iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 21:32 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Siyaset ve gündem » Modern Köktendinciliğin Kökeni ve Batı Emperyalizminin Rolü

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 02.03.07, 03:02
Standart Modern Köktendinciliğin Kökeni ve Batı Emperyalizminin Rolü

02.03.07, 03:02



Modern İslami köktendincilik gerçekte ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles'ın buluşudur. 1956'da, Süveyş Kanalı anlaşmazlığında, İngiliz ve Fransız emperyalistlerin yenilgisinin peşinden emperyalizm endişeye kapıldı. Mısır'da Nasır'ın yükselişi ve Ortadoğu ve diğer Müslüman ülkelerdeki diğer sol popülist önderler, petrol akışında, emperyalist çıkarlara doğrudan bir tehdit oluşturdu. İran'daki Şiiler gibi istisnalar olmakla beraber, İslami köktendincilik ABD emperyalizmi tarafından neredeyse otuz, kırk yıl boyunca beslendi, desteklendi ve teşvik edildi. Birçok ülkede bu köktendinci örgütler, Amerika destekli diktatörlüklerin ve bu ülkelerdeki diğer baskıcı rejimlerin şubeleri olarak hizmet etti. Endonezya'da, Sarakat-a-İslam, 1965'de Suharto diktatörlüğü tarafından yaklaşık bir milyon komünistin vahşice infaz edilmesinde muhbir ve devlet ajanı rolü oynadı.

Mısır'da, Suriye ve birçok diğer ülkede; Ahwan-ül-Müslüman gibi İslami köktendinci örgütler sol rejimleri istikrarsızlaştırmak için kullanıldı. Afganistan'da en kötü rolü oynadılar. 14 yıl boyunca Afganistan'da süren Cihat (Kutsal Savaş), ABD emperyalizmi ve gerici Arap rejimleri namına yürütülen bir savaştı. Pakistan'daki ana köktendinci parti İslami Cemaat, sol güçleri dizginlemek için devletin ve emperyalizmin başlıca aracıydı. General Ziya-ül-Hak'ın sıkıyönetim rejimi sırasında, diktatörlüğe karşı mücadele eden şiddet hareketi yanlılarına eziyet edilmesinde devletin B takımı görevini yerine getirdiler. Ziya karşıtı gösterileri, mitingleri ve toplantıları dağıtmak ve parçalamak için devlet destekli neo-faşist silahlı çeteleri örgütlediler. İkinci Dünya Savaşından sonraki dönem boyunca, ABD destekli rejimlere sahip olan birçok İslam ülkesinde benzer örnekler gösterilebilir.

Ancak İslami köktendinciliği, homojen bir güç olarak tanımlamak çok kaba bir yanlış olurdu. Hem teolojik temelleri hem de politika ve toplumdaki eylemleri bakımından İslami köktendinciliğin çeşitli kolları vardır. Çeşitli mezheplerin tarihsel, bölgesel ve ulusal nitelikler taşıyan temel farklılıkları bulunmaktadır. Mezhepsel çatışmalar ve İslami teolojideki şiddetli anlaşmazlık, İslamiyetin daha ilk günlerinde başlamıştı. Ana mezhepler Şiiler ve Sünnilerdi. Ancak bu sadece buzdağının görünen ucudur. İslamiyet son bin yılda köleliğin karşısındaki başlıca devrimci hareketti. Ancak devlet gücünün ele geçirilmesiyle birlikte, göçebe kabileler yeni egemen seçkin sınıf haline dönüştü. Çeşitli teolojik eğilimlerin, daha sonra bugünkü mezhepler biçimini almasına neden olan işte bu iktidar mücadelesidir. İslamiyetin gelişinin ilk günlerinde bilim, sanat, mimari alanlarında ve diğer alanlarda büyük ilerlemeler yapıldı. İslam hakimiyetinin Avrupa'ya ve bunun sonucu olarak toplumsal ilişkilere derinden nüfuz etmesi, daha sonraki yüzyıllarda Avrupa'daki rönesansta çok önemli bir rol oynadı. Öte yandan egemen seçkinler, iktidarlarını ve ayrıcalıklarını ellerinden kaçırmamak için, baskıya ve muhafazakarlığa da başvurdular. Böylece, İslami devrimin önünü açtığı bilim ve tekniğin gelişimine engel oldular. Bunun sonucunda tüm süreç tersine döndü.

********
Strateji ve Taktikler
Bugünün köktendinci örgütleri, geniş bölgelere yayılmış ortodoks aygıtlara ve örgütsel yapılara sahip olmaktan uzaktır. Bunlar, politik, ajitasyonel ve hatta terörist eylemlerini örgütlemek ve kontrol etmek için gelişmiş bilgisayarlar ve teknolojik aletler kullanırlar. Modern basım tesisleri, ses, video teknikleri, bugün işlemekte olan köktendinci parti makinelerinin parçalarıdır. Parti yapıları büyük ölçüde Leninist parti inşası yöntemlerine dayanır. İslami isimleri olmasına rağmen konferanslar, kongreler, merkez komiteler, yürütme komiteleri, vb. yoluyla çalışırlar. Taraftar toplama yöntemleri bile benzerdir. Ancak ideolojik temelleri ve çalışma ağları esas olarak faşist ve neo-faşist çizgilere dayanır. Politikalarına ve ajitasyonlarına da güçlü faşist eğilimler hakimdir. Bunun, gençlik, öğrenci, işçi, kadın ve köylü örgütlerinde geliştirdikleri taktikler üzerinde derin bir etkisi vardır. Son birkaç onyılda özellikle gençlik ve öğrenciler arasında muazzam bir gözdağı, gangsterlik ve kanlı taktikler uyguladılar. Bu şiddeti ve vahşeti haklı göstermek için, korkuyla birleşen dini önyargıları kullanmayı denediler.

Bununla birlikte son birkaç yıl içinde köktendinciler, daha geniş bir taban elde etmek için sopa ve havuçyöntemini kullanmaya çalıştılar. Stratejilerinde neo-faşist yöntemlerle popülist demagojiyi birleştirmeyi denediler. Örneğin geçmişte müzik faaliyetlerini ve diğer eğlence aktivitelerini yasaklarlardı. Son günlerde, daha popüler ve liberal bir imaj vermek için, kendi işlerinde ve kitle mitinglerinde, İslami renkli müzik ve eğlenceyi kullanmaktadırlar. Pakistan'da bu popülist imajı güçlendirmek için paravan gençlik örgütleri kurdular. Bu taktiksel yönelim farklı İslami köktendinci akımlar için farklılık göstermesine rağmen, değişik dereceler içeren genel bir kayma olduğu çok açıktır. Bu esas olarak çok beklemiş olmanın verdiği umutsuzluktan ve aynı zamanda geçici nesnel durumda toplum içinde yaygın olan boşluğu doldurmaktan kaynaklanmaktadır. Hem gençlik hem de diğer paravan örgütleri, nüfus kitlelerinin gün be gün karşı karşıya geldiği meseleler etrafında bir ajitasyon geliştirme stratejisini benimsediler. Bu temel meselelerden biri Pakistan'da tırmanan suç eylemleridir. Köktendinciler, örneğin cinayet, haydutluk, tecavüz ve başka her türlü cürüme başvuruyorlardı. Yakınları yeni ölen aile üyeleri ya da arkadaşlarla teselli gösterisi yapmak ve daha sonra cenazenin veya geleneksel ve kültürel olarak yaygın sosyal ilişkilere bağlı olan diğer dini adetlerin etrafında büyük bir ajitasyona girişmek. Polise veya devletin diğer baskı güçlerine karşı ajitasyon yaptıklarında anında yankı bulmaktadırlar. Benzer bir şekilde, söylem olarak yaygın biçimde kapitalizm ve toprak ağalığı karşıtı sloganları da kullanmaktadırlar. Bugün buna anti-emperyalist söylemi de eklemişlerdir. Bunların yanı sıra, su, elektrik, sağlık, eğitim, ulaşım, barınma ve kanalizasyondan yoksunluk meselelerini de kullanmaktadırlar.

Pakistan'da 1993 seçimlerinde, İslami Cemaat'in seçim cephesi PIF (Cezayir'deki FIS'le ilişki içinde oluşturulan Pakistan İslami Cephesi), seçim kampanyalarının gücünü arttırmak için bu yarı-sosyalist söylemi kullandı. Bu ideolojik Haçlı Seferi, Marksist yöntemden çok İtalya ve Almanya'daki faşistlerin Nasyonal Sosyalizmine uyuyordu. Ancak gerek PPP'nin muhalefetteki varlığı gerekse de kendi popülist taktikleri, sosyoekonomik söylemleri ve teolojik temelleri arasındaki ideolojik tezatla birlikte, İslami Cemaat dahil çoğu köktendinci parti bu seçimlerde yenildi. Bununla birlikte köktendinci oyların büyük çoğunluğu Şerif'in Müslüman Birliği'ne gitti. Bu taktiksel değişiklikler, bölünmelere ve farklı köktendinci eğilimler arasındaki hizip kavgalarının şiddetlenmesine yol açtı. Uyuşturucu parasının ve ahlaki bozukluğun topluma derinden nüfuz etmesi nedeniyle, köktendinciler bunun etkilerinden kendilerini uzak tutamadılar. Bu nedenle bu gruplaşmaların birçoğu hizipçi mafyalara dönüştü. Camileri inançlarını yayma merkezi olarak kullanan önderler ve çekirdek kadrolar, çok genç çocukların zihnine dini ve mezhepsel önyargılar aşılıyorlar. Nesnel dünyaya ters olan bu tarz bir öğretim, karışık zihinler ve bilinçsizlik yaratıyor. Bunlar, aşağılık veya üstünlük kompleksi gibi psikolojik rahatsızlıklar biçiminde kendini gösteriyor, sosyal ve kültürel yoksulluğun belli türleri ve ekonomik dertler, yarayı iyice deşiyor. 80'lerde Ziya diktatörlüğü zamanında eroin parası akını Mollaların bu eylemine esaslı bir mali yardım sağladı. Bu mezhepsel örgütlerin Afgan Cihadına (Kutsal Savaş) girişmeleri, zırhlı araçlar ve silahlarda eşi görülmemiş bir artışa neden oldu. Yeniden dirilen gruplardan biri, Sünni köktendinciliği temsil eden Sipah-a-Sihabah Pakistan'dır. Bunun "kadroları" esas olarak Medreselerin (cami okulları) ürünü ve Afgan savaşının sonucudur. Sosyoekonomik krizin artması ve sınıf hareketindeki geçici suskunluk nedeniyle, bu örgütlerdeki teröristler gittikçe daha da fanatikleştiler. Bu, Pencap'ta ana örgütten 20 hizbin çıkmasına yol açtı. Bunların taktikleri daha beter hale geldi ve suça düşkünlük daha da derinleşti.

Pencap İçişleri Dairesinin bir raporuna göre, bu grupların sahip olduğu silahlar Pencap Polisinin cephaneliğinde varolandan daha fazlaydı. Sipah-a Sihabab her ay dinsel nefreti körükleyen yayınlara 2,5 milyon rupi harcıyor. Silah harcamaları daha da fazla. Böyle bir ortamda bu örgütlerin suç mafyalarına dönüşmesi kaçınılmazdı. Yükselen işsizlik ve toplumsal yoksulluk, mezhepsel mafyaların gençliğin geniş bir tabakasından taraftar toplamasına yol açtı. Sipah-a-Muhammed'in ortaya çıkışı Şii köktendinciler arasındaki aynı süreci temsil ediyor. Mezhepsel çatışmalardaki yükseliş de suçtaki çelişkiyi gösteriyor, örneğin bu mafyalar bugün cinayet ve fidye için adam kaçırma suçlarına karışıyorlar. Aslında din, bu grupların suç eylemlerini haklı gösteren bir kılıf olarak kullanılıyor. Ancak toplumun ilkelliği ve gerici nesnel durum, bunlara bir dereceye kadar toplumsal inandırıcılık sağlıyor. Bu aynı zamanda toplumun acısını çektiği genel bir bastırılmışlığı da yansıtıyor.
*******

İdeoloji ve Ekonomi

Bu köktendincilerin ideolojisi, esas olarak teolojiye dayalı bir İslami devlet inşa etmektir. Bu ideolojinin ana kaynağı, ekonominin en yüksek biçiminin daha çok ticari kapitalizm olduğu nostaljik göçebe toplum örneklerine dayanır. Çeşitli İslam alimleri (Ulema), son 1400 yıl boyunca hüküm sürmüş olan toplumları ve ekonomileri temel Kuran teolojisine göre yorumlamaya çalışmışlardır. Çeşitli mezheplere dahil olan Ulema arasındaki yorum ve yaklaşımlarda derin farklılıklar olmasına rağmen, kapitalist sisteme kesin bir alternatif yoktur. Bin yıldan daha da öncesine ait bir teoloji her şekilde yorumlanabilir. Kapitalistler ve toprak ağaları, İslami teolojiyi kendi sınıf çıkarları için kullanmak amacıyla, Hindistan alt-kıtasında anti-emperyalist mücadele sırasında radikalleşen, İslam'ın solcu bir yorumlanışını sergileyen din adamları olan gerici Mollaları kullanmıştır. Bolşevik devriminin etkisi, Hindistan alt-kıtasında bile muazzamdı. Devrimin ilk yıllarında Maulana Obaid-u-İlah Sindhi (Mevlana Ubeydullah Sindhi), Lenin'i görmek için Sovyetler Birliği'ne gitti. 1924'te, başka bir din adamı Maulana Hasrat Mohane (Mevlana Hasret Mohani), Hindistan Komünist Partisi'nin genel sekreteri oldu. Benzer bir şekilde sağcı İslami/milliyetçi şair İkbal, Lenin'i ve Bolşevikleri öven uzun şiirler yazdı. Farsça manzumelerinden birinde, Marx'ın, kitabı olan ancak peygamberliği olmayan bir peygamber olduğunu söyledi. Ancak modern ekonominin ve politikanın İslami yorumu, bugünkü toplumun sosyal, ekonomik ve politik ilişkilerinin materyalist doğası yüzünden eksik kaldı. Bir taraftan, özel mülkiyet hakkı, serbest girişim ve kâr hakkı İslamın temel ilkelerinde kabul görür. Öte yandan paradoksal olarak eşitlikten ve kardeşlikten bahseder. Günümüzün ekonomik ve üretim-dağıtım ilişkileri içinde, bunlar çözümsüz çelişkilerdir.

Bunu yaratmanın yolu son tahlilde bir sadaka olan zekâttır. Sadakaya dayanan hiçbir ekonomi, eşitlikçi ve sınıfsız bir toplumu hayal edemez. Aynı şekilde faiz ve tefecilik yasaklanır. Ancak kârın varlığı bunu geçersiz kılar. Pakistan'daki ve diğer İslami teokratik devletlerde birçok banka faizi kâr olarak adlandırır. Ziya diktatörlüğü ve ardından gelen rejimler tarafından ateşli bir şekilde sürdürülen zekât, Pakistan'da GSMH'nin %0,5'ini oluşturur. Kapitalizmin egemen olduğu bir ekonomide bu kozmetiktir.

İslami devletin kanlı bir "İslam" devriminden sonra oluştuğu İran'da, durum daha farklı olmamıştır. İslam (Şii) devriminden 15 yıl sonra, ekonomi karmakarışık bir durumdadır. 1992'de ihracatın %90'ını oluşturan 18 milyar dolarlık petrol ihracatı, bugün %12'ye düştü. Un ve pirinç gibi temel gıdalarda sürekli sübvansiyon yapılmasına rağmen, enflasyon bir yılda %60'a yükseldi. Dış borç yükü çok ağır. 15-30 milyar dolar arasında olduğu tahmin ediliyor. İran hükümetinin bu yıldan sonra Avrupa ve Japon bankalarına zamanı gelen 8 milyar dolarlık borçlarını ödeyecek kaynağı olup olmadığı belli değil. Rafsancani ve kliği, IMF'nin özelleştirme, deregülasyon [serbestleştirme], yabancı yatırımcıya kapıların açılması ve ticari liberalizasyon koşullarına katlanmaya çalışıyor. Bununla birlikte sübvansiyonların kesilmesi, Hameney önderliğindeki katı Mollaların sert direnciyle karşılaştı. Bu, geçen yıl yarıya düşen ithalatı kesmek için sert önlemler almak anlamına gelecekti. İran fabrikaları için bunun anlamı ithal hammadde açığı oldu ve diş macunu ve antibiyotik gibi maddeler lüks haline geldi. İran toplumu sonuç olarak bir hengâmenin içinde. Irak'la uzun bir "dış" savaştan ve diğer dış oyalamalardan sonra, bugün tavuklar tünemek için evlerine döndü. Kuzey İran'da bir şehir olan Kazvin'de son günlerde meydana gelen ayaklanmada, silahlı kuvvetlere kenti acımasızca havadan ve karadan bombalama emri verildi. Bu eylem silahlı kuvvetler içinde, önümüzdeki dönemde patlaması muhtemel şiddetli bir anlaşmazlığa yol açtı. Şah'ın vahşetine karşı yaşanan isyanların uzak olmayan bir gelecekte daha yüksek düzeyde tekrar etmesi muhtemeldir. Ama bu, ne olursa olsun, sosyoekonomik çıkışsızlık nedeniyle toplumda giderek artan kızgınlığı ve hayal kırıklığını yansıtmaktadır.

İran'daki köktendincilik deneyimi, modern ekonomi ile teolojik metafizik efsaneler arasındaki göz kamaştırıcı çelişkileri gösteriyor. Herşeyden önce temel çelişki, dünya pazarının zorlamaları aracılığıyla işleyen emperyalizmin ezici hakimiyetidir. Hameney bir seferinde şöyle demişti: "Keçi sütü içerek yaşamamız gerekse bile bağımsızlığımızı koruyacağız." Bunu söylemek yapmaktan kolaydır. Bu tumturaklı lafları günlük yaşamın gerçekleri geçersiz kılar. İran, Suudi Arabistan ve diğer Müslüman ülkelerde bile, elektrik, diş macunu, antibiyotik, şebeke musluk suyu vb. nüfusun büyük çoğunluğu için yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Ürünlerin çoğu emperyalizmin egemen olduğu modern endüstri tarafından üretiliyor. Yaklaşık 500 emperyalist şirket, dolaylı ya da dolaysız olarak dünya üretiminin %85'ine hükmediyor. Bu çokulusluların büyük bir çoğunluğunun sahibi büyük emperyalist güçlerdir. IMF, Dünya Bankası ve diğer emperyalist kuruluşlar tarafından zorla kabul ettirilen koşulların asıl amacı, yoksul ülkelerin ekonomilerini dünya emperyalizmi yararına daha fazla sıkıştırmaktır. Bu süper sömürünün acısı bu toplumların en yoksul kesimleri tarafından hissedilmektedir. Bugün Şii köktendinciler başta olmak üzere daha pek çok kişi emperyalizmin gaddar rolünün farkındadır. Bugün İran'da İslamcı tarikatların birçok hizbi, pek çok Müslüman ülkede nüfusun daha geniş bir kesiminden destek almak ve köktendinci terörü kışkırtmak için anti-emperyalist bir söylem kullanıyor. Ama modern ekonomik döngüler ve yapı içinde, özel mülkiyete ve serbest girişime dayanan bir ekonomik yapı/politika/doktrin kaçınılmaz olarak emperyalist ekonomiyle birleşir.

Mülkiyet ilişkilerinin toplumsal dönüşümüne ilişkin uzlaşmaz bir bilimsel ideoloji olmaksızın, her ekonomik doktrin sonunda kapitalizmin –ve onun en yüksek biçimi olan emperyalizmin– dayandığı üretim ve mülkiyet ilişkilerine yaslanır. Köktendinciler tarafından savunulan İslami yasalarda, istifçiliğin, karaborsanın, insan emeğinin sömürülmesinin ve uyuşturucunun karşısındaki tek "güvence", ahlaki değerlere ve kıyamet günü korkusuna dayanır. Bununla birlikte kâra dayalı bir ekonomik sistem temelindeki ana içgüdüler ve zorunluluklar, tüm bu "güvenceleri" geçersizleştirir. Kriz içinde harap olan toplumda, kâr hırsı tüm bu ahlâki değerlerin temelini çürütür. Pakistan'da ve diğer bir çok Müslüman ülkede kâra olan bu çılgınca hücum, toplumun sosyal, ahlâki ve insani yapısını kemirmiştir. Bu nedenle birçok küçük işadamı ve tüccarın yaşam pratikleri çifte standartlı, aldatıcı ve ikiyüzlü hale gelmektedir. Mali oligarşinin egemenliği bu ahlâki değerleri ezip geçmiştir.
*********
Sosyoekonomik Temel
...........
********
Köktendinciliğe Karşı Sekülarizm /Liberalizm
Bu yazı alıntıdır.Yazının devamı için bakınız.
Kaynak:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2137396/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
batı, emperyalizminin, kökeni, köktendinciliğin, modern, rolü

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz