzdeki gerçeğe göre politikalar oluşturmamız lazım. Küserek, sırtımızı dönerek, konuşmayarak bu politikaları yürütmek olası değil.

MİT MÜSTEŞARI’NIN AMACI

‘MİT’in açıklamasında şaşılacak şey yok’ mu diyorsunuz?

Bence yok. Şaşılacak şey belki şu; MİT niteliği itibariyle kapalı bir kuruluş. Öyle de olması lazım. Lideri durumunda olan kişinin düşüncelerini doğrudan açığa vurması yadırgandı. Ama yadırgamamak gerek. Coğrafyamız, Türkiye çok önemli bir virajı almak üzere. O itibarla bu açıklama canlı bir tartışmaya neden oldu. Türk kamuoyunda söylenmeyen birtakım şeyler söylenmeye, gerçekler daha farklı değerlendirilmeye başlandı. Belki de müsteşarın amacı buydu. Tabii bir de teşkilatı ilgilendiren kısmı var. Değişen dünya koşullarına ve coğrafyamızdaki değişikliklere uygun olarak yeni bir istihbarat yapılanmasını açıkça dile getiriyor. Bu bilgilerin hem kamuoyu hem de kurum tarafından paylaşılması yararlı, güzel bir şey.

KERKÜK’E GİRİLMESİ ZOR

Siz böyle bir açıklamaya imzanızı atar mıydınız?

Bu bir üslup meselesi. Benim dönemimde 70. yılı kutlamıştık. Ben o dönem teşkilatın merkez kadrolarının katıldığı, katılımcıların ufuklarının açılması gayesiyle gazeteci ve akademisyenlerle çeşitli konularda paneller düzenlemiştim. Şimdiki müsteşarın yöntemi farklı. Ama aslında amaç aynı. Türkiye’nin öncelikleri çerçevesinde teşkilat çalışanlarına hangi istihbarat iklimi içinde çalışılacağının çerçevesi de çizildi. Bu da yararlı oldu.

MİT’in açıklamasında ve sizin söylediklerinizde ‘Kırmızı çizgiler siliniyor’ mesajı var. Kimileri bunu hayretle karşıladı...

Bu çerçevede tekrar Emre Taner’in açıklamasına geleceğim. Artık uluslararası ilişkilerde deklaratif yani ‘bunu yapma, yaparsan şöyle olur’ şeklindeki bir söylem etkili olmamaya başladı. Dengeler çok değişti. Daha çok müzakereci, ikna edici, temasa dayalı birtakım politikalar üretmek şart. Dünya tehdit edici politikaların fazla yararlı olmadığını görüyor. Onun sonu kuvvet kullanmaya gidiyor. Kuvvet kullanmak da pek kolay değil. ABD’yi bu konuda çok istisnai tutuyorum. Onun imkanları ve konumu çok farklı. Yani Türkiye’nin aynı coğrafyayı paylaştığı bölgelerdeki etniklerle, ülkelerle silah gücüne dayalı birtakım çözümlere gitmesi geleceğini daha çok ipotek altına alır. Kanaatimce Taner de bunları söylüyor.

Bunca yıldan sonra gerçekten Türkiye’nin Irak politikasının değiştiğini söyleyebilir miyiz?

Farklı, çünkü karşımızda farklı bir ülke var artık. Beğenelim beğenmeyelim, eskiden karşımızda güçlü bir devlet vardı. Bağdat vardı. İlişkilerimizi Bağdat’la götürürdük. Şimdi karşımızda o eski Irak yok. Eski Irak politikasını yürütmemiz mümkün değil. Doğmakta olan yeni Irak’a uygun politikalar bulmamız, politikamızın ona adapte olması lazım.

Ancak Türkiye’nin açılımlarını İran’ın niyetini iyi okuyarak yapması gerektiğini de söylüyorsunuz.

Evet, çünkü İran bölgenin en güçlü ülkesi. Hep öyleydi... Bu ülkenin ileriye dönük çok önemli politikaları var. Üstelik bu politikaları devlet dışı birtakım kurumlarla pek alá yürütebiliyor. Diğer yandan gittikçe gerginleşecek olan İran-ABD ilişkileri var. Türkiye’nin attığı her adım Tahran ve Washington üzerinden değerlendirilecek. ‘Kuzey Irak’a askeri harekat’ deniyor. Bunu söylemek kolay da Washington ve Tahran’ın böyle bir müdahaleye olan yaklaşımının hesabını yapmak çok zor. K. Irak’taki İran etkisi çok eskiye dayanır. Saddam Basra’yı İran işgalinden kurtarmaya çalışırken İran Kürt unsurlarla, Barzani ve Talabani’yle kol kola Saddam’a karşı gerilla savaşı yürütürdü. Dolayısıyla K. Irak’a yönelik politika oluştururken İran’ın bu mevcudiyetini göz önünde tutmak lazım. İran’a rağmen K. Irak’ta politika oluşturmak zordur.

Ya askeri operasyon? Türkiye kaos halinde Kerkük’e müdahale edebilir mi?

Coğrafyayı göz önünde tutunca Kerkük’e kadar bir askeri operasyon son derece güç bir şey. Doğrudan doğruya Kerkük’e bir müdahalenin olacağını pek sanmıyorum. O, çok büyük bir askeri operasyon niteliği kazanır. Türkiye’nin K. Irak üzerinde askeri harekata varıncaya kadar ekonomik, siyasi yaptırım gücü var.

‘BÖLÜNECEĞiZ’ ALGISI YÜZÜNDEN DIŞA AÇILIM YAPAMIYORUZ

Reel politika bağımsız ya da özerk bir Kürt devleti kurulmasına izin verir mi?

Bağımsız bir devlet değil ancak Irak’ın bütünlüğü içinde federal ya da gevşek konfederasyon gibi söylemler ortada zaten hep var. Bunu da Türkiye’ye bir tehdit olarak değil, Türkiye’nin geleceğine daha olumlu bir unsur olarak değerlendirmek de mümkün. Petrol kaynaklarını kontrol etme itibarıyla Türkiye’nin güneyinde dost bir oluşum fevkalade yararlı olabilir. Özellikle enerji güvenliği gibi çok önemli unsurlar da devreye girmeye başladı şimdi. Bunu düşman ve tehdit olarak görme yerine Türkiye’nin ekonomik kalkınmasında unsur olacak bir yapılanma şeklinde algılayabiliriz. Önce bu tehdit algılamasını değiştirmemiz lazım. Bunun için oradaki terör örgütünün yok olması, yöneticilerin Türkiye’yi rahatsız eden söylemlerinden vazgeçmesi gerek. Siyaset bu zaten. İğne oyası örer gibi her gün her dakika gayret göstermekle oluyor.

‘Felaket çanları çalmamızı gerektirecek bir şeyle karşılaşmıyoruz’ gibi bir portre çiziyorsunuz.

Türkiye bu bölgede çok önemli bir ülke, kendi gücümüzü hafif görmemeliyiz. Dikkatli hareket etmenin şart olduğu bir dönem, ancak devamlı ‘Parçalanacağız bölüneceğiz’ algısı ve savunma refleksiyle hareket ediyor, dışa açılım yapamıyoruz. Yani ‘proaktif’ dediğimiz politikayı geliştiremiyoruz. Doğrusu benim bu olaylar Türkiye’ye çok önemli bir zarar verecek gibi endişem yok.



Selin Ongun-Star

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
parpali08 (24.04.07)
Sponsorlar
Cevapla

Tags
kerkükmusul, sorunu

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz