Ben Yaptim Oldu
16.03.08 , saat 22:33 de Ömer Faruk Eryılmaz yazdı.
16.03.08 , saat 22:36 de lolipop tarafından güncellendi.
16.03.08 , saat 22:36 de lolipop tarafından güncellendi.
BEN YAPTIM OLDU
Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Demokrasilerde, partiler programlarını halka (seçmene) anlatır, bu programlarına göre oy ister ve yönetime geldiklerinde de bu programlarını uygulamaya koyarlar. Yasalara göre kurulmuş, yasalara göre seçimlere girmiş, seçim sonuçlarına göre de, parlamentonun iktidar ya da muhalefet bölümünde yer almış bir siyasi partinin kapatılması, ne ülkenin daha demokratik olmasına, ne de kalkınmasına yarar getirecektir.
Kaldı ki, ülkemizde bundan önce de bir çok siyasi parti, darbelerle kapatıldığı gibi, gerek yerel mahkemeler, gerekse Anayasa Mahkemesi (Yüce Divan) tarafından da kapatılmıştır.
Din eksenli, şeriat istemli Milli Nizam Partisi kapatıldığında, yerine Milli Selamet Partisi, Milli Selamet Partisi kapatıldığında, yerine Refah Partisi, Refah Partisi kapatıldığında da, yerine Saadet Partisi aynı dakika da kurulduğu gibi, Etnik kökenli Dep kapatıldığında, Hadep, o kapatıldığında Hep, Hep kapatıldığın da bugünkü adıyla DTP nin aynı anda kurulmadılar mı?
Erbakan’ın Partilerinde yıllarca görev yapan bugünün Cumhurbaşkanı, Başbakanı, diğer Bakan ve Milletvekillerinin üyesi olduğu ve ülke yönetiminin her köşe başını almış durumdaki AKP’ inin kapatılmasının kime ne gibi bir yararı olacaktır.
Elbette yanıt, “hiç kimseye” dir.
Buraya kadar, hep ev sahibini suçladık. Nasrettin Hocanın deyişiyle “ Hırsızın hiç mi suçu yok ?” demedik.
Öyleyse, burada durup, sorgulanması gereken, bu parti ne yapmıştır da böyle bir sav (iddia) ile karşı karşıya kalmıştır sorusudur.
Bu sorunun yanıtı da, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında yazılıdır.
Bu ülkenin Anayasasına ve tüm diğer yasalarına uymak ve uygulamak, iktidarda olsun, muhalefet de olsun tüm partilere düştüğü gibi, bu ülkenin insanlarının da asil görevidir.
Bu Anayasanın ve tüm yasaların koruyucu ve kollayıcısı olmak görevi de bu ülkenin savcılarına aittir.
Sen yönetimdeki sorumlu olarak, kendi ellerinle üye olduğun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin türbanla ilgili, hoşuna gitmeyen kararı için, “Bunu sen ne bilirsin, ulemaya sorman lazım” diyeceksin.
Yandaşlarından biri (Leyla Şahin) senin yönetiminde olan ülkeyi şikayet edecek, sen gerekli savunmayı yapmayacaksın.
Senin kurucu üyen, danışmanın “türbanı çıkart demek, donunu çıkart demekle aynıdır” diyecek,
Ülkenin okullarında “tesettür defileleri” yapılacak,
Senin atadığın yeteneksiz ve beceriksiz YÖK başkanın, Üniversitelere talimat verip “türbanı serbest bırakın” diyecek, ama Danıştay gibi bir yüksek yargı organı “Bu genelge geçersizdir” diye karar verecek,
Elinin altındaki Anayasa ve yasaları görmezden gelip “ katilin affına sadece, maktulün ailesi karar verebilir” gibi, şeriat çağrışımlı söylemlerde bulunacaksın.
Bu ülkenin Başbakanı olarak, insanların yatak odalarına girecek, “en az üç çocuk doğuracaksın” diyeceksin.
Bu söylediklerinin yasalara da, ülke gerçeklerine de aykırı olduğunu, bilerek söyleyeceksin.
Sesini yükselterek, hatta bağırarak, azarlayarak söyleyeceksin.
Sonra da, bu Savcı “ne diyor” diyecek, hata onu suçlayacaksın.
Ne oluyor arkadaşlar;
Var mı dünya üstünde böyle bir ülke. Yasası olmayan, genel kabülleri bulunmayan, savcıları görevlerini yapmayan böyle bir ülke var mı dünya da.
Nasıl İran’da yasalar benim (ya da kendi halkının) istediğim gibi yaşamama, İran yasalarına (şeriat yasaları) uymayan davranışlarda bulunmama izin vermiyorsa, benim ülkemin adı da “Al da git” ülkesi değildir.
İsteseniz de istemeseniz de bu ülke de hala yasalar vardır. Bu yasalar hangi konum ya da görevde olursan ol, uyulması zorunlu yasalardır.
Sen bu yasaları uygulamak istemeyip, “ben yaptım oldu” dersen geldiğin ve toplumu getirdiğin konumun adına “kaos” derler.
Şimdi burada olması gereken, hükümet(yöneticilik) eden güçlerin (AKP) kafasını iki eli arasına alıp yeniden düşünmesidir.
Bu ülkede kaos yaratarak, ne yapmanın peşinde olduklarını düşünmeleri gerekmektedir.
Demokrasinin onlara verdiği bu güzelim olanakları, ülkenin Demokratikleşmesine mi, yoksa şeriat gibi, çağ dışı uygulamalar için mi kullanacaklarına hemen karar vermelidirler.
Bu ülkenin yürürlükte (Mer’i) olan kanunlarını uygulamak gibi bir görevi olan Türkiye Cumhuriyeti Savcılarını da görevlerini yaptıkları için suçlamadan, sadece saygı duymalıdırlar.
Unutulmamalı ki, “Cumhur” sözcüğü bir Devlet Başkanının, bir de bu ülke Savcılarının adları önünde vardır.
“Hukuk bir gün, hukuk tanımazlara da gerekli olacaktır”.
Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Demokrasilerde, partiler programlarını halka (seçmene) anlatır, bu programlarına göre oy ister ve yönetime geldiklerinde de bu programlarını uygulamaya koyarlar. Yasalara göre kurulmuş, yasalara göre seçimlere girmiş, seçim sonuçlarına göre de, parlamentonun iktidar ya da muhalefet bölümünde yer almış bir siyasi partinin kapatılması, ne ülkenin daha demokratik olmasına, ne de kalkınmasına yarar getirecektir.
Kaldı ki, ülkemizde bundan önce de bir çok siyasi parti, darbelerle kapatıldığı gibi, gerek yerel mahkemeler, gerekse Anayasa Mahkemesi (Yüce Divan) tarafından da kapatılmıştır.
Din eksenli, şeriat istemli Milli Nizam Partisi kapatıldığında, yerine Milli Selamet Partisi, Milli Selamet Partisi kapatıldığında, yerine Refah Partisi, Refah Partisi kapatıldığında da, yerine Saadet Partisi aynı dakika da kurulduğu gibi, Etnik kökenli Dep kapatıldığında, Hadep, o kapatıldığında Hep, Hep kapatıldığın da bugünkü adıyla DTP nin aynı anda kurulmadılar mı?
Erbakan’ın Partilerinde yıllarca görev yapan bugünün Cumhurbaşkanı, Başbakanı, diğer Bakan ve Milletvekillerinin üyesi olduğu ve ülke yönetiminin her köşe başını almış durumdaki AKP’ inin kapatılmasının kime ne gibi bir yararı olacaktır.
Elbette yanıt, “hiç kimseye” dir.
Buraya kadar, hep ev sahibini suçladık. Nasrettin Hocanın deyişiyle “ Hırsızın hiç mi suçu yok ?” demedik.
Öyleyse, burada durup, sorgulanması gereken, bu parti ne yapmıştır da böyle bir sav (iddia) ile karşı karşıya kalmıştır sorusudur.
Bu sorunun yanıtı da, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında yazılıdır.
Bu ülkenin Anayasasına ve tüm diğer yasalarına uymak ve uygulamak, iktidarda olsun, muhalefet de olsun tüm partilere düştüğü gibi, bu ülkenin insanlarının da asil görevidir.
Bu Anayasanın ve tüm yasaların koruyucu ve kollayıcısı olmak görevi de bu ülkenin savcılarına aittir.
Sen yönetimdeki sorumlu olarak, kendi ellerinle üye olduğun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin türbanla ilgili, hoşuna gitmeyen kararı için, “Bunu sen ne bilirsin, ulemaya sorman lazım” diyeceksin.
Yandaşlarından biri (Leyla Şahin) senin yönetiminde olan ülkeyi şikayet edecek, sen gerekli savunmayı yapmayacaksın.
Senin kurucu üyen, danışmanın “türbanı çıkart demek, donunu çıkart demekle aynıdır” diyecek,
Ülkenin okullarında “tesettür defileleri” yapılacak,
Senin atadığın yeteneksiz ve beceriksiz YÖK başkanın, Üniversitelere talimat verip “türbanı serbest bırakın” diyecek, ama Danıştay gibi bir yüksek yargı organı “Bu genelge geçersizdir” diye karar verecek,
Elinin altındaki Anayasa ve yasaları görmezden gelip “ katilin affına sadece, maktulün ailesi karar verebilir” gibi, şeriat çağrışımlı söylemlerde bulunacaksın.
Bu ülkenin Başbakanı olarak, insanların yatak odalarına girecek, “en az üç çocuk doğuracaksın” diyeceksin.
Bu söylediklerinin yasalara da, ülke gerçeklerine de aykırı olduğunu, bilerek söyleyeceksin.
Sesini yükselterek, hatta bağırarak, azarlayarak söyleyeceksin.
Sonra da, bu Savcı “ne diyor” diyecek, hata onu suçlayacaksın.
Ne oluyor arkadaşlar;
Var mı dünya üstünde böyle bir ülke. Yasası olmayan, genel kabülleri bulunmayan, savcıları görevlerini yapmayan böyle bir ülke var mı dünya da.
Nasıl İran’da yasalar benim (ya da kendi halkının) istediğim gibi yaşamama, İran yasalarına (şeriat yasaları) uymayan davranışlarda bulunmama izin vermiyorsa, benim ülkemin adı da “Al da git” ülkesi değildir.
İsteseniz de istemeseniz de bu ülke de hala yasalar vardır. Bu yasalar hangi konum ya da görevde olursan ol, uyulması zorunlu yasalardır.
Sen bu yasaları uygulamak istemeyip, “ben yaptım oldu” dersen geldiğin ve toplumu getirdiğin konumun adına “kaos” derler.
Şimdi burada olması gereken, hükümet(yöneticilik) eden güçlerin (AKP) kafasını iki eli arasına alıp yeniden düşünmesidir.
Bu ülkede kaos yaratarak, ne yapmanın peşinde olduklarını düşünmeleri gerekmektedir.
Demokrasinin onlara verdiği bu güzelim olanakları, ülkenin Demokratikleşmesine mi, yoksa şeriat gibi, çağ dışı uygulamalar için mi kullanacaklarına hemen karar vermelidirler.
Bu ülkenin yürürlükte (Mer’i) olan kanunlarını uygulamak gibi bir görevi olan Türkiye Cumhuriyeti Savcılarını da görevlerini yaptıkları için suçlamadan, sadece saygı duymalıdırlar.
Unutulmamalı ki, “Cumhur” sözcüğü bir Devlet Başkanının, bir de bu ülke Savcılarının adları önünde vardır.
“Hukuk bir gün, hukuk tanımazlara da gerekli olacaktır”.
Toplam Yorumlar 1
Yorumlar
| | elinize dilinize sağlık.budur işte. |
07.04.08 , saat 21:41 de zekii yazdı.
|
Yorum Yazın |
Toplam Trackbackler 0
Trackbackler
Ömer Faruk Eryılmaz Tarafından Yazılan Son Blog Başlıkları
- Terk etmedi sevdan beni (03.07.08)
- Suyu tersine akıtmak (03.07.08)
- STK lar ne iş yapar (03.07.08)
- Sav, Savuşmalıdır (03.07.08)
- Belki başka bahara (03.07.08)








