TASARIM VE TEKNOLOJİ
Tasarım ve teknoloji birlikteliğinde sorgulamalar genel olarak mimarlıkta teknolojik olan nedir, diye yapılır.
Aslında bu bakış açısı tasarımcının çevre kontrol ilkelerine bağlı mimari tasarım tasarlama süreci ile uyum sağlamamaktadır. Teknik olarak tasarımı bir süreç olarak ele alan model, tasarımı bilimsel kuram ile tekniğin güçlü birlikteliğinde problem çözmektir diyen bir yaklaşım sonucudur [10]. Bir başka deyişle teknik akılcılık eğilimidir. Ancak biliyoruz ki aslında mimari tasarım karmaşıklığa, belirsizliğe, değişkenliğe, tekilliğe/özgünlüğe ve değer yargılarına dayandırıldığında yaratı-cılıklar kışkırtılmaktadır/güdülenmektedir [11].
Bu durum bir taraftan teknolojinin bilimsel ilkelerini anlamak için istekli, diğer taraftan tasarımın bu ilkelerin doğrusal bir süreçte tek uygulaması olarak verildiği programları da yapılandırmaktadır.
Aslında böyle bir program yapısının değişmezliğine tepkiler vardır. La Vine mimarlık ile teknoloji arasındaki bağlantının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ve sorunun şöyle sorulması gerektiğini söylemiştir: Teknolojinin nesi mimarlıktır?
Böyle sorulduğunda tasarımın bir çeviri olmaktan öte bir dönüşüm, bir yorumlama olduğu hatırlatılmakta ve öne çıkarılmış olmaktadır. Çevre kontrol ilkelerinin anlaşılması tasarım fırsatı çıkarmakta ancak özel yorum getirmemektedir. Tekno*lojinin nesi mimarlık diye sorulduğunda ortam provoke edilmiştir ve bir anlamda neredeyse mimarlığın teknolojinin bir alt yapısı ve temeli olduğu söylenmektedir!
Teknoloji terim olarak salt teknik ve teknik olan şeyleri içermemekte, temel içeriğinde bir sanatın, bir konunun bilimsel çalışması yatmaktadır [12]. Günümüzde tek başına bir konu olarak değil kültürel ve sosyal gerçeklerin görünümünü içermesiyle ön plandadır. Böyle bakıldığında mimarlık teknolojinin bir parçası olarak mı ele alınacaktır? Aslında böyle yaklaşıldığında dikkatler mimarlığın teknolojiye katılması üzerinde yoğunlaşabilir!
Bunun için teknolojinin genel ve dar anlamda tanımlamalarını aynı anda içerdiğine bakılmalıdır! Dar anlamda teknoloji sözcüğü ‘teknik’, ‘technique’ sözcüğü ile kullanılmakta ve bu tanımlamaya bağlı olarak teknolojik bilgi ve becerileri içermektedir [13].
Geniş anlamda ise teknolojinin teknik yönü değil kültürel ve örgütleştiren yönü öne çıkarılır.Teknolojinin geniş anlamı onun kültürelliğidir ve bir kültürün teknolojiye uyarlanmasıyla ortaya çıkan amaç ve sosyal değerleri içerir.
Kurokawa, evrenselliğin günümüzdeki biçimini teknolojinin geniş kullanımı olarak tanımlarken ulusların kültüründe veya gelişimindeki farklılıkların teknoloji aracılığında gelişen sağlık ve mutluluk homojenliğinde bir birlikteliğe ulaşacağını belirtir. Aynı zamanda kültür ve gelenekten koparılmış bir teknoloji kök salamadığını ve teknoloji transferinin sofistikasyon istediğini belirtir [14].
Pacey’in teknolojiyi teknolojik uygulama olarak ele aldığı ve teknolojiyi insanlar organizasyonlar tüm yaşayan varlıklar ve makinaları kapsayan düzenli sistemlerin, bilimin ve diğer bilgi türlerinin pratiğe uygulanması olarak ele aldığından yola çıkıldığında ise aslında teknoloji ve mimarlık ilişkisinde teknolojinin dar sınırlayıcı tanımının tamamen teknik içeriklerle sınırlandığını, geniş anlamının ise sadece teknolojik kelimesi olarak kullanılmasını işaret ettiği gözlenir [15].
Mimarlık programlarına bakıldığında ise sözü edilen bu iki durumun ‘teknoloji’ şemsiyesi altında toplandığı geniş kapsamlı düşünülmediği gözlenir. Strüktür, aydınlatma, ısıtma /soğutma v.b. gibi çeşitli konuların ‘teknik’ açıdan ele alındığı görülür. Aynen bir çok programda mimarlık tarihinin sunuluşunun da benzer şekilde isimler, tarihlerle geçmişe ait bir araştırma olarak sunulduğu gibi. Bu tarz uygulama ile çok gerekli olan mimarlık tarih dersi mimari tasarımın içine katılamamıştır! Bugün mimarlık tarihi kronolojik sıra ile birlikte zamanın kültürel, sosyal değerleri ve teknolojisinin gelişimini içerdiği oranda mimari tasarıma temel oluşturabilmektedir. Artık teknoloji kapsamının da teknik sözcüğünün dar anlamından öteye geçirilmesi mimarlık eğitim programlarına bu yeni kapsamla aktarılması gereklidir.
Mimarlık Okullarının ders programlarına teknolojinin sözü edilen kavramsallığı nasıl aktarılmalıdır? Bu konuda temel ilkeler gözden geçirildiğinde pedagojik yaklaşımlar neler olabilir?
Unutulmamalıdır ki derslerin kendi amaçları için kendi terimleriyle sunulduğu ortamlar, tasarım stüdyolarını besleyen kaynakların cılızlaştırılması anlamını da taşımaktadır. Gözardı edilmemesi gereken aslında kendi amacı için kendi terimleriyle sunulamayan ve başka bir konunun temeli olacak şekilde sunulan konuların- kendi ilkelerinin bağımsız ve önşartsız sunulması yerine diğer konunun parçası gibi sunulmasının eğitsel açıdan daha yapıcı olduğu gerçeğidir.
Örneğin teknoloji özelinde fiziksel ilkeleri anlatan ayrı bir ders olmak yerine mimarlık programına bu ilkelerin anlaşılmasına temel teşkil edebilecek bir noktada eklenen bilgi doğru olacaktır. Benzer olarak tasarımın temellerini tartışırken aynen algılama ilkeleri ve psikoloji, birtakım değerler; oran, kompozisyon v.b. bilgiler gibi sunulmalıdır [16]. Başka bir deyişle mimarlık lisans programlarına sözü edilen tüm temel bilgiler katılmalıdır. Bu temel ilkelerin anlaşılması bu bilgilerin bilinçle kullanılması önemlidir. Ancak mimari tasarım salt bu bilgilerin anlaşılmasıyla ortaya konan bir uygulama süreci ve yöntemi değildir.
Donald Schön (1983) bir öğrencinin akademik çalışması boyunca doğrusal lineer öğrendiği genel ilkeler uygulamasından sözeder. Ancak bir tasarımcı sürekli problem ortamında genel ilkeler ve önerilen çözümü yorumlamak durumundadır. Bu bağlamda Arnold Pacey uygulamada teknolojinin dar anlamının genel anlamda teknolojiye doğru gelişme gösterdiğini söylemektedir ki genel anlamda teknoloji teknik, kültürel örgütleniş yönlerinin birbirleriyle etkileşimidir. Uygulamanın her iki modelinde teknolojideki etkileşimin doğası ile işleyişi birbirinden kesin ayrılamayan bir alandır. Teknoloji öğretilmesi gereken bir konu olmakla beraber kalıp olarak formal bir şekilde öğretilemez ancak yaparak öğrenilir. Mimarlık okullarında belirsiz strüktürlere ilişkin bir ders alınırken bir problem çözümünde lineer bir çözüm yönteminin uygulanamaması ve bir karmaşa yaşanması çok sık karşılaşılan bir durumdur. Strüktür dersinin veriliş biçimi nedeniyle neredeyse sayılabilir analizlere bağlı olduğu varsayılabilirken tasarımda problem çözmek adım adım çözüme giden mantıklı bir sıralamayla yapılmalıdır. Tasarımda çözüm için varsayımlarda bulunup bu varsayımlara en uygun yanıtların test edilmesi gereklidir. Bu bir ‘teknik ustalık’ dır. Mühendislikteki teknik ustalığa erişmemiş birinin ulaştığı teknik bir ustalıktır! Bu ustalık tasarım stüdyosunda edinilen problem çözme yöntemleriyle edinilen bir ustalıktır.
Bu özellik eğitimde ‘anlamanın edinilmesi’ sürecidir ve öğretilemez. Güçlü bir eğitimle olumlu bir şekilde etkilenebilir. Asıl öğrenme süreci öğrencinin bunu edinme sürecidir. Tasarım eğitiminde bir öğretmen öğretemez ancak öğrencilerin öğrenme sürecini etkilemekte yardımcı olur.
Eğer bir konu mimari tasarımın sürekli işleyişindeki yorumlama kadar elle tutulamaz olursa, öğretme yöntemi (süreci), bilgi aktarımı yerine-her ne kadar ilginç, heyecan verici olursa olsun-tasarım stüdyosundaki etkili öğrenme deneyimine bağlıdır ve bağlı olmalıdır.
Bilinmektedir ki fiziksel çevreyi algılamak bütün duyularımız tarafından alınan bilgilerin sonucudur. Görme duyumuzun mekansal deneyim için en çok egemen kaynak olduğu bilinmektedir. İşitme duyusu bu konuda ikinci sıradadır. Diğer duyularımızın katkısı olmasına karşın fiziksel çevreyi tanımlama deneyiminde katkıları olmaz. Ancak bir mekanda çok rahatsız edici bir koku veya sıcaklık varsa diğer duyuların da etkisinden sözedilebilir [17].
Bu bağlamda uygulamadaki derslerde görme duyusunun önemi vurgulanırken “GÖRMEK İŞLEMİ’ni dışlamaktayız” denebilir. Varolan dar anlamlı bir uygulamadır ve stüdyo dışı diğer derslerin bu görsel deneyime etkin katılamaması sözkonusudur. Mimarlık öğrencileri tasarım derslerine başladığında onlardan işlev, yapım (konstrüksiyon) ve kavram/sal/laştırma (conceptualization) konularında dikkat bekler ve en vurgulayıcı olanın tasarım konusu olduğu dile getirilir. Bina biçiminin sahip olduğu nitelikler tartışılır olmakla birlikte görsellik egemendir. Biçimsel kompozisyonun amaçlarından en önemlisi mekansal deneyimi ortaya koymaktır ve bu görsel süreç tasarım sürecinde stüdyolarda etkili olarak kullanılır. Stüdyolarda biçimsel kompozisyon öncelikle gözlemlenir.
Böyle temellendirilen bir süreçte algılama ve psikoloji ile birlikte yapı bilimleri, aydınlatma vb. bilgiler mimarlık programlarında tasarım stüdyosunun içine katılma-lıdır, programın parçası olmak hali bu görsel sürece açık ve etkin bir şekilde katıl-dığında yaratıcılığa ilişkin yöntemin bir parçası olarak yer alacaktır. Böylelikle görsel çevre analizi daha etkin ve kolay öğretilmiş olacaktır. Genellikle çevre tekno*lojileri programlarda öğretimin ilk yıllarında değildir. Programların merkezinde yer almak çevre teknolojileri şemsiyesi altındaki derslerin sıra ve yeri tartışmalarını devreye sokar. Ancak bu derslerin mimar gözüyle verilmesi ve stüdyo ortamlarına taşınması öğrencilerin tasarım güçlerine temel oluşturacak bilgilere en kısa ve doğru bir yaklaşımla verilmesi sonucunu yaratacaktır. Bu öğrencilerin tasarım güçlerine temel oluşturacak bilimsel kavrama/anlama şansını artıracak bir uygulama olacaktır.
Bu bilgilerin sunuluşunun geciktirilmesi ve daha çok mühendislik standartlarına bağlayan organizasyonların yapılması mimarlığı ileri seviyede anlamak eylemliliğinde öğrencilerde çevre teknolojileri ile mimarlığın geniş kapsamlı bütünlük içinde olmadığı sonucunu yaratmaktadır.
Temel ilkelerle başlayan bu ilkelerin önerdiği mimari olanaklarla devam eden ve çevre teknolojileri şemsiyesinde yer alan tüm mekanik kontrollar ve bu sistemlerin kullanımındaki imalar tasarım stüdyolarına katılmalıdır.
» Nüve Forum » akademik » Mimarlık Fakültesi » Mimarlık Bölümü » Mimarlık ve Tasarım Tarihi