Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığı'nda çalışan subay, ihbar mektubunda Türkiye'yi sarsacak iddialarda bulunuyor.
‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın orijinalini Ergenekon savcılarına ileten subayın, çok konuşalacak ihbar mektubuna Bugün gazetesi ulaştı.
Hukukçulara göre darbe teşebbüsü belgelendi Kaos belgesinin aslının bulunmasıyla yeni bir durumun ortaya çıktığını belirten hukukçuların görüşleri özetle şöyle:
DARBE İDDİALARI DİKKATE ALINMALI
Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk:
Darbe hazırlığı iddiası ciddiye alınarak Genelkurmay Başkanlığı bir araştırma yaptı. Böyle bir belgenin hazırlanmadığını açıkladı. Yeni bir durum var. Bu bulgu değerlendirilmeli. Böyle bir darbe girişimi varsa Türk Ceza Kanunu'nda bunu cezalandıran hükümler var. Ona göre işlem yapılması gerekir. Albay Dursun Çiçek'in yeniden sorgulanması gerekir.
Çiçek'in sorumluluğu kesin
Emekli DGM Savcısı Mete Göktürk:
İstanbul Başsavcılığı'nda dava açmak için yeterli kanıtlar var demektir. Daha evvel kuşkulanılan şey gerçekleşmiştir. Bilimsel bir kanıttır. Yasal işlem yapılacaktır. Albay Çiçek tutuklanabilir. Fotokopi kuşkuludur. Fotokopiden her zaman tespit edilemeyebiliyor. Fotokopi ekleme olabilir diye itibar edilmiyordu. Emare olarak başka delillerle değerlendirilebiliyor ama tek başına kanıt olmayabiliyor. Şimdi bu DNA testi gibi bilimsel bir kanıt. Lamı cimi yok. Cezai sorumluluğu ortaya çıkıyor. Savcılığın İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın kimler tarafından hazırlandığı yönünde araştırmaya girmesi gerekir. Bireysel olarak mı, emir-komutayla mı yaptığının araştırılması gerekir. Emir-komuta süsü vermek için yapılmış da olabilir. Çiçek'in bireysel sorumluluğu kesin. Bu, kiminle irtibatlı yapmıştır, emir veren var mıdır bulunmalı.
'İhanet belgesi' Hükümete yönelik
Eski Başsavcı ve Avukat Reşat Petek: Askerî savcı, daha başta görüşünü açıklayarak ceza soruşturması usulüne uygun davranmadı. Askerî savcılığın, 4 ayrı bilirkişi raporuna göre dava açması için yeterli delil vardı. Ancak iddianame hazırlayarak konuyu mahkeme önüne getirmedi. Askerî savcılığın önceden kovuşturmaya yer olmadığı kararı yeni delille birlikte ortadan kalktı. Askerî savcılık, kendi görev alanıyla ilgili soruşturma açmalı. Genelkurmay talimat verir ve yeni bir soruşturma açılır. 'İhanet belgesi' denilen bu plan darbe teşebbüsünü, hükümeti devirmenin planlandığını gösteren bir belge. Bir tarafta planı hazırlayan, bir yandan da bunu uygulamaya koyanlar var. Plan, Ergenekon soruşturması şüphelisi Serdar Öztürk'ün ofisinde ele geçirildi. Bu kapsamda, bu planı hazırlayanlar ile uygulayanlar arasındaki hukuki olarak suç ilişkisi olduğu görülüyor. Bu kişilerin, hükümeti yıkma teşebbüsü suçundan ağır müebbet hapis istemiyle yargılanması gerekiyor. Şu anda bu belgenin aslı olduğu için bu yeni bir delildir. Genel uygulamada, ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren bir suçtan sorgulanan insan tutuklanıyor. Savcı, yakalama kararı isteyebilir.
Mektupta "İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın emir komuta zinciri içerisinde nasıl hazırlandığından, belgenin varlığının ortaya çıkmasının ardından tüm bilgi ve belgelerin imha edilmesi sürecine, ordu içerisindeki cuntanın halen devam eden faaliyetlerine kadar birçok konuda önemli bilgilere yer veriliyor. Gerekirse savcılara ifade verebileceğini belirtiyor.
İşte Ergenekon savcılarının elinde bulunan o ihbar mektubu...
CUNTACI SUBAYLAR HALEN iŞBAŞINDA
Sayın Savcım, Kuşaklar boyu TSK'ya hizmet etmiş bir aileye sahip olmaktan onur duyan bir subayım. Son dönemde TSK'nın tarihinde hiç olmadığı kadar itibar kaydına uğraması, beni ve benim gibi vatanını ve milletini seven bir çok silah arkadaşımı son derece rahatsız etmiştir. Dosta güven, düşmana korku vermiş ordumuzun kendi milleti nazarında güven kaybediyor olması çok acı bir durumdur. Kendi milletine karşı psikolojik harekat yapan, toplumu bölen ve toplumun değerlerini karşısına alan bir TSK'nın hayal edilmesi mümkün olmadığı nasıl bir gerçekse, TSK'nın tamamının böyle olmadığı da bir gerçektir.
Halka psikolojik harekât
Maalesef, önceleri doğru ve gerekli olduğuna inandığım ancak şu an içinde bulunmaktan büyük pişmanlık duyduğum, sadece 3'üncü dünya ülkelerine özgü bir şekilde kendi vatandaşına "psikolojik harekat" uygulayan ve bunun adına da "bilgilendirme faaliyeti" şeklinde masum ve haklı görünen bir maske uyduran bir cunta oluşumunda birçok arkadaşımla birlikte görev aldım. Bu oluşum ilk başta gayet haklı gerekçelerle kurulan ve gerçek görevi düşmana karşı psikolojik harekat uygulamak olan Psikolojik Harekat Daire Başkanlığı'nı kendine maşa olarak kullanıyordu. Bu güzide kurumun imkan ve kabiliyetlerinden yararlanılarak devletin vali, kaymakam, savcı, hakim gibi önemli kadrolarında görevli personeli de dahil olmak üzere insanlarımız haklarında oluşturulan 'Bilgi Fişi' adı verilen belgelerle tek tek fişlendi. Cunta yapılanmasının organize ettiği yasal dayanağı bulunmayan faaliyetlerin kamuoyuna yansıması sonucu kurumumuz yıprandı, adı "Bilgi Destek Daire Başkanlığı" olarak değiştirilmek zorunda kalındı ve görev alanı daraltıldı. Hali hazırda devam eden, cunta faaliyetleri neticesinde, son olarak toplam sayısı 4 olan ve muharebede Ege Ordu Komutanlığı dahil tüm Ordu Komutanlıklarını destekleyecek olan Bilgi Destek Taburlarının sayısı 1'e düşürülerek asli görevini yapamayacak hale getirildi. Geriye kalan son taburda görevi bazı personel halen asli görevlerine yönelik çalışmaları bir kenara bırakarak cunta örgütlenmesinden aldıkları örtülü ve yasadışı görevleri yürütmeye devam etmektedir.
Makamları işgal ettiler
Yukarıda ifade ettiğim TSK içerisindeki "ülke yönetime el koyma heveslileri, yani darbe taraftarları" başka bir ifadeyle "Cunta örgütlenmesi" yıllardır işgal ettiği makamlarla, kilit pozisyonlar ve sivil uzantılarıyla ülkenin gündemini elinde tutmuş ve faaliyetlerini kamuoyuna "tüm TSK'nın ortak görüşü" gibi göstermiş ve göstermeye devam etmektedir."
AKTÜTÜN VE DAĞLICA'NIN İÇİNDEYDİK
Cunta örgütlenmesi ve faaliyetlerinden haberdar ve rahatsız olan kendisi gibi personelin gerçekleri anlatmak için zemin bulamadığını ve sesini duyuramadığını ifade eden subay, mektubunda Aktütün ve Dağlıca karakol baskınları, Çukurca'da mayın patlaması ve Poyrazköy cephaneliği gibi skandal eylemlerin içerisinde de cuntanın bizzat yer aldığını iddia ediyor. İşte subayın dehşete düşüren sözleri:
Korkuttular ve sindirdiler
"Biz silah arkadaşıyız", "Ortak düşmanlar", “Biz bir aileyiz", "TSK'yı yıpratmak istiyorlar" gibi temaları kullanarak sözde "Korumacı bir yaklaşımla" hedef saptırmaya çalışıyorlar. Bu "sözde korumacı yaklaşım"la birlikte, gerçekleri bilen ve duyurmak isteyen personel de "Korkutma ve sindirme" faaliyetleri ile susturulmaktadır. Bu şekilde birçok olay karşısında "kol kırılır yen içinde kalır" mantığı yürütülmektedir. Cuntanın pisliklerini içeride gizlemek durumunda kalan TSK'nın itibarı ise sürekli zedelenmeye devam etmektedir. Toplumun genelinde bilinen ve dedikodu şeklinde kulaktan kulağa yayılan TSK ile ilgili birçok konuyu (PKK'ya yardım, uyuşturucu, fişleme, suikast, örtülü operasyonlar vb) olayların olduğu bölgelerde görev yapanlar, medya aracılığı ile öğrendi. Ancak medyanın bilmediklerini ben ve benim gibi Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığı bünyesinde görev yapan arkadaşlar yani bu faaliyetleri bizzat planlayan ve icra eden kişiler çok yakından biliyoruz. Bilgi destek personeli olarak bizzat olayların içerisinde (Aktütün'de, Dağlıca'da, Poyrazköy'de, Çukurca'da ve daha birçok yerde) olduğumuz için gerçekler tüm çıplaklığıyla bilinmektedir.
Cuntanın bekası için...
Ayrıca askeri okullarda başlayıp karargah, birlik ve lojmanlarda her anı bir arada geçen tatillerini bile beraber yanan bizler birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Özellikle ülke gündemini uzun süre meşgul eden ve devletin kurumlarını birbirine düşüren son "İrticayla Mücadele Eylem Planı"na bakıldığında; her olayda olduğu gibi bu olay da cuntanın kendi bekası için ülkemizin tüm değerlerini paramparça etmeye çalıştığı görülmektedir.
Belgenin aslı bulunamayınca kriz çıktı
“Belgenin aslını aldım. Aslı bulunamayınca, bir cunta mensubu tarafından imha edildiği görüşü benimsendi. Başbuğ açıklamasını, belgenin imha edildiğine kanaat getirdikten sonra yaptı...”
Halk oyu ile iktidara gelen hükümeti devirmek için hazırlanan "İrtica ile Mücadele Eylem Planı" nın Albay Dursun Çiçek'e emir-komuta zinciri içerisinde yazdırıldığını, emrin Genelkurmay İkinci Başkanı'ndan geldiğini, iki generalin de katkı sağladığını ifade eden subayın sözleri şöyle:
Bu belgeyi kim sızdırdı?
TSK'da psikolojik harekat birimlerinin kuruluş safhasından bu yana aktif bir şekilde göre, alan ve 2009 yılı genel atamalarına kadar Genelkurmay Bilgi Destek Okul Komutanlığı'nda görev yapan Hv. Öğ. Bnb. Hicri Dinçerol bahse konu belge hakkında , "Bu belgeyi biz hazırlamıştık, nasıl sızdı anlayamadım" demiştir. Bu ifade, Hv. Öğ. Bnb. Hicri Dinçerol'un da cuntanın bir elemanı olduğunun ve söz konusu cuntanın faaliyetlerinin İrticayla Mücadele Eylem Planı’yla sınırlı kalmadığının açık bir göstergesidir. Sayın savcım, "İrticayla Mücadele Eylem Planı" basında yer alır almaz, erken davranarak söz konusu evrakın aslını gizlice dosyalandığı klasörden aldım. Belgenin aslının yerinde olmadığı anlaşılınca önce bir kriz yaşandı. Ancak daha sonra belgenin ele geçmesinden korkan bir cunta mensubu tarafından imha edildiği görüşü benimsendi. Nitekim Org. İlker Başbuğ, belge hakkında basın açıklamasını aslının imha edildiğine kanaat getirdikten sonra yaptı. Mensubu bulunduğum TSK'ya uzun yıllar hizmet etmiş bir subay olarak bir hizmetim daha olsun istiyorum. Özverili çalışmalarınıza katkıda bulunmak adına EK-A'da yer alan bu belgeyi size göndermeyi vatanım ve milletim adına bir vazife biliyorum.
CHP’liler de destek verdi
Ayrıca; 2007 yılı Eylül ayında dönemin Genelkurmay II. Başkanı Org. Ergin Saygun'un emri gereği üniversitelerden bir kısım akademisyen ve CHP yönetiminden bazı politikacıların desteği ile dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı Korg. H. Nusret Taşdeler'in himayesinde Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığı'nda şube müdürü olarak görevli Kurmay Albaylar Dursun Çiçek, Sedat Özüer, İlker Ziya Göktaş ve Fuat Selvi tarafından kamuoyunu yönlendirme maksatlı çeşitli belgeler hazırlandığına tanık oldum. Yukarıda isimleri geçen şahıslar, görev alanlarının dışındaki birçok konuyla ilgili olarak hiçbir hukuki dayanağı olmaksızın çeşitli faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu konuda örnek olması bakımından bahse konu cunta tarafından hazırlanmış bir çalışma EK-B'de sunulmuştur. EK-B'nin altında imza bulunmamasının sebebi evrakın elektronik ortamda gönderilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
kaynak:













Normal


