Doğa sever bir aydın
03.07.08 , saat 12:51 de Ömer Faruk Eryılmaz yazdı.
03.07.08 , saat 16:33 de Ömer Faruk Eryılmaz tarafından güncellendi.
03.07.08 , saat 16:33 de Ömer Faruk Eryılmaz tarafından güncellendi.
İHSAN ÇİMEN
Hemen hepimizin bir dosyası, çekmecesi ya da dolabı vardır, elimize geçen her şeyi içine attığımız. Sonra da, kendimizi kandırır dururuz, “burayı da bir gün temizleyip-düzeltmeli” diye. Es kaza bir gün temizleme ya da düzenlemeye kalkıştığımızda da, daha elimize, gözümüze ilişen ilk kağıt parçasına takılır kalırız. O işe, ayırdığımız zaman bittiğinde ise, biz hala o kağıt parçasındayızdır. Sonra yine “bir başka zaman” der kalkarız başından.
Kurşunlu anılarımı yazmayı düşündüğümden beri, böyle bir sıkıntı yaşıyorum. Oysa anı yazmanın çok kolay olduğunu düşünür, “yaşanılanların yazılmasının neresi zordur ki,” derdim.
Sevgili Ali Taş’ın da isteği ile bu yazıma İhsan Çimen amcayı anlatmak niyetiyle başladım. Başladım ve ne denli büyük bir görevin altında olduğumu gördüm. Bırakın babasının Hukukçu (Kadı) olduğundan söz etmeyi, daha bürosunu anlatmaya başladığımda, dışarıda fotoğraf çeken Mustafa Parlak ağabey (Höttük), içerde daktilosuyla sevişir gibi yazı yazan kardeşi Hasan ağabey başlı başlarına birer konu olarak çıktılar karşıma.
Üç ayaklı devasa fotoğraf makinesine Mustafa ağabeyin nasıl kafasını soktuğunu mu anlatmalıydım, yoksa karşısında poz veren insanları mı?. Ya da içeride İhsan amcanın babacan hakim konumunda gözlüklerinin altından tüm ciddiyetiyle konuşur gibi söylediklerini, Hasan ağabeyin daktiloya hiç bakmadan insanı imrendiren hızlı yazışlarını mı?.
Daha İhsan amcayı bürodan çıkartıp Aynalı Kahveye getirmeden ne kağıtta yer kalacaktı ne sayfada. Hele bir de “Azizim” diye başlayan konuşmalarına girersem çıkamayacaktım.
En iyisinin İhsan amcayı yeri geldikçe olayların akışına göre buraya aktarmak olacağını düşündüm.
Soğuk kış günlerinde, sırtında kaşe paltosu, başında siyah fötr şapkasıyla ve sürekli olarak kravatlı olarak görmeye alıştığımız İhsan amcayı, yazın kavurucu sıcağı altında bu kez beyaz fötrle, traktörün çamurluğuna yapışmış görürdük.
Çünkü İhsan amca, hem bir Cumhuriyet bürokratı-aydını, hem de iyi bir çiftçi idi. Zıraati modern anlamda yapan, traktörü ve Biçer Döveri ilk getiren hep onun ailesi olmuştur Kurşunlu’ya. İhsan amcayı kimi zaman traktörün çamurluğunda, kimi zaman Biçer Döverin önünde görürdük.
Bürodaki yardımcısı kardeşi Hasan ağabeyken, zirai çalışmalarında da yanında hep öbür kardeşi Osman amca olurdu.
Biçer Döver bir hasat dönemi gece gündüz durmaksızın çalışır, zaman zaman hatta sıklıkla arıza yapar, günlerce ya bir parçanın ya da ustanın gelmesinin beklendiği de olurdu.
Hasat zamanı gelip de Biçer Döver işe çıktığında benim sevgili dostum, adaşım Ömer’de kaybolurdu göz önünden. O’nu bazı akşam üstleri Biçer Döverin üstünde, en arkalarda bir yerlerde, yağ, toz toprak içinde görürdüm çarşıdan geçerken. Koca makinenin yağcılığını yapar, arızalanmaması için uğraşır dururdu.
İhsan amca doğa dostuydu, toprak delisiydi, ağaç aşığıydı. O’nun ve ailesinin kel tepeler üzerine kurduğu ormanı anlatmayı yemeğin sonundaki tatlı niyetine buraya bıraktım.
Değil Çankırı’da, iddia ediyorum tüm Anadolu’da belki de ilk özel ormanı kurmuş insanlardır İhsan amca ve ailesi. Şimdi lütfen gidip bakın Beşpınar yolu üzerindeki o muhteşem ormana. Bunu yapanın bir vakıf, örgüt ya da devlet değil sadece ve sadece bir aile olduğunu unutmadan bakın. İhsan amcanın her akşam saat beşte, bürosundan çıkıp bu ormanı ağaç ağaç gezdiğini sevgili Ömer’den duyardım. Ömer, üstüne basa basa “sağ eli de hep arkasında gezer” derdi.
Kaleyi bilmiyorum, Tepeden tam emin değilim ama Su Deposunun ağaçlandırmasında, İhsan amcanın ne denli emeği olduğunu, öğrenci olarak oranın ağaçlandırılmasında bulunduğum için çok iyi hatırlıyorum. 1974 ya da 1975 yıllarında Su Deposunda Kutlanan Ağaç Bayramında yazdığım bir kompozisyon sayesinde İhsan amcanın elinden aldığım birincilik ödülü, dolma kalemim tüm yaşantım boyunca aklımdan çıkmasını istemediğim güzel anılarımdandır.
Nur içinde yat İhsan amca.
Yazar
Ömer Faruk Eryılmaz
Ömer Faruk Eryılmaz
Hemen hepimizin bir dosyası, çekmecesi ya da dolabı vardır, elimize geçen her şeyi içine attığımız. Sonra da, kendimizi kandırır dururuz, “burayı da bir gün temizleyip-düzeltmeli” diye. Es kaza bir gün temizleme ya da düzenlemeye kalkıştığımızda da, daha elimize, gözümüze ilişen ilk kağıt parçasına takılır kalırız. O işe, ayırdığımız zaman bittiğinde ise, biz hala o kağıt parçasındayızdır. Sonra yine “bir başka zaman” der kalkarız başından.
Kurşunlu anılarımı yazmayı düşündüğümden beri, böyle bir sıkıntı yaşıyorum. Oysa anı yazmanın çok kolay olduğunu düşünür, “yaşanılanların yazılmasının neresi zordur ki,” derdim.
Sevgili Ali Taş’ın da isteği ile bu yazıma İhsan Çimen amcayı anlatmak niyetiyle başladım. Başladım ve ne denli büyük bir görevin altında olduğumu gördüm. Bırakın babasının Hukukçu (Kadı) olduğundan söz etmeyi, daha bürosunu anlatmaya başladığımda, dışarıda fotoğraf çeken Mustafa Parlak ağabey (Höttük), içerde daktilosuyla sevişir gibi yazı yazan kardeşi Hasan ağabey başlı başlarına birer konu olarak çıktılar karşıma.
Üç ayaklı devasa fotoğraf makinesine Mustafa ağabeyin nasıl kafasını soktuğunu mu anlatmalıydım, yoksa karşısında poz veren insanları mı?. Ya da içeride İhsan amcanın babacan hakim konumunda gözlüklerinin altından tüm ciddiyetiyle konuşur gibi söylediklerini, Hasan ağabeyin daktiloya hiç bakmadan insanı imrendiren hızlı yazışlarını mı?.
Daha İhsan amcayı bürodan çıkartıp Aynalı Kahveye getirmeden ne kağıtta yer kalacaktı ne sayfada. Hele bir de “Azizim” diye başlayan konuşmalarına girersem çıkamayacaktım.
En iyisinin İhsan amcayı yeri geldikçe olayların akışına göre buraya aktarmak olacağını düşündüm.
Soğuk kış günlerinde, sırtında kaşe paltosu, başında siyah fötr şapkasıyla ve sürekli olarak kravatlı olarak görmeye alıştığımız İhsan amcayı, yazın kavurucu sıcağı altında bu kez beyaz fötrle, traktörün çamurluğuna yapışmış görürdük.
Çünkü İhsan amca, hem bir Cumhuriyet bürokratı-aydını, hem de iyi bir çiftçi idi. Zıraati modern anlamda yapan, traktörü ve Biçer Döveri ilk getiren hep onun ailesi olmuştur Kurşunlu’ya. İhsan amcayı kimi zaman traktörün çamurluğunda, kimi zaman Biçer Döverin önünde görürdük.
Bürodaki yardımcısı kardeşi Hasan ağabeyken, zirai çalışmalarında da yanında hep öbür kardeşi Osman amca olurdu.
Biçer Döver bir hasat dönemi gece gündüz durmaksızın çalışır, zaman zaman hatta sıklıkla arıza yapar, günlerce ya bir parçanın ya da ustanın gelmesinin beklendiği de olurdu.
Hasat zamanı gelip de Biçer Döver işe çıktığında benim sevgili dostum, adaşım Ömer’de kaybolurdu göz önünden. O’nu bazı akşam üstleri Biçer Döverin üstünde, en arkalarda bir yerlerde, yağ, toz toprak içinde görürdüm çarşıdan geçerken. Koca makinenin yağcılığını yapar, arızalanmaması için uğraşır dururdu.
İhsan amca doğa dostuydu, toprak delisiydi, ağaç aşığıydı. O’nun ve ailesinin kel tepeler üzerine kurduğu ormanı anlatmayı yemeğin sonundaki tatlı niyetine buraya bıraktım.
Değil Çankırı’da, iddia ediyorum tüm Anadolu’da belki de ilk özel ormanı kurmuş insanlardır İhsan amca ve ailesi. Şimdi lütfen gidip bakın Beşpınar yolu üzerindeki o muhteşem ormana. Bunu yapanın bir vakıf, örgüt ya da devlet değil sadece ve sadece bir aile olduğunu unutmadan bakın. İhsan amcanın her akşam saat beşte, bürosundan çıkıp bu ormanı ağaç ağaç gezdiğini sevgili Ömer’den duyardım. Ömer, üstüne basa basa “sağ eli de hep arkasında gezer” derdi.
Kaleyi bilmiyorum, Tepeden tam emin değilim ama Su Deposunun ağaçlandırmasında, İhsan amcanın ne denli emeği olduğunu, öğrenci olarak oranın ağaçlandırılmasında bulunduğum için çok iyi hatırlıyorum. 1974 ya da 1975 yıllarında Su Deposunda Kutlanan Ağaç Bayramında yazdığım bir kompozisyon sayesinde İhsan amcanın elinden aldığım birincilik ödülü, dolma kalemim tüm yaşantım boyunca aklımdan çıkmasını istemediğim güzel anılarımdandır.
Nur içinde yat İhsan amca.
Yazar
Ömer Faruk Eryılmaz
Ömer Faruk Eryılmaz
Toplam Yorumlar 0
Yorumlar
Yorum Yazın |
Toplam Trackbackler 0
Trackbackler
Ömer Faruk Eryılmaz Tarafından Yazılan Son Blog Başlıkları
- Terk etmedi sevdan beni (03.07.08)
- Suyu tersine akıtmak (03.07.08)
- STK lar ne iş yapar (03.07.08)
- Sav, Savuşmalıdır (03.07.08)
- Belki başka bahara (03.07.08)







