Damak tadımız
21.04.08 , saat 21:16 de Ömer Faruk Eryılmaz yazdı.
Baharla birlikte, pazarcının tezgahı da şenlendi. Kırmızı kıçıyla bir kış hükümranlık süren ıspanağın burnu düştü, taze fasulye, patlıcan ve kabağı görünce. Pırasanın selamını alan yok. Hele o taze soğan, tere, roka ve kıvırcığın bir sanat eseri gibi düzenlendiği tezgahların başından ayrılası gelmiyor insanın.
Pazarcının elimdeki fileye baktığı gibi, ben de onun tezgahındaki adını bile bilmediğim sebzelere bakıyorum şaşkın şaşkın.
Hadi brokoli denilen yeşil karnabaharın üç-beş türlü pişirilmesini, çiy yenmesini, tadını, zoraki de olsa öğrendik ama, şu enginar denilen yumruyu ne pişirebileceğimizden ne de damak zevkimize uygun olacağından eminim. Onun gibi daha ne otlar var adını da, tadını da bilmediğimiz. Düşündüm de, ne kadar az sebze ve meyve tanımışız bu güne değin. Ege’linin yediği otları, güneylinin sofra düzenini, Karadeniz’linin balık çeşitlerini hep yeni yeni öğreniyoruz.
Oysa biz, kış yaza kadar, ıspanak, pırasa, lahana, patates, kuru fasulye, nohut, ebemekmeği, makarna ve tarhana çorbasından oluşan listemizi evirir çevirir yazı getirirdik. Yazın da kendi bahçemizden topladığımız fasulyeler, kabaklar, patateslerle çeşit çeşit yemekler yapar, mis kokulu domateslerimizi ekmekle yerdik.
Şu sitelerde yazı yazıp, yorum yapan, bunları okuyan insanların bir çoğunun damak tadı, giyim şekli, yaşam biçimi, insan sevgisi, memleket aşkı birbirine çok yakın. Evlerimizdeki tencereleri kapaklarını açmadan değiştirsek, birinden nohut, diğerinden kuru fasulye çıkar. Yanlışlıkla bir birimizin gömleğini giysek, çokta yadırgayacağımızı sanmıyorum.
Doğumlarımızda aynı şekilde seviniyor, düğünlerimizde aynı şenlikleri yapıyoruz. Ölümlerimizde adetlerimiz, göreneklerimiz aynı.
Hepimiz aynı Tanrıya inanıp, aynı bayrak altında yaşamanın mutluluğunu sürdürmek istiyoruz.
Buraya kadar ortak olan değer ve anlayışlarımız, dünya görüşlerine gelince bir birimizden ayrılıyoruz.
Bir evdeki çocuklar gibi, kimimiz fasulyeye burun kıvırıyor, kimimiz kabak yemeğini sevmiyor, kimimiz patatese iğrenerek bakıyoruz.
Aslında hepimizin amacı da aynı. Öncelikle insanların mutluluğu için düşünüp, kafa yoruyoruz. Bu mutluluğa giden yollar konusunda ayrımlarımız var. Herkes kendi yolunun doğru olduğu konusunda ısrarcı.
Buna da saygı duymak zorundayız.
Çoğumuzun çocukluğumuzda beğenmediğimiz, ama şimdi severek yediğimiz yemeklerin olduğu gibi, bir zaman sonra bugün karşı durduğumuz düşüncelerde anlaşma olanağımız da olabilecektir. Kaldı ki, anlaşmak zorunda da değiliz. Anlaşamayız belki ama eminim, kırmadan dökmeden de, birbirimizi anlayabiliriz.
10.04.2008
Yazar: Ömer Faruk ERYILMAZ
Pazarcının elimdeki fileye baktığı gibi, ben de onun tezgahındaki adını bile bilmediğim sebzelere bakıyorum şaşkın şaşkın.
Hadi brokoli denilen yeşil karnabaharın üç-beş türlü pişirilmesini, çiy yenmesini, tadını, zoraki de olsa öğrendik ama, şu enginar denilen yumruyu ne pişirebileceğimizden ne de damak zevkimize uygun olacağından eminim. Onun gibi daha ne otlar var adını da, tadını da bilmediğimiz. Düşündüm de, ne kadar az sebze ve meyve tanımışız bu güne değin. Ege’linin yediği otları, güneylinin sofra düzenini, Karadeniz’linin balık çeşitlerini hep yeni yeni öğreniyoruz.
Oysa biz, kış yaza kadar, ıspanak, pırasa, lahana, patates, kuru fasulye, nohut, ebemekmeği, makarna ve tarhana çorbasından oluşan listemizi evirir çevirir yazı getirirdik. Yazın da kendi bahçemizden topladığımız fasulyeler, kabaklar, patateslerle çeşit çeşit yemekler yapar, mis kokulu domateslerimizi ekmekle yerdik.
Şu sitelerde yazı yazıp, yorum yapan, bunları okuyan insanların bir çoğunun damak tadı, giyim şekli, yaşam biçimi, insan sevgisi, memleket aşkı birbirine çok yakın. Evlerimizdeki tencereleri kapaklarını açmadan değiştirsek, birinden nohut, diğerinden kuru fasulye çıkar. Yanlışlıkla bir birimizin gömleğini giysek, çokta yadırgayacağımızı sanmıyorum.
Doğumlarımızda aynı şekilde seviniyor, düğünlerimizde aynı şenlikleri yapıyoruz. Ölümlerimizde adetlerimiz, göreneklerimiz aynı.
Hepimiz aynı Tanrıya inanıp, aynı bayrak altında yaşamanın mutluluğunu sürdürmek istiyoruz.
Buraya kadar ortak olan değer ve anlayışlarımız, dünya görüşlerine gelince bir birimizden ayrılıyoruz.
Bir evdeki çocuklar gibi, kimimiz fasulyeye burun kıvırıyor, kimimiz kabak yemeğini sevmiyor, kimimiz patatese iğrenerek bakıyoruz.
Aslında hepimizin amacı da aynı. Öncelikle insanların mutluluğu için düşünüp, kafa yoruyoruz. Bu mutluluğa giden yollar konusunda ayrımlarımız var. Herkes kendi yolunun doğru olduğu konusunda ısrarcı.
Buna da saygı duymak zorundayız.
Çoğumuzun çocukluğumuzda beğenmediğimiz, ama şimdi severek yediğimiz yemeklerin olduğu gibi, bir zaman sonra bugün karşı durduğumuz düşüncelerde anlaşma olanağımız da olabilecektir. Kaldı ki, anlaşmak zorunda da değiliz. Anlaşamayız belki ama eminim, kırmadan dökmeden de, birbirimizi anlayabiliriz.
10.04.2008
Yazar: Ömer Faruk ERYILMAZ
Toplam Yorumlar 0
Yorumlar
Yorum Yazın |
Toplam Trackbackler 0
Trackbackler
Ömer Faruk Eryılmaz Tarafından Yazılan Son Blog Başlıkları
- Terk etmedi sevdan beni (03.07.08)
- Suyu tersine akıtmak (03.07.08)
- STK lar ne iş yapar (03.07.08)
- Sav, Savuşmalıdır (03.07.08)
- Belki başka bahara (03.07.08)







