Ne denir?
Murat Belge
Türkiye gibi tuhaf bir ülkede yaşayan bir insan için, bazı çok basit,
sıradan şeylerin bile anlamında tuhaflıklar var. Örneğin, 'şaşmak' veya 'şaşırmak' gibi basit bir fiil: beklenmedik bir şey olur, şaşırırsınız. Her yerde böyledir.
Burada değil. İşte, Yargıtay Başsavcısı'nın kapatma girişimi. Buna hepimiz şaşırmadık mı? Şaşırdık. Bugünün gazetelerine bakın, olaydan habersiz yazılmış yazılarla... Örneğin İlter Türkmen yazısına 'Artık ileriye bakalım' diye başlık koymuş. Haydi, buyurun bakalım 'ileri'ye!
Şaşırdık -ama beklenmiyor muydu? Son birkaç yıllık tarihimizde bu karakterde bir rolü oynayan ve yerine getiren Sabih Kanadoğlu, şimdi yapılanın yapılması gerektiği üstüne konuşmaya başlamıştı. 367 mimarı şimdi bunu konuşuyorsa, demek ki beklemeliydik. Çünkü zaten bugüne kadar bilmem kaç parti kapatmış bir milletin çocuklarıyız.
Demek ki bizim özelliğimiz 'beklenmedik' değil, beklendik olaylarla karşılaşmak ve şaşırmak. Bu da tuhaf işte! Nasıl olabiliyor böyle bir şey?
Çünkü, sanırım, beklenenin olması ama beklenmedik bir şekilde olması arasında benzersiz ve kusursuz bir uyum var. Bunca parti kapatılmış ülkede yeni parti kapatma talebinde şaşacak bir şey yok- diyebilirsiniz. Ama bu sefer, şöyle yarım yılı az aşkın bir süre önce yapılmış seçimde oyların neredeyse yarısını almış ve oldukça uzun zamandır ilk kez tek başına hükümet kurmuş bir partiyi, Başbakan'ı ve Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı'yla birlikte kapatmaya girişmişsiniz!
Ee, evet, bu durumda, olay şaşırtıcı.
Bir ülke ki, daha doğrusu bir ülkede bir egemen tabaka ki, geçmişinin bütün 'ayıp'larına sımsıkı, dört elle sarılıyor. Bunları yeniden, yeniden piyasaya sürüyor. "Ne kadar 'zamana dayanıklı' bir yapı!" diye düşünüyorsunuz. Aslında zaman bir biçimde bir 'değişim'e yol açıyor. Şöyle: koşullar değişince, o aynı uygulama daha korkunç, daha grotesk, daha akıldışı, daha gülünç ... bütün bunlar oluyor. Atletizmde 'Artık bu aşılmaz' dediğimiz rekorların da aşılabilmesi gibi- kendimizi aşma yetimizi hiç elden çıkarmadık. Her an biraz daha kötüsünü yapmayı başarabiliriz.
'Tan Matbaası gençliği' de, geçmişin o 'ayıp'larından biriydi.
Ama birileri bunun nasıl bir ayıp olduğunu yazar, anlatırken, birileri de o gençliği yeniden yaratmak üzere didindi ve başardı. Onlar da var şimdi. Bu yeni olayda da sokaklara sürülürler.
Başsavcının girişimini nasıl, hangi düzeyde anlamlandıracağız? Aslında bu işlerin olacağını hiç aklıma getirmeden, olmuşlara ve olmakta olanlara bakarak, 'politika'nın ve 'hukuk'un farklı olması gereken mantıkları üstüne bir yazı yazmıştım, birkaç gün önce ('İki farklı mantık', 14 Mart). Türkiye'de bir süreden beri olan, hukukun hukuk olmaktan çıkarılıp siyasetin bir aracı haline getirilmesi. Çok söylendiği şekilde, 'hukuk devleti'ni 'kanun devleti'ne indirgedik, 'kanun'u 'hukuk'tan kopardık, baskıcı rejimin (ve geleneğimizin) 'son savunma çizgisi'ni 'yargı kurumları' üzerinde çizdik. Demokrasi yerine yargıkrasi kurduk.
Buradan nereye varılır, bilinmez.
Bu kadar 'destabilize' edici girişimleri göze almış siyasi aktörlerle mantıklı bir tahmin yürütmek mümkün olmaktan çıkıyor. Tek söylenecek, ortada gözü dönmüş bir tarafın olduğu.
Radikal-çevrimiçi / Yorum / Ne denir?









Normal
