Bolbolcu geldi hanımmm!
03.07.08 , saat 13:01 de Sibel Yiğit Karaören yazdı.
03.07.08 , saat 18:15 de Sibel Yiğit Karaören tarafından güncellendi.
03.07.08 , saat 18:15 de Sibel Yiğit Karaören tarafından güncellendi.
Çocukluğumuzda var olup da zamana yenik düşen bir meslek grubundan ve her köşesinde anılarımın olduğu mahallemden bahsedeceğim yine sizlere…
Haydi koltuklarınıza yaslanın demeyeceğim. Gelin tahta sedirlerdeki içi saman dolu yastıklara yaslanalım. Ya da bağdaş kurup evin bir köşesindeki mindere oturalım ve geçmişe yolculuğa ilk oralardan başlayalım…
Yer : Kale Kapı Mahallesi İmamızgilin söğütün altı
“Bolbolcu geldi hanımmm! diye başlayan bir ses duyduğumuzda lafın sonunu beklemeden içimize sığdıramadığımız büyük bir merakla merdivenleri üçer beşer atlayıp soluk soluğa o hiç değişmeyen bilindik adrese İmamızgilin söğüt ağacının yanına koşardık. Bolbolcu hem atını ağaca bağlar, hem de göz ucuyla gelenleri kontrol ederek, sesini daha bir yükseltip müşterisini çoğaltmaya çalışırdı. “Çorap eskileriyle, naylon çoraplarla arpalar alınırrr…” diye bağırıp dururdu dakikalarca…
Bayramören tarafından atıyla satış yapa yapa gelen o amcayı mahallede herkes tanırdı.O da çoğu kişiye aşinaydı. Kasket altındaki güneş kavruğu yüzü yollarda geçmiş bir ömrün izlerini taşırdı. Zayıf, uzunca bedeninde yorgunluğa yenik düşmek üzere olan beline aldırmadan ekmek parası kaygısı ağır bastığından olsa gerek müşterilerini memnun etmek için her bakılmak isteneni usanmadan çıkarıp gösterirdi. Aslında satıcıdan çok takasçı demek daha doğru olurdu.Para en son geçerdi.Herkes ihtiyaçlarını takas ederek alırdı.Yün çorap eskisini, tiftiği,naylon çorabı ver,karşılığında kiren ( kızılcık) , yeşil fasulye ya da bulaşık, çamaşır leğeni al. Bu arada da bir sürü alışveriş deneyimine sahip ol.
O zamanlarda boncuk oyası çok yapıldığından sadece boncuk satan satıcılar da vardı. Boncukları koyduğu bir sürü oyması olan özel yapım sandıklarda hanımların ilk işi o günlerin en moda oyasının boncuk renklerini aramak olurdu. O güneşin altında olağanüstü renk yansımaları ile rengarenk, kesme, yuvarlak, uzun dizi dizi boncukların arasında kaybolur, bir türlü hangisini alacağınıza karar veremezdiniz ama Türkan Şoray kirpiği mi yapacaksın? adıyla sor, boncukcu seni yönlendirsin. Adam adeta oya uzmanı. Diğer yerlerde sattıkları hanımlardan dinlediklerini hemencecik size aktarıp, kararsızlıktan kurtarırdı.
O anıların ağacı geçen yıllarda bir anlaşmazlık yüzünden bizim bütün yalvarmalarımıza rağmen sahibi tarafından kesildi ama sonrasında bir mucize oldu adeta. Günlerden bir gün ağacın hemen yanında kök saldığı dallardan birisi yeşerip başını gösterdi. Onu gördüğümdeki sevincimi anlatamam ve biz bu fırsatı kaçırmayıp, o küçücük umudu öğle bir koruyup kolladık ki sevgimize karşılık verdi. Şimdi yine aynı yerde ve biz de ona bakarak anılarımızı paylaşıyoruz…
Anneme böyle bir yazı yazdığımdan sözettiğimde bana iki satıcıyı daha anımsattı. Birisi mayıs ayı sonlarına doğru okulların önüne gelerek çuvallara basılmış iri iri deneli (taneli) karları satan kar satıcıları ve özellikle Ahlattan yapılan kavut satıcıları...Kızıl kavut derlerdi bazen ıslatılarak (annem pekmezle karardık diyor),bazen kuru yenirdi ama tam olarak içeriğini ve yapılışını merak ederek öğrendim. Başka bir yazımda Kurşunlu' da ne yenirdi onları paylaşacağım sizlerle. Benim aklıma da kavut deyince leblebi tozu geldi.Şöyle kücük küçük bardak vari kaplarda satılırdı. Hani o ağzımıza atar atmaz konuşmaya çalışıpta üstümüzü başımızı batırdığımız leblebi tozları...
Yazar
Sibel Yiğit Karaören
Haydi koltuklarınıza yaslanın demeyeceğim. Gelin tahta sedirlerdeki içi saman dolu yastıklara yaslanalım. Ya da bağdaş kurup evin bir köşesindeki mindere oturalım ve geçmişe yolculuğa ilk oralardan başlayalım…
Yer : Kale Kapı Mahallesi İmamızgilin söğütün altı
“Bolbolcu geldi hanımmm! diye başlayan bir ses duyduğumuzda lafın sonunu beklemeden içimize sığdıramadığımız büyük bir merakla merdivenleri üçer beşer atlayıp soluk soluğa o hiç değişmeyen bilindik adrese İmamızgilin söğüt ağacının yanına koşardık. Bolbolcu hem atını ağaca bağlar, hem de göz ucuyla gelenleri kontrol ederek, sesini daha bir yükseltip müşterisini çoğaltmaya çalışırdı. “Çorap eskileriyle, naylon çoraplarla arpalar alınırrr…” diye bağırıp dururdu dakikalarca…
Bayramören tarafından atıyla satış yapa yapa gelen o amcayı mahallede herkes tanırdı.O da çoğu kişiye aşinaydı. Kasket altındaki güneş kavruğu yüzü yollarda geçmiş bir ömrün izlerini taşırdı. Zayıf, uzunca bedeninde yorgunluğa yenik düşmek üzere olan beline aldırmadan ekmek parası kaygısı ağır bastığından olsa gerek müşterilerini memnun etmek için her bakılmak isteneni usanmadan çıkarıp gösterirdi. Aslında satıcıdan çok takasçı demek daha doğru olurdu.Para en son geçerdi.Herkes ihtiyaçlarını takas ederek alırdı.Yün çorap eskisini, tiftiği,naylon çorabı ver,karşılığında kiren ( kızılcık) , yeşil fasulye ya da bulaşık, çamaşır leğeni al. Bu arada da bir sürü alışveriş deneyimine sahip ol.
O zamanlarda boncuk oyası çok yapıldığından sadece boncuk satan satıcılar da vardı. Boncukları koyduğu bir sürü oyması olan özel yapım sandıklarda hanımların ilk işi o günlerin en moda oyasının boncuk renklerini aramak olurdu. O güneşin altında olağanüstü renk yansımaları ile rengarenk, kesme, yuvarlak, uzun dizi dizi boncukların arasında kaybolur, bir türlü hangisini alacağınıza karar veremezdiniz ama Türkan Şoray kirpiği mi yapacaksın? adıyla sor, boncukcu seni yönlendirsin. Adam adeta oya uzmanı. Diğer yerlerde sattıkları hanımlardan dinlediklerini hemencecik size aktarıp, kararsızlıktan kurtarırdı.
O anıların ağacı geçen yıllarda bir anlaşmazlık yüzünden bizim bütün yalvarmalarımıza rağmen sahibi tarafından kesildi ama sonrasında bir mucize oldu adeta. Günlerden bir gün ağacın hemen yanında kök saldığı dallardan birisi yeşerip başını gösterdi. Onu gördüğümdeki sevincimi anlatamam ve biz bu fırsatı kaçırmayıp, o küçücük umudu öğle bir koruyup kolladık ki sevgimize karşılık verdi. Şimdi yine aynı yerde ve biz de ona bakarak anılarımızı paylaşıyoruz…
Anneme böyle bir yazı yazdığımdan sözettiğimde bana iki satıcıyı daha anımsattı. Birisi mayıs ayı sonlarına doğru okulların önüne gelerek çuvallara basılmış iri iri deneli (taneli) karları satan kar satıcıları ve özellikle Ahlattan yapılan kavut satıcıları...Kızıl kavut derlerdi bazen ıslatılarak (annem pekmezle karardık diyor),bazen kuru yenirdi ama tam olarak içeriğini ve yapılışını merak ederek öğrendim. Başka bir yazımda Kurşunlu' da ne yenirdi onları paylaşacağım sizlerle. Benim aklıma da kavut deyince leblebi tozu geldi.Şöyle kücük küçük bardak vari kaplarda satılırdı. Hani o ağzımıza atar atmaz konuşmaya çalışıpta üstümüzü başımızı batırdığımız leblebi tozları...
Yazar
Sibel Yiğit Karaören
Toplam Yorumlar 0
Yorumlar
Yorum Yazın |
Toplam Trackbackler 0
Trackbackler
Sibel Yiğit Karaören Tarafından Yazılan Son Blog Başlıkları
- Bolbolcu geldi hanımmm! (03.07.08)
- Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.. (01.02.08)
- Elimizin hamuruyla erkek! işine karıştık... (01.02.08)
- Yıl 1967... (01.02.08)
- Metalik gri bir dünya (01.02.08)







