Doğduğumuz yer mi? Doyduğumuz yer mi?
21.01.08 , saat 17:26 de Ömer Faruk Eryılmaz yazdı.
21.01.08 , saat 17:32 de Ömer Faruk Eryılmaz tarafından güncellendi.
21.01.08 , saat 17:32 de Ömer Faruk Eryılmaz tarafından güncellendi.
Yeni tanıştığımız insana ilk sorumuz nerelisin? Oluyor hep. En çok duyduğumuz yanıtta “Aslında Çankırı’ lıyız, Çorumlu’yuz, Malatyalı’ yız ama ben doğma büyüme Ankara’ lıyım ya da İstanbul’ luyum” deyişi oluyor. Sonra da ekliyorlar “Annem babam küçükken gelmişler” ya da “Annem babam oralı ama, ben hiç bilmem oraları.” Diye.
Sanki bilmemek değil de, bilmek ayıpmış gibi. Sanki Ankara, İstanbul, İzmir gibi iller dışında doğmak, büyümek, bulunmak suçmuş gibi.
Oysa yaşam standardı anlamında pekte bir fark göremiyorum artık ben Ankara’ nın Keçiören’iyle, Çankırı’nın herhangi bir ilçesi arasında. İkisindeki dükkanlarda da bilmem ne marka hazır dondurma, bilmem ne marka tavuk her zaman mevcut. Yumurta zaten tavuk çiftliklerinden kolilerle gelip yerlerini almış durumda.
Büyük şehirde yaşamakta olup ta sinemaya, tiyatroya yılda kaç kez gidiyoruz sahiden. Nerede olursak olalım kaçımız kurtulabiliyoruz televizyonun etki alanından. Kaçımız her gün bir gazete, haftada ya da ayda bir kitap okuyoruz.
Bizler, bizden öncekiler, belki daha da öncekiler utandığımız için bırakıp gelmedik doğduğumuz o yerlerden bugün yaşadığımız büyük kentlere.
Ülkemizin yıllardır yeteneksiz yöneticilerin elinde plansızca, projesizce, yönetiliyor olması, sanayisinin, kalkınmasının belli bölgelerde toplanması taşıdı bizleri bugün yaşadığımız kentlere. Göçü önleyecek hiçbir önlem alamadılar yıllardır. İnsanları bulundukları yerde yaşatacak sanayiyi oralara kurmaktansa insanları göçe zorlamak daha kolaylarına geldi.
Tarımımıza, hayvancılığımıza, eğitimimize, sağlığımıza verdikleri önem hep yapmacık kaldı. Her alanda bizleri deneme tahtasına çevirdiler. Yıldık, direnemez olduk ve çözümü başka kentlere göçmekte bulduk.
Bir çoğumuz hiç unutamadık doğduğumuz toprakları. Şimdi yaşamakta olduğumuz yerlerde de evlerimizi hep yakın edindik birbirimize. Kurduğumuz derneklerle, dayanışma içinde olmaya özen gösterdik. Bir anlamda kendi kültürümüzü yaşamayı sürdürmeyi sağladık. Yılın belli dönemlerinde bayramları, festivalleri bahane edip gidiyoruz köyümüze kentimize. Özlediğimiz eşimizi dostumuzu yakından görüyoruz.
Ama gençlerimizi birbirleriyle tanıştıramıyoruz. Benim çocuğum en yakın arkadaşımın çocuğuyla tanışmıyor. Ortak bir payda yaratamıyoruz onlar için. Çok istediğimiz halde “kendi memleketimizi” ortak payda yapamıyoruz. Bizim su içtiğimiz pınarlardan su içmelerini, bizim yüzmeyi öğrendiğimiz derelere girmelerini sağlayamıyoruz.
Memleketimizi “Ortak Payda” yapmanın yollarını arayalım. Bizlerden sonraki kuşakları da kucaklaştırmanın çarelerini bulalım. Vardır elbet bir çaresi.
Yazar: Ömer Faruk ERYILMAZ
15/08/2007
Sanki bilmemek değil de, bilmek ayıpmış gibi. Sanki Ankara, İstanbul, İzmir gibi iller dışında doğmak, büyümek, bulunmak suçmuş gibi.
Oysa yaşam standardı anlamında pekte bir fark göremiyorum artık ben Ankara’ nın Keçiören’iyle, Çankırı’nın herhangi bir ilçesi arasında. İkisindeki dükkanlarda da bilmem ne marka hazır dondurma, bilmem ne marka tavuk her zaman mevcut. Yumurta zaten tavuk çiftliklerinden kolilerle gelip yerlerini almış durumda.
Büyük şehirde yaşamakta olup ta sinemaya, tiyatroya yılda kaç kez gidiyoruz sahiden. Nerede olursak olalım kaçımız kurtulabiliyoruz televizyonun etki alanından. Kaçımız her gün bir gazete, haftada ya da ayda bir kitap okuyoruz.
Bizler, bizden öncekiler, belki daha da öncekiler utandığımız için bırakıp gelmedik doğduğumuz o yerlerden bugün yaşadığımız büyük kentlere.
Ülkemizin yıllardır yeteneksiz yöneticilerin elinde plansızca, projesizce, yönetiliyor olması, sanayisinin, kalkınmasının belli bölgelerde toplanması taşıdı bizleri bugün yaşadığımız kentlere. Göçü önleyecek hiçbir önlem alamadılar yıllardır. İnsanları bulundukları yerde yaşatacak sanayiyi oralara kurmaktansa insanları göçe zorlamak daha kolaylarına geldi.
Tarımımıza, hayvancılığımıza, eğitimimize, sağlığımıza verdikleri önem hep yapmacık kaldı. Her alanda bizleri deneme tahtasına çevirdiler. Yıldık, direnemez olduk ve çözümü başka kentlere göçmekte bulduk.
Bir çoğumuz hiç unutamadık doğduğumuz toprakları. Şimdi yaşamakta olduğumuz yerlerde de evlerimizi hep yakın edindik birbirimize. Kurduğumuz derneklerle, dayanışma içinde olmaya özen gösterdik. Bir anlamda kendi kültürümüzü yaşamayı sürdürmeyi sağladık. Yılın belli dönemlerinde bayramları, festivalleri bahane edip gidiyoruz köyümüze kentimize. Özlediğimiz eşimizi dostumuzu yakından görüyoruz.
Ama gençlerimizi birbirleriyle tanıştıramıyoruz. Benim çocuğum en yakın arkadaşımın çocuğuyla tanışmıyor. Ortak bir payda yaratamıyoruz onlar için. Çok istediğimiz halde “kendi memleketimizi” ortak payda yapamıyoruz. Bizim su içtiğimiz pınarlardan su içmelerini, bizim yüzmeyi öğrendiğimiz derelere girmelerini sağlayamıyoruz.
Memleketimizi “Ortak Payda” yapmanın yollarını arayalım. Bizlerden sonraki kuşakları da kucaklaştırmanın çarelerini bulalım. Vardır elbet bir çaresi.
Yazar: Ömer Faruk ERYILMAZ
15/08/2007
Toplam Trackbackler 0
Trackbackler
Ömer Faruk Eryılmaz Tarafından Yazılan Son Blog Başlıkları
- Terk etmedi sevdan beni (03.07.08)
- Suyu tersine akıtmak (03.07.08)
- STK lar ne iş yapar (03.07.08)
- Sav, Savuşmalıdır (03.07.08)
- Belki başka bahara (03.07.08)






