Mısır'da bizdeki gibi bir başörtüsü yasağı ve dolayısıyla siyasal tartışma yok, ama bu konuda ciddi tedirginlik var. Başörtülülerin kamuda daha yaygın yer almasından, Müslüman kadın tanımının başörtüsüyle özdeşleştirilmesinden şikâyet ediyorlar
BAŞLARKEN
Dizinin başlığı sizi yanıltmasın, soyut karşılaştırmalar, analizler yapmaya girişmeyeceğim. Geçtiğimiz sekiz yıl içinde, Ortadoğu'ya çeşitli vesilelerle otuza yakın seyahat yaptım, Suriye, Lübnan, İran ve Mısır'a birçok kez, Ürdün, Tunus, Yemen ve biraz Ortadoğu dışında ama bugünlerde çok güncel hale gelen Pakistan'a gittim. Bunun dışında, Doğu Konferansı adı altında gerçekleştirdiğimiz buluşmalarda ve başka vesilelerle diğer Ortadoğu ülkelerinden katılan birçok yazar, gazeteci ile görüştüm. Bu coğrafyada olan biteni mümkün mertebe takip etmeye çalıştım. Bu yoğunlaşma içinde, Türkiye'de bu coğrafyaya ilişkin ilginin ve bilginin ne kadar az olduğunu bir kez daha fark ettim. Bir şey daha fark ettim, bu ülkelere ilişkin olarak, gidip gördüklerim, eşe dosta anlattıklarım, herkese soyut karşılaştırma ve analizlerden çok daha ilgi çekici ve anlamlı geldi. O nedenle, kitabi bir karşılaştırma yerine, tüm bunları sizinle paylaşmanın daha anlamlı olacağını düşündüm.
Evet, laiklik tartışması, öncelikle ilkesel bir konu. Ama aslında, bu ve buna benzer din, toplum, muhafazakârlaşma gibi konularda yaptığımız tüm tartışmaların arka planında doğal olarak gündelik hayatımıza ilişkin kaygılar, kuşkular veya talepler ve özlemler var.
Aslında, bir yandan, yakın coğrafyada olsa, tüm Müslüman ülkelerin tarihleri, yakın tarih deneyimleri, kültürleri, siyasal rejimleri birbirin- den çok farklı. Bu gerçeği aklımızın bir tarafında tutmakta fayda var. Diğer taraftan, tüm farklı-lıklarına rağmen tüm Müslüman toplumların, modernlik karşısında yaşadıkları süreç ve so-runlar açısından dikkate değer benzerlikler var.
Geçtiğimiz aylarda, bir aralık gündem olan Malezya tartışması esnasında, Türkiye örneğinin Malezya'dan ziyade Mısır ile karşılaştırılmasının daha anlamlı olduğunu düşündüm. Hemen ardından 'mahalle baskısı' tartışması geldi, konu tekrar Türkiye'nin kendi deneyimi eksenine oturdu. Oysa, 'mahalle baskısı' dediğimiz fazlasıyla muğlak bir kavram, bazen, Müslüman ülkelerde yaşananları anlamak ve tartışmak açısından, daha net gibi gözüken 'din ve vicdan özgürlüğü veya laiklik gibi kavramlardan çok daha fazla açıklayıcı olabiliyor. Yine, tam da bu nedenle, bir kez daha, Malezya'dan ziyade Mısır karşılaştırmasının daha anlamlı olacağını düşünmüştüm.
Yirmi yıl önce, daha bu coğrafyaya adım atmamışken, İngiltere'deki Mısırlı arkadaşlarım aynı terimi kullanmasalar da sürekli bir tür mahalle baskısının arttığından şikâyet edip duruyordu. Mısır'daki kısaca 'İhvan' denilen Müslüman Kardeşler hereketinin tarihinden ve yükselişinden haberdardım ama itiraf edeyim ki, orada yaşayanlar açısından ne anlam ifade ettiğini tam kavrayamamıştım. Benim gözümde, İngiltere'ye okumaya gelen Mısırlı arkadaşlarım, oranın Batılılaşmış ve bazısı Kipti asıllı seçkin zümresine mensuptu ve söylediklerini fazlasıyla abartılı bulmuştum.
Din merkezli siyaset
Geçen hafta sonu yine Mısır'daydım, bu kez araya benim biriktirdiğim gözlemleri de devreye sokarak, Mısırlı arkadaşlarımla tekrar bu konuyu konuştuk. Evet, toplumsal hayatta artan 'İslamileşme'den şikâyet edenler, yine oranın Batılılaşmış kesimine mensup insanlardı, ama olan bitene sıradan karşı tepkiler veren insanlar değil. Olanlar üzerine düşünen, aşırı tepkileri yadırgayan ve nihayet çok küçük bir seçkin kesime mensup insanlar değil, oranın üst orta sınıfına mensup, Mısır'da yaşayan, orada yaşamayı seçmiş, ülkelerini, kültürlerini fazlasıyla benimseyen insanlar. En çok, Hüsnü Mübarek başkanlığındaki yozlaşmış iktidar ve sisteme karşı, İslamcılar (İhvan) dışında hiçbir ciddi muhalefet hareketi veya düşüncesinin gelişememiş olmasından şikâyet ettiler. Bu kuşkusuz dini değil, siyasi bir konu. Ancak, sonuç itibarıyla, bu toplumlarda, yani Müslüman toplumlarda, gelmiş bulunduğumuz nokta itibarıyla, din merkezli olmayan siyasetin başarısızlığı nereden baksanız ciddi bir sorun.
Küçümsemeye tepki
Bu noktaya nasıl gelindiği oldukça uzun bir hikâye. Bu hikâyenin bir ucunda, modernleşme sürecinde, toplumun dinsel kimliği, değerleri ve sembollerini hiçe sayan, o değilse bile, küçümseyen, dikkate almayan, alabildiğine dışlıyan siyasi ve düşünsel hareketler var. Bu hiçe sayma, küçümseme, dışlama doğal olarak, toplumların tepkisi ile karşılaşıyor. Demokratikleşme, ne oranda yaşanırsa yaşansın, ilk fırsatta bu tepkinin dışa vurumu olarak İslami vurgulu oluyor. O zaman da, Batılılaşma yerine İslamlaşma üreten demokrasi, bu kez, zaman içinde modernleşmiş, Batılılaşmış kesimler için 'sorun' oluyor. Haklı veya haksız, hak edilmiş veya değil, 'sorun', öyle veya böyle 'kuşku' ve 'korku' gündeme geliyor.
Belki hiçbir zaman çoğunluk değil, ama bu ülkelerde yaşayan, kendini Müslüman olarak tanımlayan ama ibadetle arası hoş olmayan, başını örtmeyen, içki içen, çok eşlilik fikrini rahatsız edici bulan şehirli orta sınıf, yaşama alanının daraldığını hissediyor, bu daralmanın artmasından, tahammül edilmez noktaya gelmesinden korkuyor. Örneğin, Mısır'da zaten bizdeki gibi bir başörtüsü yasağı ve dolayısı ile siyasal tartışma yok, ama bu konuda ciddi bir tedirginlik ve bu anlamda tartışma var. Zaman içinde, başörtülü kadınların kamu hayatında daha yaygın yer almasının, başörtü takma alışkanlığının yayılmasına neden olduğunu, bunun Müslüman kadın tanımından başörtüsüyle özdeşleştirdiğinden, başörtüsü takmayanların Hıristiyan sayıldığından ve böyle muamale gördüğünden şikâyet ediyorlar.
Popülist söylemler
Dahası, moderleşme süreci içinde biriken, o süreç içinde gelişen şehirli kültürün dev bir dalga ile yerle bir olması ihtimalinden, bunun işaretlerinden kaygılanıyorlar. Ve nihayet, ne kadar anlaşılır bir tepki çerçevesinde gelişirse gelişsin, din merkezli siyasallaşma, sadece tepkileri temsil etmekle kalmıyor, siyasetin doğası gereği, bu tepkileri biriktirdiği potada, tepkileri sürekli tazeleyip besliyor. Zira, yine siyasetin doğası gereği, iktidar hedefini, din merkezli bir dille kolayca devşilirilen toplumsal desteğe dayandırıyor. Din gibi karşı çıkılmaz bir referans, kolay siyaset imkanı yaratıyor. Bu tür siyaset, sadece muhafazakârlaşma değil, ucuz siyaset üretiyor. Bölgedeki İslami hareket ve partilerin popülist siyasal söylemler ötesinde doğru dürüst siyasal tavır ve program geliştirememesinin önemli nedenlerinden biri bu.
Osmanlı'yı bile etkiledi
Müslüman ülkeler içinde Türkiye ile karşılaştırılması en anlamlı olan ülke Mısır deyip hemen sizi yanıltmayayım. Böyle düşünüyorum, çünkü Mısır, bölgede (ve İslam coğrafyasında) modernleşme süreci Osmanlı ile birlikte (ve hatta bu süreçten bağımsız olarak) en uzun tarihe ve birikime sahip olan toplum. Kavalalı Mehmed Ali Paşa ile ivme kazanan modernleşme süreci, bir şekilde mensup ve fakat görece bağımsız olduğu Osmanlı modenleşmesini bile zaman zaman etkileşmiş. İkinci Abdühamid döneminde Mısır'a kaçan Jön Türkleri, Mısır'dan İstanbul'a gelen yeni moda giyimleri, Meşrutiyet dönemi romanlarındaki Mısırlı prenses hikâyelerini hatırlayalım. Bu arada roman demişken ve hazır Mısır'dan bahsediyorken, geçtiğimiz günlerde Türkçesi yayınlanan Ala El Asvani'nin 'Yakopyan Apartmanı' romanını mutlaka okuyun. Aman aman bir edebiyat ürünü değil ama Mısır'ı tüm bu söylediklerimiz çerçevesinde anlayabilmek için çok iyi bir rehber.
Osmanlı dönemi sonrası modernleşme hareketlerini takip eden, Arap milliyetçiliği çerçevesinde siyasi sekülerleşme hareketine rağmen Mısır'ın, hiçbir şekilde Türkiye'de yaşanan modernleşme hızını yakalamış ve yaygınlaştırmış bir ülke değil. Bu nedenle, mesela Kiptiler, oldukça kalabalık bir Hıristiyan azınlık (yüzde 10'a yakın) oluşturmasına ve dolayısı ile kültürel farklılık deneyimi imkânı vermelerine rağmen, etkileri bizim beklediğimiz biçimde olmayabiliyor. Zira, bu ülkede yaşayan Kiptiler de bizim tahmin ettiğimizden çok daha muhafazakâr bir topluluk. 1 Mart'da Kipti Kilisesi, Kahire İdare Mahkemesi'nin üst kararı ve zorlamasıyla, tarihinde ilk kez bir 'sivil boşanma'sını kabul ettiği bir Kipti'ye yeniden evlenme izni verdi.
Cemaat hukuku
Bunda şaşacak bir şey yok, çünkü modernleşme sürecinin hızı, yaygınlığı gibi etkenler bir yana, Mısır siyasi anlamda 'laik' değil. Dolayısı ile Hıristiyanlar cemaat hukuku uyguluyor. Türkiye ile diğer tüm Müslüman ülkeleri ayıran en önemli farklılık bu. Mısır ve Suriye, eski Irak, Tunus gibi bazı Müslüman ülkelerde laikliği andıran değişik düzenlemeler var, ama bu ülkelerin hiçbiri resmi olarak 'laik' değil. Biz dışarıdan bu farkı pek ayırt edemiyoruz, yani bir ülke ya Suudi Arabistan ve İran gibi şeriat düzeni olur, ya laik olur, yarı laik veya ara düzenlemeler nasıl olur pek önemsemiyoruz, ama aslında Müslüman ülkelerin çoğunda sistem bu ara düzenlemeler temeline oturuyor.








Yemen'de sadece 15 başörtüsüz kadın varmış. Başkent Sana'da sekiz gün kaldık, sadece birini gördük.
Pakistan'ın kadın bakanı Nilüfer Bahtiyar, İslami tepkiler nedeniyle istifa etmişti.
Tunus sanıldığından daha muhafazakâr bir ülke. Başörtüsüyle gezmenin yasak olduğuysa sadece rivayet. 
Normal
