iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 06:25 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » Mimarlık Fakültesi » Mimarlık Bölümü » Mimarlık ve Tasarım Tarihi » Korumacılığın Geleneksel Kent Kültüründen Çıkarılması Gereken Dersler

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 30.05.08, 00:54
Unrealseptic - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Genel Yönetici
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: kocaeli
İletiler: 1.820
Ettiği Teşekkür: 1.805
1.177 tane iletisine 2.463 kere teşekkür edilmiş
Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: Korumacılığın Geleneksel Kent Kültüründen Çıkarılması Gereken Dersler

Kentlerle Geçmişe Bakmak
Geçmişe bakmak geleceği yaratmanın ve hatta belirlemenin en temel koşuludur. Kendi kültür kökleri üzerinde yürümeyen toplumların vizyon üretmeleri güçtür. Amerikalı kültürologlar Sullivan ve Harper’ın dedikleri gibi “geçmişi inkar etmek, kendi gücümüzü inkar etmektir. Geçmiş kollektif kimliğimizin yansımasıdır” (Harper/ Sullivan, 1997, s. 91). Kentler ise bu kimliğin aynasıdırlar. Kentlerin gelenek içinde günümüze taşıdığı ayrıntılar (Mahalle, sokak, ev vb.) bu coğrafyada kalıcılığın gerçek kanıtlarıdır.
Bu aşamada iki değişik TV programının iki ayrı kesiti son derece çarpıcı bir karşılaştırma olanağı sunmaktadır. Bunlardan ilki Barış Manço’nun 8.11.1992 tarihli programı. Bu programda Fransız aristokrat Antoin de Ligne’nin atalarından söz ederken yüzünde oluşan ışıltı ve gurur görülmeye değerdi.
Antoin de Ligne sekiz kuşak önceki atalarından miras kalan şatoyu konuklara gezdirirken binanın en küçük ayrıntısını büyük bir coşku ve mutlulukla tanıtmaktaydı. Tahmin edileceği gibi şato ancak büyük bir titizlikle ayakta kalabilmeyi başarmış görünüyordu. Bu haliyle bir sit, bir tarih ve bir müzeydi. Mirasçısı elbette bunun farkındaydı ve dahası bu antika konutla birlikte sekiz kuşak geriye gidebilmenin ayrıcalığı onun gerçek mutluluğu olmalıydı ki esas vurguyu bu noktaya yaptı: “Bu konutlarda bizim aile ve toplumsal tarihimiz yatmaktadır. Ailemizin tarihi bir anlamda Avrupa’nın tarihidir. Geçmişle iç içe yaşamalıdır. Geçmiş geleceğin aynasıdır.” İkinci kesit ise Kanal D’de 27.03.1998’de yayınlanan bir talk show programından alındı. Programın sunucusu son dönemin özellikle gençlerin hayranlık duyduğu talk show idolü, ünlü ve popüler bir kişi. Bu statü ve prestijin kendisine sağladığı engin güven duygusu ile yalnızca seyircilerine hoş vakitler sağlayan bir TV şovmeni olarak kalmayarak değişimi, ekonomiyi, siyaseti, sanatı, sporu ve hâsılı hemen her konuyu kurcalamaktadır.
Stüdyodaki seyircilere dönerek sözü TRT’de zaman zaman mükerreren gösterilen bir zamanların en pahalı yapımı Kuruluş dizisine getiren şovmen, bu dizide Bursa’da bazı köylerin hiç bir müdahale ve dizayna gerek duyulmaksızın bazı sahnelerin çekiminde kullanılmış olmasını büyük bir şaşkınlıkla sunmaktadır. Onu şaşırtan yedi yüz yılı aşkın bir süre içinde sözü edilen köy ortamlarının mimari dokularını muhafaza etmiş olmasından çok bu dokunun öznesi olan insanlarımızın değişime ne kadar kapalı oldukları gerçeğidir. Şaşkınlığını Arabistan’daki kardeşinin bu yoldaki izlenimleriyle de teyit ettiren şovmen seyircilere “anlayın işte” diyor, “anlayın millet olarak neden bunca yıldır değişmediğimizi.”
Bu kesitin programcı için açık ve yalın açıklaması şudur: Ülkenin bir yerlerinde yüz yıllar öncesinin mimari dokusunu muhafaza eden köyler ve hatta kentler vardır. Bu korumacılık, bu muhafazacılık insanımızın değişim kültürüne kapalı oluşunun belirgin bir kanıtıdır.
Bir insanın uzmanlık alanı dışına çıktığında bu tür hatalar yapması yadırganmamalıdır. Bir şovmen, bir güldürü, hoş ve boş zaman tüketicisi olan kişinin bir kültürolog, bir sosyolog gibi davranması halinde de sonuç böyle olur. Ama bu bağlamdaki hata ve yanlışlıklar medyada yapılması durumunda olay aracını ve amacını aşar.
Değişimi adı geçen medyatik modellerle kavrayan ve algılayan genç insanların tarih ve değişim kültürlerinin nasıl etki altında olduğu şöyle bir düşünülmelidir: Bu insanlar için makine halısı yeni olduğu için değerli ve önemli, atadan miras kalan el halısı eski olduğu için değersiz ve önemsiz olacaktır. Yine aynı şekilde taş yığınları, hiç bir estetik ve mimari özeni olmayan yapılar değerli ve önemli; geçmişin birer estetik harikası olan ahşap yapılar, yollar ve kurumlar ise tu-kakadır. Oysa toplumsal olguların ve mimari yapıların toplumsal tarihe tanıklığı sosyolojik bir gerçektir. Böyle bir tanıklığı ön görmek için de bilim adamı ve sosyolog olmaya gerek yoktur. Ortalama düşünce gücü insanı böyle bir değerlendirmeye götürür. Dolayısıyla toplumsal tarihleri için benzer malzemelere sahip olan kültürler şanslı sayılırlar. Bu malzemelerin çokluğu ve çeşitliliği ile ülkelerini açık hava müzesi haline getiren şanslı uluslar bir taraftan derin tarihe bir yol bulurken öte yandan geleceğe daha bir güvenle bakarlar. Şu halde mimari doku değişime bir engel değil, kültürel dinamizm ve üretkenlik için bir manivelâ (= sıçrama noktası) olarak kabul edilmelidir.

» Nüve Forum » akademik » Mimarlık Fakültesi » Mimarlık Bölümü » Mimarlık ve Tasarım Tarihi
__________________


"Just My Imagination"
' Very Special Thanks To Pain'
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Unrealseptic kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
CiwCiw (30.05.08)
Sponsorlar
  #12  
Alt 30.05.08, 00:55
Unrealseptic - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Genel Yönetici
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: kocaeli
İletiler: 1.820
Ettiği Teşekkür: 1.805
1.177 tane iletisine 2.463 kere teşekkür edilmiş
Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: Korumacılığın Geleneksel Kent Kültüründen Çıkarılması Gereken Dersler

Geleceğin Şehri ve Sorunlar
“21. Yüz Yıl Şehri: Berlin Küresel
Konferansı” nın 4 Temmuz 2000 toplantısında kentlerin geleceğine ilişkin bazı ciddi olasılıklar öne çıkarılmaktadır. Bunlar arasında kentleşme konusundaki sayısal tespitler başta gelmektedir (Hall, 2000, s.23-30). Buna göre önümüzdeki yüz yılda, tarihte ilk kez 6 milyar nüfus kentlerde yaşayacak; bunu izleyen çeyrek yüz yılda ise kentlerde yaşayan insan sayısı dünya genelinde 5 milyarı ikiye katlayacak. 2025’te her beş kişiden üçü şehirli olacaktır. Yine aynı dönemde “milyonluk kentler” ve “mega kentler (10 milyon üstü)” ortaya çıkacaktır. Çoğu kentler için bu gelişme bir kâbusa dönüşecektir. Bunun anlamı ise açıktır: Kent nüfusunun artışı gelişmiş ülkelerin yanı sıra geri kalmış ülkelerde de belirgin bir artış gösterecektir. Bunun sonucu olarak bugün Afrika, Latin Amerika ve Hindistan’ın bazı bölgelerinde olduğu gibi açlık, işsizlik, evsizlik devasa kent sorunları olarak ortaya çıkacaktır. Kentlerin yeni sakinleri sokaklarda işportacılık gibi herhangi bir vasıf gerektirmeyen işler yaparak para kazanacaklardır. Bu da kentlerde gerçek ekonominin oluşmasını engelleyecektir. Kent hizmetlerinden yararlanamayan insanlar
gecekondularda ve kulübelerde yaşayacaklardır. Bu olgu giderek kentteki yoksulluğu kent dışındaki -kırsal- yoksulluktan daha tehlikeli hale getirecektir.
Korumacılığın, geleneksel kent kültüründen çıkardığı dersler ve deneylerin kentleşmenin belirtilen olası sorunlar karşısında modern toplumlara esinlediği düşünce ve önlemler işte bu aşamada ortaya çıkmaktadır. Bu olgunun Türkiye özelinde ortaya çıkan sonuçlarını ise şöylece sıralamak mümkündür: - Geleneksel Türk kentleri ve kent kültürü sanayileşme ile birlikte ortaya çıkmadığı gibi doğal olarak buna uygun bir gelişme de göstermemiştir. Büyük ölçüde tabiatla ve çevre ile uyumlu olan bu sürecin bugün karşılaştığı sorunların başında çarpık sanayileşme ile teknolojik müdahaleler gelmek*tedir. Ancak burada asıl sorun sanayileşme karşıtı mücadele ile teknolojiyi bir tehdit olarak algılama noktasında başlamaktadır. Çözüm teknoloji karşıtı bir mücadele ile değil bilakis kentleri teknoloji ile barışık ve uyumlu hale getirecek planlı, ve akılcı projelerde yatmaktadır. Temmuz 2000’deki Berlin Küresel Konferansı da işte bu noktaya dikkat çekmektedir. Konferansın kentlerin geleceğine ilişkin iyimser tespitleri arasında teknolojinin kentlerin iş ve özel yaşamını daha iyilere taşıyacağı düşüncesi önemle yer tutar. Böyle bir belirleme yoksul kentliler için biraz hayali gibi gözükebilir. Ancak bir uzak doğu ülkesi olan Çin örneği bunun hiç de hayal olmadığının bir kanıtıdır. Bu örnek bizlere hızla gelişen kentleri ve insanların yeni teknolojileri hemen benimseyebileceklerini göster*mektedir.
- Vasıfsz ve mesleksiz insanlar Türkiye’de kent kültürünü günlük hayatın bütün alanlarında etkilemektedir. Böyle bir olgunun üstüne gelen modernist iştah ve arzular ortalama Türk kentlerinde ve ortalama Türk ailelerinde geçmişin tüm mirasını haraç mezat satışa teşvik etmektedir. Kentlerin yanı başındaki bağ, bahçe ve zeytinliklerle asırlık evler, konaklar, cadde ve sokaklar bu modernist ihtiras ve iştahlara kurban edilmektedir. El örgüsü halılarını makine halılarıyla değiştiren insanlar tarihe ve geçmişlerine tanıklık eden ata ve baba yâdigârı ne varsa elden çıkarmayı kentli yaşama geçişle özdeş hale getirmektedirler.
- Kentler “yabancı” için daima yeni ve farklı bir dünyaya açılan bir kapı olarak algılanmıştır. Bu kapıdan atılan her adım yabancının merakına, şaşkınlığına ve heyecanına cevap verebilecek özgün ve farklı ayrıntıların zeminini kurcalamaktadır. Bu bir arayıştır ve hiç kimse kendinde olanı görme, ülkesinde olanı farklı bir kültürde de izleme gibi bir ayrıntıyı öncelikli bir gezgin amacına dönüştür*mez. Bir batılı için doğuda aranan ile bir doğulu için batıda aranan elbette her iki tarafın da kendisinde olmayandır. Özgürlük anıtı Amerika için, Eyfel Kulesi Paris için, Galata Kulesi İstanbul için, Yeşil Camii Bursa için, Safranbolu Evleri Safranbolu için ve bizatihi konumlandıkları kentlerin sosyo-kültürel yapısı ile bütünleşerek evrensel kültüre katılmaktadırlar. Yabancı için bu ve benzer mimari simgeler ve anıtlar bağlamları ile birlikte ait oldukları mekanlar ve kentler içinde görülmeye medar olmaktadırlar. Ama sorun bu aşamada ortaya çıkmaktadır? Anıtlar ve kentler korunmazsa kim neyi görecektir?
- Türkiye’de kentlerin korunması konusunda eğitim ve kültür kurumlarının program ve donanım açısından yeterli olduğunu gözlemek güçtür. Kentlerin bugününü, günlük yaşamını hor ve hoyratça tehdit eden bilinçsizliklerden kentlerin geçmişine karşı duyarlıklar üretilmesi zaten beklenemez.
__________________


"Just My Imagination"
' Very Special Thanks To Pain'
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 30.05.08, 00:57
Unrealseptic - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Genel Yönetici
Üyelik tarihi: Feb 2008
Nereden: kocaeli
İletiler: 1.820
Ettiği Teşekkür: 1.805
1.177 tane iletisine 2.463 kere teşekkür edilmiş
Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Unrealseptic öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
  Send PM
Standart Cevap: Korumacılığın Geleneksel Kent Kültüründen Çıkarılması Gereken Dersler

Öneriler
Bu konuda yapılması gerekenleri eğitime, medyaya ve halka düşen sorumluluklar çevresinde özetlemek mümkündür.
- Eğitim kurumlarına düşen sorumluluklar: Örgün eğitimde kent kültürü ve bilincini vere*bilecek ders ve seminerler konulmalıdır. İlköğ-retimden yükseköğretime değin her aşamada dü*şünülmesi gereken kentlilik bilinci trafik düze*ninden geleneksel ve güncel kent değerlerini içerecek ve özellikle de kentlilik mensubiyetini öne çıkaracak bir felsefe içinde düzenlenmelidir.
- Medyanın yeni toplumun içindeki iddialı konumuna bilinçle sahip çıkması beklenir. Geleneksel kurumların kendi çapındaki sınırlı işlevlerinin aksine medya çoğulcu işlevlere sahiptir. Ancak bu işlevlerin gereği gibi yerine getirilmesi esaslı bir özeleştiri ve ince bir sorumluluk ister. Medyanın özellikle Türkiye’de böyle bir sorumluluk üstlenmesi büyük ölçüde reyting kaygılarından arınmasına bağlıdır.
- Halka gelince... Bir kentin gelenekten güç alacak düzeyde olması kent sâkinlerinin yaratıcı yetenekleriyle o kente ait olmanın getirdiği mensubiyet duygu ve bilincine bağlıdır. “İstanbul Efendisi”, ya da “Parizyen” (Parisli) tabirleri kentlerin çağlar üstü şöhretinin önemli bir zemininin de insan malzemesi olduğunu göstermektedir. Böyle bir bilinç içinde olan insanlar istenen özgün zemini oluşturdukları gibi olası bir kentsel başkalaşma ve yabancılaşmanın da önüne geçmektedirler. Kentleri ayakta tutan ve onlara tarihsel derinlik ve anlam yükleyenler kentlerin bilge insanları ile işte bu çalışkan, üretken, değer bilir, sıradan ama özgün insanlar, kentli hemşehrilerdir.

» Nüve Forum » akademik » Mimarlık Fakültesi » Mimarlık Bölümü » Mimarlık ve Tasarım Tarihi

Kaynak Pdf
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf 15-23.pdf (240,5 KB (Kilobyte), 1x kez indirilmiştir)
__________________


"Just My Imagination"
' Very Special Thanks To Pain'
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Unrealseptic kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
CiwCiw (30.05.08)
Sponsorlar
Cevapla

Tags
mahalle, klsik donem osmanli, kentlesme, geleneksel kent kulturu, sokak

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz