Öze;Tarih boyunca heykel farklı amaçlarla oluşturulmuş, tarihin hemen her döneminde açık alanda farklı biçimlerde yer almıştır. Bir hacim sanatı olan heykel, açık alana yerleştirildiğinde önemli işlevler üstlenmektedir. Özellikle kentsel mekanlarda görsel duyum zenginliği oluşturma, insanları bir araya getirerek kaynaştırma, işaretleme, yönlendirme gibi işlevlerle heykel, kentsel yaşam kalitesine katkıda bulunmaktadır. Açık alanda, özellikle kamusal alanda yer alan heykelin kendisinden beklenen işlevleri yerine getirebilmesi için, bir takım ilkeler doğrultusunda tasarlanıp yerleştirilmesi gerekmektedir. Kentsel tasarımda da belirleyici olan bu ilkeler; birlik, oran, ölçek, uyum, denge ve simetri, ritm, zıtlık gibi ilkelerdir. Bu ilkeler heykelin çevresi ile olan fiziksel ve toplumsal ilişkilerinde ortaya çıkmakta ve tasarım sürecini yönlendirmektedir.
Heykel açık alanda sergilendiğinde bir takım yeni sorunlarla karşı karşıya kalmak-tadır. Genel olarak çevreye uyum konusu ile ilgili olan bu sorunların çözümünde, heykeltı*raş çoğu zaman sunulmuş bir çevreye göre tasarım yapmak durumunda kalmaktadır. Kimi zaman heykel tasarlanırken bu çevre bile göz ardı edilebilmektedir. Oysa başarılı kentsel mekanların oluşumu için hem heykelin çevre ile olan ilişkileri tasarım ilkeleri çerçevesinde ele alınmalı, hem de heykelin tasarım süreci kentsel tasarım süreci ile iç içe olmalıdır. Böylece heykeltıraş başından beri farklı meslek disiplinleri ile birlikte çalışacak ve mekana en uygun yapıtı oluşturacaktır.
Summary;The sculpture has been constituted for different goals throughout the history and situated in open space in different forms almost in all terms of history. Sculpture, which is a volume art has important functions when placed in an open space. Especially in urban spaces, the sculpture, assist in urban life quality with the functions such as constituting visual sense richness, joining people with each other, signing, directing.
In an open space, especially in a public space the sculpture must be designed on the direction of some principles to perform the functions expected from it.These principles which also defines urban design; are the principles such as unity, proportion, scale, harmony, balance and symmetry, rhytm, contrast. These principles occurs in the physical and social relations of the sculpture with their environments and directs designing.
When the sculpture displays in an open space it faces some new problems. In solving these problems which are generally about adaptation to the environment, for the sculptor it is inevitable to design with respect to the environment that is presented. Sometimes when the sculpture is designed, even this environment can be ignored. However for forming succesful urban spaces, either the physical and social relations of the sculpture with the environment must be considered in the context of design principles, or its design process must be connected with urban design. So, the sculpor will work together with different disciplines and constitute the most harmonious work for the place.
Giriş;Günümüz kentlerinde sıkça rastlanan sağlıksız kentleşme toplumsal yaşamı olumsuz yönde etkilemekte ve verimliliği azaltmaktadır. Bu koşullarda insanlar kente özgü yaşam biçimi ve davranış kalıplarını benimsememekte, kentsel çevreye uyumlu bir katılım sergilemekte zorlanmakta, dolayısıyla “kentlileşememektedir-ler”.
Sağlıklı bir kent yaşamı sağlanması ancak kentsel yaşam kalitesinin yükseltilmesi ile olasıdır. Kaliteli bir kentsel yaşam ise; eşitlik, sağlık, refah gibi sosyal bileşenlerle ilişkili olduğu kadar kaliteli kentsel mekanlarla da ilişkilidir. Relph ve Canter’e göre, kaliteli ya da başarılı kentsel mekanlar, oradaki etkinlikler ve algıla*nan deneyimlerin yanında fiziksel yapı ile de ilgilidir. Bu üç bileşen, mekanda canlılık (vitality) oluşturacak biçimde tasarlanmalıdır2. Bentley et. al. (1985)’e göre ise kentsel mekanda canlılık, duyum zenginliği (richness) kavramıyla ifade edilmiş; bunun hareket, koku, görme, dokunma gibi duyulara hitap eden tasarımlarla sağla*nabileceği belirtilmiştir3. Görme duyusu bilgi alımında en karmaşık ve kontrolsüz olandır. Görsel duyum zenginliği için renk ve dokuda zıtlık, tekrar, izleme mesafesi, izleme süresi gibi bileşenler etkili olmaktadır. Duyum zenginliği ve görsel uygunluk özellikle kentin yayalaştırlmış mekanlarında elde edilen tatmin düzeyinin belirleyicisidir4.
Kentsel mekanlarda plastik elemanlar olarak ortaya çıkan heykeller, kent*sel peyzajı (townscape) oluşturan diğer elemanlarla (binalar, bitkiler, diğer kent mobilyaları...) birlikte kentsel yaşam kalitesinin yükseltilmesine katkıda bulunmaktadırlar. Özellikle kamusal alanda yer alan heykeller görsel duyum zenginliğine katkıda bulunarak mekanın estetik kalitesini artırırlar.
Heykeller insanları bir araya getirip kaynaştırma, kültür alışverişini sağlama gibi işlevlere sahiptirler. Ayrıca heykeller özgün belirleyici özellikleri ile alanda gerçekleşen etkinlikler ve elde edilen diğer deneyimler ya da algılarla birlikte mekana ve kente ilişkin bireysel ve/veya toplumsal imgeler oluştururlar. Özgün belirleyici, “sınırlı alanlarda görünür” ve “lokal” özellikte olabileceği gibi, kent ölçeğinde de etkili olabilir. Kent ölçeğindeki özgün belirleyici, geniş bir toplulukça paylaşılan bir ana referans noktası niteliğindedir. Bu, belli bir mesafeden ve pek çok açıdan algılanabilen, genellikle daha alçak binaların aralarından ve çatılarından görülebilen bir “işaret”tir. Bütün özgün belirleyici tipleri gözlemcinin kentsel mekanı okuması ve anlamasında, böylece hatırlanabilir bir kentsel peyzaj oluşumunda önemlidir. Özgün belirleyiciler; doğal elemanlar, binalar ve bina olmayan dekoratif elemanlar olmak üzere sınıflandırılabilirler. Bu kapsamda doğal elemanlar; nehir*ler, ağaçlık ve çalılık alanlar olabilir. Bina olmayan dekoratif elemanlar; binalara göre daha küçük ölçeklerde etkili olan heykel, havuz vb. plastik elemanlardır. Bina niteliğindeki özgün belirleyiciler ise, çevresindeki yapılı biçimler üzerinde daha baskın etkisi olan ya da onlarla zıtlık sergileyen yapılardır. Bu yapılar dekoratif olmaktan çok kente ait anıtlar olarak işlev yüklenmektedirler5. Cullen (1961)’e göre peyzaja eklemlenen bu binalar heykel olarak kendilerini ifade etmektedirler6. Bu yapılar örneğin Sydney’deki Opera House’da olduğu gibi kentsel mekanın kalitesini artırarak kentsel imge oluştururlar (Şekil 1). İstanbul camileri de özgün belir*leyici özelliklerinin yanında gökyüzü hattını dekore ederek bu işlevi yerine getir-mektedir7.
[coverattach=1]Şekil 1. Sydney Opera House8
Bina niteliğinde olan ve olmayan heykel niteliğindeki her obje bu çalışmanın kapsamına alınmıştır. Yukarıda sözü edilen ve kent yaşamında oldukça önemli olan işlevlerin yerine getirilebilmesi için heykellerin tasarımlarının belli ilkeler doğrultusunda yapılması gerekmektedir. Çalışmada öncelikle kentsel tasarımda da vurgulanan genel tasarım ilkelerine yer verilecek, heykelin fiziksel ve sosyal çevre ile olan ilişkisi bu ilkeler açısından irdelenecektir.
» Nüve Forum » akademik » Mimarlık Fakültesi » Mimarlık Bölümü » İnsan ve Çevre İlişkileri











Normal
