iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 02:38 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » Bloglar » Ömer Faruk Eryılmaz » Suyu tersine akıtmak

Bu Başlığı Değerlendirin

Suyu tersine akıtmak

03.07.08 , saat 16:29 de Ömer Faruk Eryılmaz yazdı.
BAKKAL, KASAP, MANAV
O zamanki adı “Avrupa Ekonomik Topluluğu” olan şimdiki “Avrupa Birliği”, 1970 lerde Türkiye’ye “siz bizim manavımız, kasabımız olun” derdi.
Sanayileşmek için can atan Türkiye’yi yıllar yılı “montaj” sanayisine mahkum edenler, şimdi hem sanayileşmesine hem de tarım ve hayvancılık ülkesi olmasına karşılar.
Elbette dünden bu güne olan bir gelişme değil bu. Özal’ lı hükümetlerin, gerek uyduruk “serbest piyasa ekonomisi” anlayışları, gerekse ülkeyi dışa bağımlı hale getirme çabaları yüzünden patatesi, muzu, eti dışardan getirerek, üreticinin belini kırmasıyla başladı bu süreç.
12 eylül faşist darbesinin dipçiği gölgesinde, meslek örgütlerini, sendikaları, üniversiteleri, aydınları susturan hükümetler, tepkisiz, beklentisiz toplum yaratmakta zorlanmadılar.
İnsanları memur, işci, köylü, esnaf demeden bir ekmeğe muhtaç duruma düşürüp, düşünmelerini ve hak aramalarını önlediler.
Teknoloji getirme adı altında tüketim toplumu yaratmaları zor olmadı. Üretimden koparttıkları insanları şehirlerdeki “getto” lara doluşturmaları çok zaman almadı.
Köyleri, kasabaları geçinilmesi, yaşanılması olanaksız hale getirip göçleri hızlandırdılar. Şehre gelen mesleksiz insanları ya işsizliğe, ya da üç kuruşluk kaçak işlere mahkum ettiler.
Türkiye’nin tarım deposu alanlarını, patates tarlalarını, muz bahçelerini sanayi ve yerleşime açtılar. Tarım üretimini günden güne bitirip, insanların depremlerde kolayca ölebilecekleri büyük mezarlıklar oluşturdular.
Hayvancılığı baltalamak adına Avrupa’dan ne olduğu bilinmeyen etler getirip yedirdiler bize.
Buğdayımızı, kısırlaştırıp tohum olma özelliğini yitirttiler. Anadolu’da tarla sınırı bırakmadılar. Son kalan üç beş tavukla, iki kazıda “kuş gribi” yüzünden kestirdiler. Solmaya yüz tutan yakın bahçeye de “kene” var diye gidilemez oldu. Köylerdeki ahırlarda hayvanların yerine takoza çekilmiş traktörler var şimdi.
Aradan geçen çeyrek asırlık zaman da, amaçlarına büyük ölçüde ulaştılar.
Anadolu köylerine yumurta maliye bakanının oğlundan, mısır Cumhurbaşkanının paşa zadesinden gidiyor artık.
Şehre gelen birinci kuşak belki döndü köyüne ama, ikinci ve ondan sonraki kuşaklar ne dönmeyi düşünebiliyorlar ne de şehirdeki yaşamdan mutlular.
Şehirlerdeki parklar yaz kış eli bastonlu amcalarla dolu. Teyzelerse gelinlerin azarlamalarına, torunların aşağılamalarına karşın apartman penceresinden arka bahçedeki bir metre karelik bahçede yeşillik arıyorlar.
Hele şu bahar günlerinde daha bir duygusallar, daha bir özlem içindeler.
Yıllar yılı kendi köyünde topladığı bahar otlarıyla, bazlamayı şimdi pazardan almak zoruna gidiyor olsa da, gönül bu, çekiyor işte.
Köyle yatıp, köyle kalksalar, abdest alıp, namaz kılarken dahi akıllarından çıkartamasalar da, dile getiremiyorlar bu özlemlerini. Çünkü, ne ev var artık köyde ne kuzu, ne de buzağı. Kendi köyünde misafir de olamazsın ki, bir yaz boyu.
Eve ne kadar geç gitse o kadar iyi olacağını düşünen amcam bastonunun ucuyla parkın toprağını eşelerken, “Yok canım, Özal gibisi var mı, onun sayesinde bizim köyün yolları asfalt, elektriğimiz de var, televizyonumuz da” diye rahmet okuyup, “çoban sülü” babasının sağlığına dua ederken, belki de bir daha köyünü sağlığında hiç göremeyeceğini düşünüyor.
Ana muhalefet partisi CHP uykusunda sayıklarken ağzından kaçan lafların duyulmasından (dinlenmesinden) duyduğu rahatsızlığı “hükümet bir kez olsun bizi dinledi” diye mutluluğa çevirirken, sabah iş bulurum diye evden çıkan torun eve hırsız gibi sessizce giriyor, dükkanı siftahsız kapatan oğul, kafasında yarınki ödemesi, fısıltıyla “nasılsın” diye annesinin hatırını sorarken, karısının asık suratından gözlerini kaçırıyor.
Kimsenin konuşmadığı sofra başında izlenen televizyon haberlerinde Maliye Bakanı Unakıtan’ın;
“Köylüyü köyde bırakamazsın arkadaş, hiç uğraşma. Suyu tersine akıtamazsın. Türkiye’de tarım sektörünün nüfusu düşecek. Yüzde 38’lerden yüzde 25’lere düştü. Buna karşılık finans ve hizmet sektöründekilergittikçe artacak.” deyişi duyuluyor.

*Getto: Bir kentin herhangi bir azınlıkça yerleşilen, genelde kötü koşulların hakim olduğu bölgeler.

Yazar
Ömer Faruk Eryılmaz

Yayınlandığı kategori : Makalelerim
Yorumlar 0 Trackbackler 0 Blog Başlığını E-Posta ile Gönder
Toplam Yorumlar 0

Yorumlar

Yorum Yazın Yorum Yazın
Toplam Trackbackler 0

Trackbackler

Ömer Faruk Eryılmaz Tarafından Yazılan Son Blog Başlıkları