iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 09:19 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !
Sponsor Reklam

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Tartışma Platformu » Siyaset ve fikir ayrılıkları » Erdoğana mektup

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 30.07.07, 22:20
Standart

Erdoğana mektup


nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
Send PM

30.07.07, 22:20


Erdoğan'a açık mektup

İsmet Berkan
30/07/2007 (8861 kişi okudu) Sayın Recep Tayyip Erdoğan,
Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, Ankara
Sayın Erdoğan,
Partiniz geçen hafta etkileyici bir seçim zaferi kazandı, siz önümüzdeki günlerde bir kez daha hükümet kuracak ve ülkenin kaderine en azından dört yıl daha hükmedeceksiniz. Seçim nedeniyle çok yoğun günlerden geçtiniz ama bundan sonra da benzer, hatta belki daha yoğun günler önünüzde.
Türkiye, son beş yılında olumlu anlamda önemli değişimler yaşadı. Her dönemin kendine göre 'yaşamsal' olduğu savunulabilir belki ama gerçekten de geride kalan beş yıl ve önümüzdeki dönem Türkiye'de Cumhuriyet tarihinin en kritik dönüşümlerinin yaşandığı yıllar olacak.
Burada Türkiye'nin kişi başına 5 bin dolarlık geliri aşmasından ve demokrasinin sürdürülebilirliği açısından kimilerine göre sınır değer olan 7-10 bin dolarlık hedefe yönelmesinden söz ediyorum esas olarak.
Gerek böyle bir hedefe yönelmek ve gerekse varabilmek, beraberinde ekonomik ve siyasi bir dizi dönüşümü gerektiriyor. O dönüşümler olmadan, Türkiye'nin olduğu gibi kalmaya devam ederek bu hedeflere varması olanaklı olsaydı bugüne kadar zaten o hedeflere varılmış olunurdu, bunu unutmamak gerek.
İşte bu dönüşüm ihtiyacı ve dönüşümün iyi yönetilmesi açık seçik görüldüğü için size bu yeni hükümet döneminin henüz eşiğindeyken biri dizi mektup yazmak ve Türkiye'yi sıkıştıracağını düşündüğüm kimi önemli meselelerle ilgili görüşlerimi aktarmak istedim.
Sayın Erdoğan,
Sizin de bildiğiniz gibi ekonomik dönüşümün en önemli ayaklarından biri dışa açılım. Türkiye, kendi sermaye birikimi yeterli olmayan, kendi tasarrufları yeterli olmayan bir ülke. O yüzden ülkenin gelişimi için doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına ihtiyaç var.
Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinin başlatılmış olması ve ülkedeki yönetsel istikrar son yıllarda yabancı sermayede görülmemiş bazı artışlar yaşanmasına neden oldu.
Ama başta AB ile müzakereler ve yabancı sermaye girişleri olmak üzere kimi olaylar ülkede tepkisel milliyetçiliğin zemin kazanmasına yol açtı. Bana göre, yabancı düşmanlığından beslenen, Türkiye'yi dış dünyaya kapatmayı hedefleyen, zaman zaman başkalarına karşı ırkçılığa varan tepkiler
veren bu reaksiyoner milliyetçilik ülkemizin gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri. Çünkü kullandığı popülist ve lumpen söylem, oldukça iyi eğitimli bir kurum olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nden tutun da sokaktaki sıradan vatandaşa kadar herkesi kolayca etkisine alabiliyor.
Bu etkinin kendiliğinden kırılamayacağı, reaksiyoner milliyetçiliğin alıp başını gittiği, yabancı düşmanlığının bazı siyasi partilerimizce açık açık yapıldığı ve önümüzdeki dönem Meclis'te yan yana oturacağınız diğer üç partinin de aslında reaksiyoner milliyetçi partiler oldukları gerçeği, bu konuyu acil gündem maddesi haline getiriyor.
Başta siz olmak üzere hükümetiniz, önümüzdeki döneme milliyetçiliğin tarifini yaparak, bunu da kuvvetli bir iletişim politikasıyla gündeme getirerek başlayabilirsiniz.
Milliyetçiliğin bir şeyleri engellemek, bir şeylere kızmak, bir şeylerden nefret etmek, birilerinin bizi böleceğine, parçalayacağına, kendilerine köle yapacağına inanıp bundan korkmak değil tam tersine kendine güvenmek, dünyayla yarışmak ve 'Türkün gücünü' bütün dünyaya göstermek olması gerektiğini anlatmalıyız.
Atatürk'ten sözler kullanmak, onu referans vermek belki bir kolaycılık ama belli ki o da 20'li yıllardan başlayarak bugün yaşadığımız reaksiyoner milliyetçilik sorunuyla karşılaşmış, bununla başa çıkmak için de 'pozitif milliyetçi' bir söylem yaratmaya çalışmış, o yüzden de 'Türk, övün, çalış, güven' sözünü her yere yazdırmış. Önümüzdeki dönemin sloganı tam da bu olabilir: Türk, övün, çalış, güven!
Çünkü dikkatle bakıldığında, reaksiyoner milliyetçiliğin esas cümlesinin 'Biz Türklerden adam olmaz, bu yabancılar bol bol paralarıyla gelir bizi kandırırlar' olduğu görülür. Yabancı düşmanlığının, yabancıdan korkunun temelinde bu cümle vardır. Bu cümle bize ciddi özgüven eksikliği çekildiğini gösteriyor.
Topluma güven aşılamak, daha iyisini başarabileceğimizi göstermek, ona
hedefler koymak ve her seferinde dünya ile yarışmak çok önemli.
Pozitif milliyetçiliği geliştiremeyen bir Türkiye'nin işi önümüzdeki dönemde çok zor olacaktır. Yabancı düşmanlığından kurtulmak için bunu yapmalıyız.
Sayın Erdoğan, izninizle mektubuma yarın da devam edeceğim.


Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 31.07.07, 16:27
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Erdoğana mektup

Başbakan Erdoğan'a mektup (2)

İsmet Berkan
31/07/2007 (6762 kişi okudu) Sayın Erdoğan, dünkü mektupta, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin ekonomik dönüşümünü tamamlamasının önündeki en önemli engellerden birinin yükselen reaksiyoner milliyetçilik olduğunu yazmaya çalıştım.
Önümüzdeki dönem parlamentoda Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi
Hareket Partisi tarafından temsil edilecek olan, Türkiye'yi dünyadan izole etmeyi hedefleyen, yabancı düşmanlığı ve zaman zaman ırkçılığa varan
aşırı tutumlar içeren bu milliyetçilik türünün dışında, parlamentomuzda etnik Kürt milliyetçiliği de temsil edilecek.
Bu iki milliyetçiliğin parlamento çatısı altında çatışmalarında siz ve partiniz arada kalabilecek, bazen o yana bazen de bu yana savrulabileceksiniz.
Oysa 22 Temmuz seçimlerinin kendisi de gösterdi ki, bağırıp çağırmak, milliyetçilik nutukları atmak değil de iş yapmak, hizmet götürmek ve daha da önemisi siyaset yapmak, Kürt sorununun çözümünü kolaylaştırıyor esas olarak.
Bana göre 'Kürt sorunu' ile 'Ayrılıkçı PKK terörü sorunu' uzaktan birbirine çok benziyor veya birininin içinden çıkıyormuş gibi gözüküyor olmalarına rağmen aslında birbiriyle çatışma halinde olan sorunlar.
Bölgeye siyaset geri geldikçe, yani sorunlar konuşulmaya ve onlara hal çareleri aranıp önerilmeye başlandıkça, sivil alan genişledikçe, 'Kürt sorunu' dediğimiz sorun çözüm yoluna yaklaşıyor ve bu olduğu müddetçe de PKK sorunu küçülüyor.
Geçmişte böyle oldu. PKK zemin kaybettiğini görünce yeniden eylemlere başladı. Ama PKK eylemleri eskisi gibi kitle tabanı bulamadı, çünkü insanlar barışın faydasını görüyordu artık.
Bence de mesele burada düğümleniyor: Kürtlerle PKK'nın arasındaki mesafeyi açmakta yani. Bunun yolu da, 'Kürt sorunu'nu çözmeye çalışmaktan, bölgenin meselelerini 'normalize' etmekten, sivil siyasete alan yaratmaktan geçiyor.
Bakın, iki yıl sonra yerel seçim yapıldığında AKP'nin Van, Hakkâri, Şırnak gibi önemli merkezlerde belediye başkanlığını alması hayal değil. Hatta daha da ileri gideyim, Diyarbakır'ı da AKP kazanabilir, bu ciddi bir ihtimaldir.
Kürt sorununun çözüme yaklaşmasıyla, bölge insanının uzun onyıllar boyunca çözülmeyip kronikleştirilmiş dertlerinin çözüm yoluna girmesiyle PKK ayrılıkçılığının marjinalize olması arasındaki doğrudan ilişki her fırsatta sergilenmeli ki, etnik milliyetçilik şiddetten uzaklaşsın, Türkiye'de barış içinde bir arada yaşama fikri zedelenmesin.
Evet, ayrılıkçıların, Kürt sorunu çözüme yaklaştıkça veya bu sorunun ciddiye alınıp üzerinde uğraşıldığı izlenimi yaygınlaştıkça kendilerini köşeye sıkışmış hissedeceklerine kuşku yok.
Meclis'teki DTP'ye bu açıdan bir 'şans' diye yaklaşmak da mümkün, bir 'risk' diye yaklaşmak da. Size doğru uzatılan bir el varsa onu reddetmeyin ama başlangıçta tokalaşmak için uzatılan el kazayla yumruğa dönüşürse siz de yumruğunuzu sıkmakta tereddüt etmeyin. DTP'nin PKK'dan uzaklaşıp Kürtlerin sorunlarının partisi olması, Türkiye'nin hem Kürt sorununu çözmesini hem de PKK'yı marjinalleştirmeyi kolaylaştıracak bir gelişme olur, bunu teşvik edin.
Sayın Erdoğan, izninizle yarın da mektubuma devam edeceğim
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 31.07.07, 16:31
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Erdoğana mektup

Başbakan Erdoğan'a mektup (2)
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 02.08.07, 01:11
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Erdoğana mektup

Başbakan Erdoğan'a mektuplar (3)

İsmet Berkan
01/08/2007 (5768 kişi okudu) Sayın Erdoğan, bu köşede iki gündür size hitaben yazdığım mektuplarda Türkiye'nin kişi başına 10 bin dolarlık ekonomik refaha ulaşma hedefini sekteye uğratması muhtemel konuların başında reaksiyoner milliyetçiliğin ve etnik ayrılıkçılığın geldiğini söylemeye çalıştım.
Türkiye'nin geleceğine bu iki tehlikeli milliyetçilik türünden daha az tehdit içermeyen ama sanki çok büyük sıcak çatışmaya da konu değilmiş gibi gözüken bazı konular da var, bunların başında demokratikleşme ve sivilleşme geliyor.
Türkiye, belki de yazıldığı ilk günden beri 1982 Anayasası'nı tartışıyor. Öyle bir anayasa ki, yazılıp halk oyunda kabul edilmesinin üstünden daha beş yıl geçmeden iki defa tadil edilmişti bile. Halen 25 yaşındaki Anayasamızın üçte birden fazla bölümünü son beş yılda yeniden yazdık ve düzenledik. Bu yazının yazıldığı günlerde halen kapsamlı bir anayasa değişikliği paketi halkoyuna sunulacağı günü bekliyor.
Yani, bizim Anayasamızla bir sorunumuz olduğu belli. Zamanında Meclis Başkanı olarak Hüsamettin Cindoruk bir çalışma yaptırmış, siyasi partilerimizin Anayasanın hangi maddesinde nasıl bir değişiklik istediğini dertletmişti. Anayasa'nın değiştirilmesi istenmeyen maddesi yok gibi bir şeydi.
O halde işe Anayasa ile başlamak en doğrusu. Burada soru şu: Son 25 yıldır yaptığımız gibi Anayasa'yı madde madde tadil mi edelim, yoksa sıfırdan bir anayasa mı yazalım?
Belki daha doğrusu sıfırdan anayasa yazmak ama bu konuda gerçek demokratik mutabakat bulmak, madde madde konsensüslere ulaşmak çok daha zor. O yüzden, belki de Anayasa'ya bütüncül bir bakışla yaklaşmak ama onu madde madde tadil etmek en uygulanabilir çözüm. Böylece tek tek maddeler de daha çok konuşulabilinir, bir genel uzlaşma yerine detaylar dahil tam uzlaşma bulunabilir.
Size 'Kısa anayasa lazım' diyenlere sakın inanmayın, dünyada kısa anayasa diye bir şey olmadığı gibi (merak eden Amerikan Anayasası'nı okuyabilir, hiç kısa olmadığı gibi bazı konularda ne kadar ayrıntıya girdiğini görünce şaşırabilirsiniz) son Anayasa Mahkemesi kararlarından da anlaşılacağı gibi yasa koyucunun ne demek istediğini en net ve en ayrıntılı biçimde yazmasında sayılamayacak kadar fayda var. Ama belki, laf olsun diye Anayasa'ya yazılmış kimi konular, mesela çevre, mesela spor gibi konular Anayasa'dan çıkartılabilinir.
Türkiye'de askerin siyaset üzerindeki rolünü meşrulaştıran konuların başında bizim demokrasimizin sistemik olarak sakat kurulması geliyor. Demokrasi, oy çoğunluğuyla iktidara gelenlerin hiç denetimsiz dilediklerini yaptıkları rejimlerin adı değildir. Demokrasinin özü, iktidarın denetlenmesi ve dengelenmesidir. Mesele bu denetleme ve dengelemeyi kimin, hangi demokratik meşruiyetle yapacağı meselesidir.
Bizde denetleme ve dengeleme görevi hiçbir demokratik meşruiyeti olmayan, kendileri hiçbir zaman hesap vermeyen kurumlar tarafından yapılıyor. Cumhurbaşkanlığı ve TSK bu kurumlardan bazıları.
Eğer siz Başbakan olarak kendi egonuzdan biraz vazgeçip sizi denetleyecek demokratik bir kurumun Anayasa'ya girmesini sağlarsanız, Türkiye demokratikleşme ve sivilleşme konusunda çok büyük bir adım atmış olur.
TSK'nın gündelik siyasetten uzaklaşması son tahlilde hem TSK'nın kendisi hem de bu ülke açısından çok olumlu olacaktır. Rejim üzerinde sanki her zaman bir TSK gölgesi varmış imajını ne Türkiye hak ediyor ne de TSK.
Türkiye'nin kişi başına 10 bin dolar hedefini yakalaması için demokrasisini geliştirip neredeyse kusursuz hale getirmesi, bunu da sivil yollarla yapması gerek. Yoksa, kör topal demokrasiyle 10 bin dolara varmak kolay değil.
Sayın Erdoğan, izninizle size yarın son bir mektup daha yazacağım.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 02.08.07, 16:44
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Erdoğana mektup

Başbakan Erdoğan'a mektuplar (4)

İsmet Berkan
02/08/2007 (4457 kişi okudu) Sayın Erdoğan, 'Laf sahibinden yayılır' sözünü lütfen hiç unutmayın. Önümüzdeki dört yıl için bu ülkenin lideri sizsiniz, Türkiye sizi seçti, sizin de Türkiye'ye 'önder'lik etmeniz gerek, yani en önde siz gideceksiniz, ikna edici olacaksınız ve bütün ülkeyi arkanızdan sürükleyeceksiniz.
'Laf sahibinden yayılır' çünkü ancak siz bir şeye inanıyorsanız, söylediğiniz sözleri inanarak söylüyorsanız, bu samimiyeti karşınızdakilere geçirebilirsiniz. O yüzden liderlik edeceğiniz konularda söyleminiz çok net ve samimi olmalı. Bu sözleri bıkmadan usanmadan gerekirse binlerce kez tekrar etmelisiniz ki 'laf sahibinden yayılsın.'
Türkiye çok genç bir ülke. Sırf bu gençliği yüzünden, önünde her zaman net hedefler olması gereken bir ülke. (Biz buranın hedefsiz kaldığı yılları da, özellikle de 90'ları, gördük, o yılların boşluğunu hâlâ dolduramadık.)
Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefini bize siz unutturmamalısınız. Türk halkının refah seviyesini arttırmanın daha garantili, daha dünyayla uyumlu başka bir yolu yok. Bu hedefe kilitlenmeli, hayatımızı hep ona göre düzenlemeliyiz.
Evet hedefler önemlidir. Siz lider olarak bu ülkenin önüne hedefler koymalı, yeni ufuklar çizmelisiniz.
Gündelik işlerin kotarılması, hükümet mekanizmasının tıkır tıkır işlemesi de kuşkusuz önemli ama bu toplum sizden gündelik yönetim işlerinizin ötesinde bir ufuk, bir hedefler silsilesi bekliyor, o da yetmez, bu hedeflerin ulaşılabilir olduğuna dair bize güven de aşılamalısınız.
Sayın Başbakan,
Aklınızdaki geleceğin Türkiyesi'ni bizimle paylaşın. Topluma anlatın. Ve toplumu bu Türkiye'ye ulaşmak için seferberliğe çağırın. Ama gelecek tasavvuru diye bize anlatacağınız şeyler çok genel, çok hamasi hedefler olmasın lütfen.
Türkiye'nin dünyayla nasıl yarışacağını, dünyada kendi türü ülkeleri nasıl geride bırakacağını, nasıl bir üst lige tırmanacağını anlatın bu topluma.
***
Seçimden yeni çıktık. Bazı bakımlardan yıpratıcı, çirkin konuşmaların yapıldığı bir seçim dönemiydi. Seçim döneminde yapılmayan şeyin belki bugün yapılması lazım: Umut siyaseti.
Türkiye sizden kavga, hassas tellere basılması, kurumlarla çatışılması gibi şeyler beklemiyor, tam tersine umut bekliyor, daha iyi bir gelecek bekliyor.
Anketlere bakılacak olursa, Türk halkı hiçbir zaman geleceğinden bu kadar umutlu olmamış, yarının bugünden daha güzel olacağını bu kadar fazla düşünmemiş.
Bu iyimser dalgayı artık kendi seçmeniz içinde bile çok küçük bir temsile sahip olan gruplara boncuk dağıtmak uğruna bozmayın lütfen.
Türkiye'yi ayıplı, yasaklı ve 'sağı solu darbeli' demokrasiden kurtarıp 'orijinal demokrasi'ye yaklaştıralım ama bunu yaparken yeni yeni darbeler almamaya, yeni yeni ayıplı şeylere muhatap olmamaya da çalışalım.
Siyaset zaten bu değil midir? Mümkün olanı yapma sanatı.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 07.08.07, 18:42
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Erdoğana mektup

'Düşman' kim?

İsmet Berkan
07/08/2007 (8845 kişi okudu) Elektronik posta kutum gazetede ilan edilen bir adres olduğu için
her gün buraya yüzlerce mesaj geliyor. İster istemez bu mesajların önemli bir bölümünü de reklam veya siyasi propaganda amaçlı veya hakaret içeren 'istenmeyen posta'lar oluşturuyor.
Bir süreden beri özel bir yazılım kullanıyor ve bu çeşit 'istenmeyen posta'ları filtreliyorum. Program sayesinde bir 'kara liste' de oluşturabiliyorum.
Bu listeme her gün yeni yeni adresler ekleniyor, çünkü ben ne kadar filtrelersem filtreleyeyim 'istenmeyen posta' göndericileri de her seferinde bu duvarları delmenin yeni yeni yollarını buluyorlar.
Son bir haftadır tatildeydim. Tatilde bir hayli yavaş bir internet bağlantım vardı. Cuma öğleden sonrası, tatil içinde yaptığım kısa bir 'tatil'den döndüm, son üç gündür elektronik postalarıma bakmamıştım, bakmak isteyince kutumda 1000'den fazla mesaj biriktiğini gördüm. Kağnı hızındaki internet bağlantım yüzünden filtre programım da sapıttı ve normalde gazetenin 'mail server'ında sildiğim mesajların önemli bir bölümünü de görmüş oldum böylece.
İşte böyle otomatik silinen mesajlardan bazıları ilgimi çekti. Anladığım kadarıyla 22 Temmuz seçim sonuçları sadece iktidar ve muhalefet partilerinde değil, kendilerini seçimin kaybeden tarafında gören kimi örgütlerde de tartışılıyordu. Bu örgütlerin başında da, meşhur Cumhuriyet mitinglerinin düzenleyicisi Atatürkçü Düşünce Derneği geliyor.
Benim izleyebildiğim kadarıyla önce bazı şubelerin üye veya yöneticileri seçim sonuçlarını sorgulamaya başlıyor, bazıları çuvaldızı kendisine batırmayı da deniyor, 'AKP yüzde 47 alıyorsa acaba bizde mi yanlışlık var' demeye getiriyor ama bunu da çok kibar bir dille yapıyorlar.
Bu tartışmalar yavaş bir hızla devam ederken birdenbire ADD Genel Başkanı, eski Jandarma Genel Komutanı emekli general Şener Eruygur imzasıyla gelen bir mesaj sonrası tartışma trafiği kesiliyor veya en azından ben takip edemez hale geliyorum.
ADD'nin kendi iç tartışmasını çok önemsediğim yok zaten ama Eruygur'un 'Atatürkçüler'e hitap eden mesajını önemsedim.
İzninizle mesajı aynen aktaracağım:
***
"22 Temmuz 2007 seçimlerini gelecekte nasıl anacağız? Sıradan bir seçim günü mü, Türk Ulusu'nun ve Türkiye Cumhuriyeti'nin sırat köprüsünden geçip aydınlığa koşuşunun başlangıcı mı, yoksa o gün derin bir karanlığa gömülüş; bölünmeye, çözülmeye gidiş günü mü olacak?
Bizim neslimiz 'Ne Mutlu Türküm Diyene' diye başlamıştı okula, Cumhuriyetin temel değerlerine, Cumhuriyetin kurucusu Atatürk'e ve onun düşüncelerine yürekten inanmıştı. Atatürk Düşünce Sistemini olmazsa olmaz olarak kabul etmiş, aksi düşünceyi ihanet olarak bellemişti.
Atatürk'le birlikte Türkiye ve Türk Ulusu uygarlığa koşuyordu. Biz böyle eğitilmiştik. Şimdi Atatürkçülük horlanıyor, Atatürkçülere dar kafalı diyorlar!
Karşı devrimciler zaman zaman rahatsız etseler de Cumhuriyet Treni yoluna devam ediyordu. Ne var ki Cumhuriyet ve devrim karşıtları her baş kaldırış sonrası yeni dersler ve yöntemler geliştiriyorlar, adeta bileniyorlardı. Bunlara karşı uyanık olmak, derlenip toparlanmak gerekiyordu. Gerekiyordu ama Cumhuriyetin muhafızları umarsız, adam sendeci olmuşlar, duyarsızlaşmışlardı. Koruyucular tehlikeyi göremez, algılayamaz duruma düşmüşlerdi.
Gün geldi, karşı devrimciler ve küreselleşmenin tek dişi kalmış oyun kurucuları birbirlerini fark ettiler, işbirliği yaptılar; endişeyle, korkuyla izledikleri Atatürk Cumhuriyetine birlikte musallat oldular.
Onlara karşı durmak, çağ'a uygarlığa karşı durmaktı, aymazlıktı. Böyle diyorlar, beyin yıkıyorlardı.
Her fırsatta kötülüklerini, zehirlerini saçtılar. Saçmaya devam da ediyorlar.
Oysa Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk ilke ve devrimleri, Türk Ulusunu uygarlık denizine açan yelkenlerdi. Karanlık ruhlu oyuncular birleştiler, mutluluğa koşuş araçlarımızı parçaladılar, umutlarımızı kararttılar.
14 Nisan-22 Temmuz 2007 arası ulusal uyanış; derlenip toparlanış, ortak düşmana karşı direniş, yeniden yola koyuluş için yol, yöntem arayış sürecidir. Bu süreçte herkesin özel görevi ve sorumluluğu vardır.
Seçim sürecinin sonuna gelindiği bu dönemde siyasal partilerimiz yorgunluk ve yılgınlık göstermemeli, Atatürk sevdalıları üzerlerine düşen görevleri eksiksiz yapmalıdırlar. Gün bu gündür.
Bu dönem gelecekte ulusal kazancın ya da kaybın başlangıcı olarak anılacaktır. Onursuzluk, duyarsızlık, ulusal bilinç, başarı ya da
başarısızlık, yurt severlik, çıkar için düşman hesabına çalışma, korkaklık ve kahramanlık bu dönemde sahiplerini bulacaktır.
Sadece duymak yetmez sevgili Atatürkçüler. Ne yaptığınızı değil, daha neler yapabileceğinizi aklınıza getiriniz. Sadece sizin değil, ananızın, babanızın, komşunuzun, dostlarınızın neler yapabilecekleri düşününüz ve yapınız. Çekinecek , yılgınlığa düşecek bir durum yoktur. Çünkü siz sadece Anayasa'nın koruması altındaki Atatürk devrimlerinden, uygarlıktan, ulusal onurdan, iyilikten yanasınız.
Atatürkçülük sorumluluk duygusu, özveri, cesaret ve çalışkanlıktır. Ve her şeyden önemlisi sevgili Atatürkçüler! Sizler Türk geleceğinin güvencesisiniz."
***
Meğer bir 'savaş' varmış, meğer Türkiye'de demokrasi istemek, fikir özgürlüğü istemek, Türkiye'nin dünyayla bütünleşmesini istemek 'vatana ihanet'miş, meğer 'düşman'lar varmış...
Daha söylenecek çok şey var ama ben bugünlük burada durayım. Bu ruh halinin katıksız dışavurumunu görün istedim sadece.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 08.08.07, 18:49
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Erdoğana mektup

Seçmenlerin yüzde 47'si...

İsmet Berkan
08/08/2007 (9695 kişi okudu) Tatil dönüşü geçimini elektronik posta mesajlarıyla kazanarak
bir nevi tatile devam eden yazar gibi gözükme pahasına, bir okuyucumdan dün aldığım bir mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum önce:
"İsmet Bey,Bakınız, bir grup insana 'Siz hâlâ anlayamadınız' diye yüklenen yazılardan bol bol okuyorum. Ben onlardan biriyim, hâlâ anlayamadım. Üstelik benim gibi milyonlarca insan olduğunu da biliyorum.
Artık üç-beş psikopatla konuşur gibi tepeden bakmayı bırakıp, bitmek tükenmek bilmez zafer kutlamalarını da bitirip, anlamamıza yardımcı olur musunuz? Gerçekten de inanmak istiyorum, ama zavallı aklımın çıkarım mekanizmaları çıkara çıkara hep çocuklarımı karanlık bir gelecek beklediğini çıkarıyor.
-Siz önümüzdeki on yıllarda laikliğin zedelenmeyeceğine, İran Afganistan benzeri ülkelere benzemeyeceğimize inanıyor musunuz? Neden inanıyorsunuz?
-Başbakan'ın laik ve demokrat olduğuna inanıyor musunuz? Nasıl başarıyorsunuz?
-Fethullah Gülen'in işlevi nedir? Orada ne yapıyor? Türkiye üzerindeki etkisi ne boyuttadır? Etkisi olması, zaten laikliği zedelemiyor mu?
Bu adamın gerçek amacı nedir?
-Ülkenin bölünmesi yakın mıdır? İnanmıyorsanız neden? Bölünmesinin bir mahsuru yok mudur? Neden? Onca gencin boşa ölmesini kabullenebilecek miyiz?
-ABD, AB, Türk Basını, AKP, DTP, PKK, Barzani, Talabani, Yunanistan, Kıbrıs Rumları, Ermenistan gibi tarafların hepsini birden sevindirebilmiş başka bir olay bilmiyorum. Bütün bunlara rağmen, seçim sonuçlarına sevinemeyen biz milyonları nasıl açıklıyorsunuz? Patoloji, hezeyan, cehalet, gaflet, bağnazlık... İnanarak söyleyecekseniz, buyurun istediğinizi söyleyin..."
***
Bu mektubu buraya almamın ve sizlerle paylaşmamın nedenini anlatmaya çalışayım:
Aslında uzun zamandan beri içeriği bu mektuba üç aşağı-beş yukarı benzeyen çok sayıda mesaj alıyorum. Bunların bir bölümü sadece bana değil de kalabalık bir gazeteci grubuna gönderilmiş mesajlar, bir bölümü ise sadece bana gönderildiğini düşündüğüm mesajlar.
Bu mektubu alıntıladım, çünkü birincisi hakaret içermiyor, ikincisi Türkçesi doğru düzgün.
***
Mektuptaki sorulara cevap vermek yerine şöyle bir varsayımda bulunalım ve bir an için bunların soru değil de birer öngörü olduğunu ve bütün öngörülerin gerçekleşeceğini düşünelim.
Yani Türkiye 10 yıl içinde İran benzeri rejimle yönetilen bir ülkeye dönüşecektir. Recep Tayyip Erdoğan aslında laikliği ve demokrasiyi ortadan kaldırmak istemektedir. Fethullah Gülen Türkiye için çok sakıncalıdır. Türkiye bölünmek üzeredir. İçlerinde Türk basınının da bulunduğu kimi iç ama daha çok dış güçler bütün bunların gerçekleşmesini dilemekte ve bu yolu açacağı için de AKP'nin seçim başarısına sevinmektedir...
Evet, diyelim ki bütün bu endişeler gerçeklere dayanmaktadır...
Ne yapacağız o zaman?
Seçmenlerimizin yüzde 47'sini seçmen listelerinden silecek miyiz? Gerekirse iç savaşı göze mi alacağız? Bir askeri darbe ile mutlak Atatürkçü bir iktidarı sonsuza kadar (çünkü ne zaman seçimli demokrasi olsa 'bunlar' iktidar oluyor) başımızda mı tutmalıyız? Dışarıdan, özlenen 'çağdaş' ilkelere uygun vatandaş mı ithal edeceğiz? Bugünden tezi yok elimize silah alıp sokağa mı çıkmalıyız?
Cevabı siz verin.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla