Kentlerle Geçmişe Bakmak
Geçmişe bakmak geleceği yaratmanın ve hatta belirlemenin en temel koşuludur. Kendi kültür kökleri üzerinde yürümeyen toplumların vizyon üretmeleri güçtür. Amerikalı kültürologlar Sullivan ve Harper’ın dedikleri gibi “geçmişi inkar etmek, kendi gücümüzü inkar etmektir. Geçmiş kollektif kimliğimizin yansımasıdır” (Harper/ Sullivan, 1997, s. 91). Kentler ise bu kimliğin aynasıdırlar. Kentlerin gelenek içinde günümüze taşıdığı ayrıntılar (Mahalle, sokak, ev vb.) bu coğrafyada kalıcılığın gerçek kanıtlarıdır.
Bu aşamada iki değişik TV programının iki ayrı kesiti son derece çarpıcı bir karşılaştırma olanağı sunmaktadır. Bunlardan ilki Barış Manço’nun 8.11.1992 tarihli programı. Bu programda Fransız aristokrat Antoin de Ligne’nin atalarından söz ederken yüzünde oluşan ışıltı ve gurur görülmeye değerdi.
Antoin de Ligne sekiz kuşak önceki atalarından miras kalan şatoyu konuklara gezdirirken binanın en küçük ayrıntısını büyük bir coşku ve mutlulukla tanıtmaktaydı. Tahmin edileceği gibi şato ancak büyük bir titizlikle ayakta kalabilmeyi başarmış görünüyordu. Bu haliyle bir sit, bir tarih ve bir müzeydi. Mirasçısı elbette bunun farkındaydı ve dahası bu antika konutla birlikte sekiz kuşak geriye gidebilmenin ayrıcalığı onun gerçek mutluluğu olmalıydı ki esas vurguyu bu noktaya yaptı: “Bu konutlarda bizim aile ve toplumsal tarihimiz yatmaktadır. Ailemizin tarihi bir anlamda Avrupa’nın tarihidir. Geçmişle iç içe yaşamalıdır. Geçmiş geleceğin aynasıdır.” İkinci kesit ise Kanal D’de 27.03.1998’de yayınlanan bir talk show programından alındı. Programın sunucusu son dönemin özellikle gençlerin hayranlık duyduğu talk show idolü, ünlü ve popüler bir kişi. Bu statü ve prestijin kendisine sağladığı engin güven duygusu ile yalnızca seyircilerine hoş vakitler sağlayan bir TV şovmeni olarak kalmayarak değişimi, ekonomiyi, siyaseti, sanatı, sporu ve hâsılı hemen her konuyu kurcalamaktadır.
Stüdyodaki seyircilere dönerek sözü TRT’de zaman zaman mükerreren gösterilen bir zamanların en pahalı yapımı Kuruluş dizisine getiren şovmen, bu dizide Bursa’da bazı köylerin hiç bir müdahale ve dizayna gerek duyulmaksızın bazı sahnelerin çekiminde kullanılmış olmasını büyük bir şaşkınlıkla sunmaktadır. Onu şaşırtan yedi yüz yılı aşkın bir süre içinde sözü edilen köy ortamlarının mimari dokularını muhafaza etmiş olmasından çok bu dokunun öznesi olan insanlarımızın değişime ne kadar kapalı oldukları gerçeğidir. Şaşkınlığını Arabistan’daki kardeşinin bu yoldaki izlenimleriyle de teyit ettiren şovmen seyircilere “anlayın işte” diyor, “anlayın millet olarak neden bunca yıldır değişmediğimizi.”
Bu kesitin programcı için açık ve yalın açıklaması şudur: Ülkenin bir yerlerinde yüz yıllar öncesinin mimari dokusunu muhafaza eden köyler ve hatta kentler vardır. Bu korumacılık, bu muhafazacılık insanımızın değişim kültürüne kapalı oluşunun belirgin bir kanıtıdır.
Bir insanın uzmanlık alanı dışına çıktığında bu tür hatalar yapması yadırganmamalıdır. Bir şovmen, bir güldürü, hoş ve boş zaman tüketicisi olan kişinin bir kültürolog, bir sosyolog gibi davranması halinde de sonuç böyle olur. Ama bu bağlamdaki hata ve yanlışlıklar medyada yapılması durumunda olay aracını ve amacını aşar.
Değişimi adı geçen medyatik modellerle kavrayan ve algılayan genç insanların tarih ve değişim kültürlerinin nasıl etki altında olduğu şöyle bir düşünülmelidir: Bu insanlar için makine halısı yeni olduğu için değerli ve önemli, atadan miras kalan el halısı eski olduğu için değersiz ve önemsiz olacaktır. Yine aynı şekilde taş yığınları, hiç bir estetik ve mimari özeni olmayan yapılar değerli ve önemli; geçmişin birer estetik harikası olan ahşap yapılar, yollar ve kurumlar ise tu-kakadır. Oysa toplumsal olguların ve mimari yapıların toplumsal tarihe tanıklığı sosyolojik bir gerçektir. Böyle bir tanıklığı ön görmek için de bilim adamı ve sosyolog olmaya gerek yoktur. Ortalama düşünce gücü insanı böyle bir değerlendirmeye götürür. Dolayısıyla toplumsal tarihleri için benzer malzemelere sahip olan kültürler şanslı sayılırlar. Bu malzemelerin çokluğu ve çeşitliliği ile ülkelerini açık hava müzesi haline getiren şanslı uluslar bir taraftan derin tarihe bir yol bulurken öte yandan geleceğe daha bir güvenle bakarlar. Şu halde mimari doku değişime bir engel değil, kültürel dinamizm ve üretkenlik için bir manivelâ (= sıçrama noktası) olarak kabul edilmelidir.
» Nüve Forum » akademik » Mimarlık Fakültesi » Mimarlık Bölümü » Mimarlık ve Tasarım Tarihi











Normal
